‘1933’ten 1945’e kadar olan olayların önünü almak için en geç 1928’den beri mücadele etmek gerekirdi. Daha sonra ki mücadele çok geç oldu. Özgürlük mücadelesine, ihanet deninceye kadar bekleyemezsiniz. Yuvarlanan kartopunu ezmek zorundasınız, kimse çığları durduramaz” diyen Erich Kästner faşizme karşı mücadelenin ne kadar önemli ve zamanında yapılması gerektiğini belirtir.
Bu sözleri Erich Kästner 1959 yılında günlük not defterine yazmıştı. İkinci Dünya savaşının 1945’te sonlanmasından 13 yıl sonra. 1933’te başlayan Adolf Hitler faşizmine karşı zamanında verilmeyen mücadeleye isyan ediyordu. Erich Kästner’ın söylediği gibi “Özgürlük mücadelesine, ihanet deninceye kadar bekleyemezsiniz”. Eğer zamanında mücadele verilmezse içten içe örgütlenen faşizm kendi rayına girdikten sonra alternatifine mücadele etme imkan ve olanaklarını tanımaz.
19. yüzyılın ortalarına doğru dünya insanlığına bu kadar acı ve işkence yaşatan, arkasında harabeye çevrilmiş kentler bırakan, milyonlarca insanın hayatına mal olan, yoksulluk, tecavüz, işkence, sürgün ve soykırıma sebep olan bu ulusalcılığın, milliyetçiliğin, faşizmin dünyanın neredeyse her bölgesinde tekrar doğuyor olmasını analiz etmek ve buna karşı mücadele etmek gerekiyor.
Almanya için Alternatif Partisi (Alternative für Deutschland-AfD), 2013 yılında kurulan popülist, sağ, yani başka bir deyişle Türkiye’deki MHP gibi faşist bir parti. 2013 seçimlerinde baraj altında kalarak meclise girme hakkını elde edemeyen AfD, 2014 seçimlerinde barajı geçerek, Almanya’daki 96 koltuktan 7’sini kazanıp Avrupa Parlamentosuna girdi.
Almanya için Alternatif Partisi (AfD) eyalet parlamentolarındaki ilk temsilini Thüringen, Brandenburg ve Saksonya ile yaptı. 2017’deki Almanya federal seçimlerinde yüzde 12.6 oy alarak ilk defa 94 sandalye ile federal meclise girmeye hak kazanan AfD’e 2019 eyalet seçimlerinde oy patlaması yaptı. Sachsen eyaletinde bir önceki döneme göre yüzde 17,8 prozent düzeyinde oylarını arttırarak yüzde 27,8 puan ile ikinci parti oldu. Brandenburg’da da farklı bir sonuç çıkmadı. AfD, 2014 seçim sonuçlarına oranla yüzde 12,2 düzeyinde oylarını arttırarak yüzde 21 ile ikinci parti oldu.
Hem eyalet seçimlerinde hem de genel seçimlerde oy kaybına uğrayan iktidar partisi Christlich Demokratische Union Deutschlands (CDU), ortağı Sozial Demokratische Partei Deutschlands (SPD) ve Demokratisch-Sozialistische Partei (Die LİNKE) oy kaybına uğradı. Şimdiye kadar oy yükselişini düzenli olarak koruyan parti ise Bündnis 90 / Die Grünen yani Yeşiller partisidir.
Faşizmin yükselişi sadece Almanya’da değil, Avrupa’nın önemli ülkelerinde ciddi bir artış ile ya iktidardadır ya da iktidar ortağıdır. Fransa’da 2017’deki başkanlık yarışında radikal sağcı aday Marine Le Pen yüzde 33,9, Hollanda’da (Partij voor de Vrijheid PVV) Özgürlük Partisi yüzde 19, İtalya’da (Lega Nord - Lega Nord per l’indipendenza della Padania) Padanya’nın bağımsızlığı için Kuzey Birliği 2018 seçimlerinde yüzde 17,4, İsviçre’de (Die Schweizerische Volkspartei SVP) İsviçre Halk Partisi 2015 seseçimlerinde yüzde 30, (Österreichischen Volkspartei ÖVP) Avusturya Halk Partisi yüzde 31,5, oranında oy aldı.
Avrupa’daki radikal sağa benzer bir süreç küresel politikada da büyük başarılar elde etmiş durumdadır. İkinci Dünya savaşından sonra bir bütünen neredeyse yıkıma uğrayan ya da inzivaya çekilen faşist hareketler, özellikle 2000’li yıllardan sonra birbirine parelel şekilde tekrar tarih sahnesindeki yerlerini almaya başladılar. Filipinler’de Rodrigo Duterte, Hindistan’da Narenda Modi, Polonya’da Jarosław Kaczyński, Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’de Benjamin Netanyahu, Brezilya’da Michel Temer ve ABD’de Donald Trump vb daha da sayabileceğimiz radikal sağcı, ulusalcı şahsiyetler şuan iktidardadırlar.
Tüm bunlar gösteriyor ki dünyada gelişmekte olan bu sağcı partilere karşı sol, demokrat, kadın, gençlik vb toplumların bir bütünen bir araya gelip strateji belirlemeleri gerekiyor. Eğer toplumların demokratik yaşam garantisi olan bu kesimler bir araya gelip büyük bedeller ile bir düzeye ulaşan farklılıkların bir arada yaşama iradesine sahip çıkıp onu daha da geliştirmeye dönük mücadeleler vermezsek hepimizin kısmı de olsa var olan yaşam alanlarımız gittikçe daralacaktır. Sadece daralmayla kalmaz aynı zamanda bitmeyle yüzyüze gelir. Roderick Stackelberg’ın dediği gibi “siyasi farkındalık eksikliği, felsefesini Naziler için yararlı kıldı” sözünün farkındalığıyla hareket edip yeni bir yüzyıl yıkımına mahal vermeden stratejik mücadeleler vermek gerekiyor.