
SELMAN GÜZELYÜZ/MA/ANKARA
Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile ihraç edilen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın işlerine dönmek amacıyla başlattıkları açlık grevi eylemi 245. gününe girdi. Ankara Yüksel Caddesi’nde başlatılan “İşimizi geri istiyoruz” eylemi ise polis saldırısına rağmen 365. gününde.
Türk devletinin 15 Temmuz 2016’daki iç çatışması sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile birçok meslek grubundan yüz binlerce insan açığa alındı ve ihraç edildi. Tüm bu ihraçlara OHAL koşullarındaki baskı ikliminden kaynaklı yeterince tepki oluşmadı. Selçuk Üniversitesi’nde ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen, bundan tam bir yıl önce 9 Kasım 2016’da tüm toplumu hareketlendirecek bir eyleme imza attı. Gülmen, Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde gelerek, “kendisi ve binlerce devrimci demokrat kamu emekçisi adına oturma eylemine başladığını” ilan etti. Eyleme anında saldıran polis, Gülmen’i gözaltına aldı. Polis saldırısı bir yıl kadar sürdü ve yüzlerce emekçi yüzlerce kez şiddet görerek Yüksel’de gözaltına alındı.
İşimizi geri istiyoruz
Nuriye Gülmen’le başlayan eyleme 17 Kasım’da kendisiyle birlikte 245 gündür açlık grevinde olan Semih Özakça ve 117 gündür açlık grevinde olan Esra Özakça da ”Biz kazanacağız” sloganıyla İnsan Hakları Anıtı önünde oturma eylemine başladı. Ardından eğitimci Acun Karadağ ve Yüksel’in simge ismi haline gelen Veli Saçılık’ın da katılımıyla Gülmen’in fitilini yaktığı eylem, ”İşimizi geri istiyoruz” eylemine dönüşmüş oldu. Her geçen gün eyleme katılım arttı, polis şiddeti ve eylemin etkisi de… Gülmen’in başlattığı eylem daha sonra Ankara’nın göbeğinin bir karakola dönüşmesine neden oldu.
Bir gün için katılmıştı
Burdur Cezaevi’nde 5 Temmuz 2000’de ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ adı altında yapılan katliam sırasında cezaevi duvarını yıkan dozerin kepçe darbesi sonucu kolunu kaybeden Veli Saçılık, 22 Kasım’da ihraç edilmişti. Saçılık, Yüksel Caddesi’ndeki eyleme katılımını şu sözlerle anlatmıştı: ”Henüz ihraç edilmemiştim. Gülmen’i sosyal medyada gördüm, bir gün de olsa destek olmalıyım demiştim. Ama bir yıl oldu, direniş daima!”
Saçılık’a yönelik polis şiddeti ilk günden bu yana gündem olurken, polis eylemler sırasında Saçılık’ın kopartılan ampute kolunu kırdı.
Gülmen mevzi olarak gördü
Açığa alındığı için eyleme başlayan Gülmen, eyleminin 60. gününde ihraç edildiğini öğrendi. Gülmen, buna dair verdiği bir röportajda, “Halihazırda bir mevzimiz var ve bu atılma haberini direnişle karşılamaktan onur duyuyorum” diyerek, eylemlerin süreceğini duyurdu. Eylemler, her gün İnsan Hakları Anıt önünde polis saldırısı altında devam etti.
Tam 120 gün öncüydüler
”İşimizi geri istiyoruz” eylemi Gülmen ve Özakça öncülüğünde tam 120 gün sürdü. Sadece Gülmen, eyleminin ilk 20 gününde 17 kez gözaltına alındı. Eylemin 19. gününde kamuoyunun oluşmasıyla polis saldırısına uzun bir süre ara verildi. Gülmen o günleri şöyle anlatmıştı: ”O gün yine gözaltı ve darp edilmeye hazır bir şekilde alana gittim. Polisler gelip çekim yaptı, çekiyorlardı ama gözaltına almıyorlardı. Akşama kadar bu şekilde bekleyiş devam etti ve ben anladım ki ısrarlarım sonuç verdi. İşime dönsem anca bu kadar sevinirdim. Vazgeçeceklerini biliyordum. Alanı kazanmak bizim için önemliydi, böyle bir süreçte mevzi kazandık ve faşizme geri adım attırdık. Onlara ‘Pes edeceksiniz’ dedik ve pes ettirdik.”
Açlık grevi ve çiçekli anıt
”Gerekirse açlık grevi yapacağız. Taleplerimizin karşılanmasını istiyoruz” diyen Gülmen ve Özakça, 11 Mart 2016’da açlık grevine başlayacaklarını duyurdu. Buna ilişkin Meclis’te 9 Mart günü basın toplantısı düzenleyen ikili, Meclis çıkışında gözaltına alındı, 5 gün gözaltında tutulduktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Açlık grevine 9 Mart günü gözaltında nezarethanede başlayan Gülmen ve Özakça, açlık grevine 246. gününde cezaevinde ve ev hapsinde devam ediyor.
24 saatlik nöbet
Açlık grevi ardından İnsan Hakları Anıtı önünde eylem 24 saatlik nöbetle devam etti. Açlık grevinin ilerleyen günlerinde Gülmen ve Özakça’nın etrafı destek çiçekleriyle doldu. O günden sonra anıt, ”Çiçekli Anıt” olarak anılmaya başladı. Öyle ki polis, defalarca anıt önündeki çiçekleri dahi alandan topladı.
Kitlesel eylem ve yeni saldırı
Anıt önünde 24 saatlik açlık grevi nöbeti tutulurken, grevin 61. gününde 8 Mayıs gecesi Nuriye Gülmen’in fenalaştığı yönündeki haber ve görüntüler sosyal medyada adeta infial yarattı. HDP ve CHP’li vekiller sabahın erken saatlerinde anıt önüne geldi. O günden sonra açlık grevinin 76. gününe kadar Yüksel Caddesi’nde uzun zamandır görülmeyen şekilde kitlesel eylemler düzenlendi. Yüksel Caddesi’nde kitlenin her geçen gün artması, OHAL karşıtı söylemler ve taleplerin daha da yüksek sesle dillendirilmesi ardından açlık grevinin 76. günü olan 22 Mayıs’ta Gülmen ve Özakça’nın Kızılay’da açlık grevini sürdürdüğü ev basıldı. Gülmen ve Özakça, “Yeni bir Gezi süreci başlatmak” iddiasıyla tutuklandı.
Eylemciler tutuklama ardından günde iki kez saat 13.30 ve 18.00’de olmak üzere anıt önünde bir araya gelme çağrı yaptı.
Her şey gözaltında
Gülmen ve Özakça’nın gözaltına alınması ardından Yüksel Caddesi’ne de saldıran polis, İnsan Hakları Anıtı’nın etrafını bariyerlerle çevirdi, Yüksel Caddesi’ne seyyar karakol kurdu. O günden sonra anıt önünde günde iki kez açıklama yapmak isteyen herkes polis şiddetine, biber gazına ve gözaltı uygulamasına maruz kaldı.
Ev hapsi çare olmadı
Gülmen ve Özakça’nın tutuklanması ardından Yüksel Caddesi’ndeki eylemler devam ederken, günde iki kez eylemcilere saldırılmasına rağmen çare Yüksel eylemcilerinin ev hapsine alınmasında bulundu! 6 Temmuz 2017’de gözaltına alınan Acun Karadağ, Erdoğan Canpolat, Nazife Onay, Esra Özakça ve Nazan Bozkurt’a 12 Temmuz günü ev hapsi cezası verildi. Ancak eylemciler bu kararı tanımayarak, ayak bileklerine takılan elektronik kelepçeleri çıkardı ve tekrardan Yüksel Caddesi’ne geldi.
Günde iki kez gözaltı
”İşimizi geri istiyoruz” eyleminin başından bu yana yüzlerce kez gözaltı uygulaması gerçekleşti. Sadece Veli Saçılık 50, Acun Karadağ 70 ve İlker Işık 100’den fazla kez gözaltına alındı. İlker Işık, Ekim ayı boyunca her gün günde iki kez olmak üzere toplam 60 kez gözaltına alındı.
500 bin TL para cezası
Eylemcilere gözaltı ve ev hapsi yanında para cezası da verildi. Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan Veli Saçılık, ”Para cezalarıyla ilgili haber yapılınca hesaplamalar yaptım. Buna göre, sadece son bir ayda Yüksel direnişçilerine 70 bin TL para cezası verildi. Bir yılın toplamında ise 500 bin TL gibi bir rakam ortaya çıkıyor” bilgisini verdi.
Zorbalığa karşı direniş yılı
Saçılık, ”İşimizi geri istiyoruz” eyleminin bir yılını şöyle özetledi: “Yüksel, AKP’nin pullarını döküp gerçek yüzünü gösterdiği, Fetullah ile mücadele adı altında aslında emekçiler ve ezilen halklar ile mücadele etmesinin deşifresi açısından önemli bir yer tuttu. Ben Yüksel eylemini kazanılmış bir eylem olarak görüyorum. Ayrıca büyük kitlelerin sokağa çıkamadığı zamanlarda sembolik olarak öne çıkan insanların kitleleri etkileyebileceği ve kitlesel eylemlere yol açabileceğini göstermesi açısında da değerli. Ama Nuriye ve Semih’in açlık grevini hala bir yere bağlayamamış olmamız, bizim ve bir bütün olarak da bu toplumun AKP’ye karşı konumlanan herkesin eksikliği olarak görüyorum.”
Unutamadığı iki şey
Bir yıl boyunca hafızasının Yüksel’le bütünleştiğini belirten Saçılık, aklından çıkmayan olayları da şöyle sıraladı: ”İlki Nuriye’nin 9 Kasım günü yaptığı oturma eylemine tek başına çıkmış olması. Bu eylem Rosa Parks’ın beyazların koltuğuna oturduğu eylemdir. Bu eylem OHAL’de sokağa çıkılmaz algısını paramparça etti. Diğer unutamadığım olay ise annemin gözlerim önünde yerlerde sürüklenmesi oldu.”
Dev gibi bir tarih
Yüksel eyleminin müdavimlerinden öğretmen Acun Karadağ ise bir yılın sonunda duygularını MA’ya şöyle anlattı: “Dört mevsim süren bir direniş. Kışın başladı, iki mevsimi oturma eylemiyle geçti. Sonrası ise Nuriye ve Semih’in açlık grevi ve Yüksel eylemleri. Biz somut bir kazanım elde etmedik diyemeyiz. İşe geri dönme talebimiz gerçekleşmedi ama dünya sesimizi duydu. Bu iktidarın baskıyla, işkenceyle uyguladığı hukuksuzluk teşhir oldu. Özellikle eylem yapanlar çok ağır işkencelere maruz kaldı. Ama bunun yanında dev gibi tarihi bir direniş devam ediyor. Direnişi zaferle taçlandıracağız, buna inanıyorum. O da Nuriye ve Semih’in işlerine dönmesi ve açlık grevinin bitmesidir. O gün Yüksel direnişi sona erecek ve belki başka direnişlere evirilecek, başka mücadele alanlarına evirilecektir. Bir yıllık direnişi OHAL’i parçalayan dört mevsimlik direniş olarak tanımlıyorum.”
365 günlük hak ihlalleleri
Yüksel eylemlerinin başından beri insan hakları savunucusu kimliğiyle gözlemleyen İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Adnan Vural ise “Devletin bir yıldır süren Yüksel eyleminde yaptığı tek şey 365 günlük hak ihlallerdir” dedi. Kendisi de 692 Sayılı KHK ile ihraç edilen Vural, şunları ifade etti: “Yüksel Caddesi’nde başlayan eylem, bir sivil itaatsizlik eylemidir, bir hak arama eylemidir. Bu hak arayışında polisin yoğun olarak sokağa taşıdığı bir işkence var. Bir yıl boyunca Yüksel ile Konur’un kesiştiği yerde eyleme katılan katılmayan herkese işkence yapıldı. Yüksel’de amirden amire değişen kişiye özgü hukuksuzlar yaşanıyor. Ya düşünebiliyor musunuz; İnsan Hakları Anıtı aylardır gözaltında tutuluyor. İnsanların orada fotoğraf çekmeleri orada durmaları yasaklanmış. Türkiye AİHM’ye ve altına imza attığı tüm uluslararası sözleşmelere aykırı davranıyor.”