SGDF'li (Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu) gençler, kalleşçe bir bombalı saldırıda 31 yoldaşı yitirdi, 100 civarında yoldaş da yaralandı.

SGDF, Kobanê'nin yeniden inşasıyla dayanışma kampanyası yürütüyordu. Çocuk parkı, Suphi Nejat Kütüphanesi yapmak istiyordu. Ayrıca Kobanê halkının devrimci gelişmesinden öğrenmek, Rojava'da halkların özgürlük içinde birliğinin deneylerini Türkiye'deki halklara anlatmak istiyorlardı.

Bu çalışmayı haftalar, aylar boyunca yürüttüler. 300'ü aşkın genç, bazıları anne ve babaları ile birlikte yolculuğa çıktılar.

Gençler ve bizler, bu denli barışçı bir çalışmaya bombalı saldırı olacağını pek beklemiyorduk. Yanılgının sonucu ağır oldu. Erdoğan diktatörü IŞİD'li canlı bombacıyı, MİT ve polis koordinasyonunda harekete geçirdi. 31 yoldaşımızı katletti, bazıları ağır olmak üzere 100 civarında yoldaşımızı yaraladı. Gençleri İstanbul ve diğer şehirlerden adım adım takip eden ve Suruç'ta sıkı aramalardan geçiren polis, patlamanın gerçekleştirildiği basın açıklaması sırasında ortada hiç yoktu.  Erdoğan cuntasının kontrgerillası, anlaşılan önceden bildiği ve koordine ettiği patlamadan zarar görmemesi için polisi uzak tutmuştu. 

Saldırı, korkakça ve kalleşçeydi. Korkakçaydı, çünkü sivil, silahsız ve barışçı çalışma yapan insanlaraydı. Kalleşçeydi, çünkü polis SGDF'lileri sıkı aramadan geçiriyor ama aynı zamanda toplu katletmek için gizli planı yürütüyordu. Kalleşçeydi. Elinde devasa militarist gücü olan devletin, intihar bombacısını sivil insanlar üzerine saldırtması ne kadar acımasız ve kalleş olduğunu gösterir. 

Fakat diktatör Erdoğan'ın ABD ile anlaşarak Kürt Özgürlük Hareketi'ne savaş başlatması, Suruç Amara Kültür Merkezi'nde sosyalist gençlerimizin katledilmesinin büyük resmini daha çok anlamamızı sağladı. Erdoğan cuntasının Suruç sivil katliamını gerçekleştirdiğini de daha net sergiledi. 

Erdoğan, 7 Haziran seçimi öncesinden başlayarak yürütmeyi doğrudan üstlenmiş, HDP'ye 200 civarında saldırıyı gerçekleştirmişti. Böylece fiili başkanlık diktatörlüğünü yasalaştıracak anayasayı seçim kazanarak yapacağını hesaplıyordu. Bunun için, HDP Adana ve Mersin binalarına emrindeki Erdoğan gladyosu eliyle bomba gönderdi. Yetmedi, 5 Haziran Amed mitingini kana bulayan bombayı patlattı. 5 canımızı katletti, bir kısmı ağır olmak üzere onlarca canımızı yaraladı. 

Seçimi kaybettikten sonra saldırı ve gerilimi sürdürerek hem erken seçimle yeniden daha fazla oy almayı umdu, hem de  Ortadoğu'da iflas eden yayılmacı savaş politikasını yeniden gündeme koymak için Kürt Özgürlük Hareketi'ne savaş açtı. 

ABD'nin IŞİD'e bir yıl boyunca yaptığı bombardımandan daha ağırını bir gecede PKK'ye karşı gerçekleştirdi. 24 Temmuz gecesi 50 uçak ve 500 sortiyle PKK yönetici ve komutanlarını imha etmek istedi. Bombardımanı sürdürüyor. Ayrıca YPG güçlerine tank atışları yapıyor, özel kuvvetler elemanlarıyla Kobanê civarındaki Kürt köylülerini tehdit ediyor. 

Erdoğan cuntası, seçim kaybetmiş düşük hükümetle ve saraydan yöneterek savaşı yürütüyor. Erdoğan hükümet henüz düşük hale gelmeden/seçim sürecinde hükümete de darbe yaparak Öcalan'la müzakereyi sona erdirmiş, müzakereden sorumlu bakanlar ve Başbakan “Erdoğan'ın sözleri bizim için emirdir” boyun eğmesiyle müzakereye son vermişlerdi. 

Bu, Erdoğan saray darbesinin Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı kapsamlı bir savaşı seçim sürecinde kararlaştırıp, sonrasında düşük hükümetle uygulamasıdır.

Erdoğan cuntası, seçim sürecinde değindiğimiz  saldırılarını başlattı. Şimdi sürdürüyor. 1000'i çoktan aşan gözaltılar, Günay Özarslan'ın yargısız infazla katli, Gazi Cemevi'ne gaz bombalarıyla saldırı, savaşa karşı barış yürüyüşlerinin yasaklanması, HDP Eşbaşkanı Demirtaş hakkında fezleke hazırlanması saldırıların boyutlanarak sürdürüleceğini gösteriyor. 

Suruç/Amara Kültür Merkezi'nde SGDF'li ve birlikte Kobanê'ye inşaya giden yoldaşların kitlesel katledilmesi, Erdoğan cuntasının dışta ve içte kirli savaşının en önemli başlangıç saldırılarından biri. Böylece saray cuntası Kürt Özgürlük Hareketi'yle anti faşist ittifak içinde olan komünist, devrimci güçlere gözdağı veriyor. IŞİD'li tetikçiye yaptırarak, IŞİD'i gösterip Rojava ve Güney Kürdistan'da Kürdistan Özgürlük Hareketi'ne karşı savaşa sahte gerekçe yaratıyor. Bu yolla kirli savaşında ABD ve diğer emperyalistlerin desteğini alacağını hesaplıyor. Efendisi ABD emperyalistlerinin desteğini alıyor da. 

Savaş ve gerginlik ortamında Erdoğan cuntası, diktatörlüğünü hissettirmenin yanısıra olası erken seçimde HDP'nin baraj altı bırakılmasını ve yeniden tek başına AKP hükümeti kurabileceğini planlıyor. Önemli darbeler vurabilirse Kürt Özgürlük Hareketi'nin diktatörlüğü sarsamayacağını hesaplıyor. 

Oysa her diktatör gibi Erdoğan da kötü yanılıyor.

Kürt Özgürlük Hareketi öncülük ettiği Rojava Devimi'yle birlikte yalnızca güç olarak değil siyasi etkisi ve halkların gönlündeki yeri bakımından çok daha güçlüdür. IŞİD'le savaşta zafer kazanan tek güç olarak, Türkiye halklarının demokratik bilincindeki saygınlığı ve etkisi çok daha artmıştır. 

Türk halkının geniş kitleleri kirli savaşı değil barışı istiyor. Örgütlü güç yetersizliği ve devrimci bilinç zayıflığı bir an için Erdoğan'ın kirli savaş milliyetçiliği için bir boşluk yaratsa da kirli savaş ve Suriye iç gerici savaşına batmanın ağır ve kirli bedeller getirdiğini Türk halk kitleleri de deneyleriyle öğrenmiştir. 2011-12 dönemindekinden çok daha fazla kirli savaşa mesafelidir. 

HDP-HDK etrafında kurulan halkların demokratik özgür birliği son seçimlerde şovenizm barajında büyük bir yarılma yaratmış, daha büyüyeceğini göstermiştir. 

ABD, İncirlik'in karşılığında ve burjuva Türk devletiyle gelenekleşen işbirliği nedeniyle Erdoğan cuntasını Kürt Özgürlük Hareketi'ne ve devrimci harekete karşı destekliyor. Fakat Suriye iç savaşında ve Irak işgalinde planının altüst olması aralarında çelişkilerin çıkmasına yol açmakta.  AB emperyalistleriyle ilişkileri de istikrarlı değil. 

Koşullar Erdoğan cuntasının başarısızlığa ve yenilgiye mahkum olduğunu gösteriyor. 

Erdoğan cuntası halklarımıza ve devrimcilere ölümler ve acılar yaşattıktan sonra uzun olmayan süreçte yenilgiye uğratılabilir. Fakat elbette mücadeleyle...

Bunun için Erdoğan cuntasının topyekün saldırısına karşı birleşik anti faşist mücadeleyi, tekil, kesimsel, yerel, genel talep ve eylemlerle yoğunlaştırmak bütün devrimcilerin acil görevidir. Bu mücadelede demokratik barış eylemleri de, parlamento grubuyla aktif çalışma/sorgulamada, kitle militanlığı da, ölüm kusan faşist barbar saldırılara yanıt da olacaktır.

Erdoğan cuntasını yenilgiye uğratmak, Suruç'ta yitirdiğimiz 31 canımızın bize yüklediği devrimci görevdir.  Başaracağız. 

 Erdoğan'dan ve tetikçisi IŞİD'li katillerden 31 canımızın hesabını mutlaka soracağız.