AKP’nin kazanma hırsının neden olduğu seçim savaşları tam hız devam ediyor. Hileler, usulsüzlükler, YSK’ye, Anayasa Mahkemesi’ne itirazlar derken yaşanan belirsizlikler,  huzursuzluklar... Ancak seçim sonuçları bu savaşın sadece öne çıkan yönü. Devlet baskısının, özgürlüklere yönelik şiddetin giderek artırılması ile birlikte düşünüldüğünde, AKP’nin Ağrı’da seçim sonuçlarına on beş kez itiraz etmesindeki kötü niyet, ayarsızlık sadece Ağrı belediye başkanlığı içindi denilemez.  

Zira Ağrı'da yaratılan huzursuzluğun, halkta oluşan tepkinin, Ağrı’dan çıkıp bölgeye yayılması ve hem bölge hem de genel siyasete olası etkileri herkesçe tahmin edilebilecek kadar açıktı. Bu sürecin çatışmasızlık ortamını bozması yakın ihtimaldi. Devlet şiddetinin daha da azgınlaşmasının, katliamların, işkencelerin önünü açacağı da endişeler arasındaydı. AKP bundan mutlak iktidarını hedefliyordu belki ama bu durum AKP’nin sonu da olabilirdi. Ama hiç biri olmadı, olamadı.
Malumunuz üzere bu durumu engelleyen AKP’nin korkusu ya da sağduyusu değildi. AKP her türlü usulsüzlüğü, arsızlığı, kötü niyeti, halka şiddeti, baskıyı hırsına araç edinmişken, sırtını hakka hukuka dönmüşken, kendi yok oluşuna hızla koşarken,  bu iş yine BDP’nin omuzlarına kaldı. Evet, ne yazık ki  "tansiyonu düşürme" görevi yine BDP’ye düştü.
İçin rahat mı derseniz, değil. Çünkü, Haziran seçimlerinde, olası AKP oyunları nedeniyle BDP’nin kazanamama olasılığını ve bunun sadece Ağrı insanı değil bölge halkında yaratacağı kırılmayı, sesli ya da sessiz düşünmeye korkuyorum açıkçası.  
Seçim sonuçlarına bağlı sorunlar devam ederken hayat da yerinde durmuyor. Siyaset, ekonomi derken yaşam her yerde tam hız. Demokratik yollarla mücadele ederek geleceğimizi kazanacağız diyorsak hükümetin icraatlarını da, meclisin çalışmalarını da, yaklaşan seçimleri de göz ardı edemeyiz.
Uzun uzun analizi gereken bir konu olmakla birlikte, geçen yazı da bir cümleyle bıraktığımız yerden düşünmeye devam edersek; önümüzde, kazandığımız yerlerde yaratacağımız alternatif yerel siyaset anlayışı ve icraatı yanında genel siyasete dair yaklaşım, tutum ve ilkelerimizin de netleşmesi, halkın gözüne kulağına yüreğine ulaştırılması ve halkın kazanılması görevi var.
BDP'nin HDP’nin alacağı pozisyonu ayrı ayrı değerlendirmek gerekir düşüncesindeyim. Bunu, bir süredir ortada dolaşan BDP’nin HDP’ye katılacağı söylentisine rağmen ve BDP’nin misyonunu tamamlamadığı ve HDP’ye olan ihtiyaç düşüncesinin yoğunluğunda söylüyorum.
BDP, bir Kürt partisi olarak daha çok Kürtlerin özgürlük taleplerine hassas olmalı ve bunu yapıyor. Ancak HDP’nin etnik ve dini belirlemelerden uzak, eşit ve özgür yurttaşlık ve insanca bir yaşam üzerinden demokratik bir program oluşturması ve çalışmalarında bu vurguyla çalışması önemli.
AKP seçmeninin dahi devletin mağdurları oldukları, hatta ordunun, polisin ve Türk milliyetçilerinin de mağdurlar sınıfına dahil olmalarının ardından ülkede devletin tokadından nasiplenmeyen kalmadığından, yeni politika çizgisinde devlet şiddetini, keyfiyetini, hukuk dışılığını, iktidar gücünün mutlak hakimiyetini herkes açısından reddeden ve halkın eşit ve özgürce ortaya koyacağı iradeyi öne çıkartan bir hatta da ihtiyaç çok açık...Bu yazılık bu kadar, devamı gelecek yazılara.  
Evet, her yaşam, bir mücadele tarihi aynı zamanda. Bireysel olanından toplumsal olanına didinip duruyor insan bilinci ölçüsünde. Hedef, hep daha güzeli, daha insancası… Dün, Orhan Veli’nin yüzüncü doğum günüydü. Şair 1950 yılında yazdığı ‘Rahat’ isimli şiirinde anlatmış hayatın ve kavganın iç içeliğini; "Şu kavga bir bitse dersin, Acıkmasam dersin, Yorulmasam dersin, Çişim gelmese dersin, Uykum gelmese dersin; Ölsem desene!"