Ekonomist Hélene Tordjman Almanya’nın ekonomik krizle boğuşan Yunanistan’a yönelik tavrını şu sözlerle eleştiriyor: “Merkel ve Schauble Almanya’nın acılı tarihini unutmuşa benziyorlar. Sanki 1953’te, İkinci Dünya Savaşı’ndan sekiz yıl sonra, ülkelerinin borçları alacaklar tarafından silinmemiş gibi davranıyorlar. Ayrıca Yunanistan ve Almanya’nın durumu çok farklı. Yunan halkı, Alman nazizmi gibi bir felaket de işlemedi.”

Almanya’nın Yunanistan borcu konusundaki ısrarları anlaşılır bir durum değildir elbette. Euro para birimi bölgesinde her yıl 1000 milyar euro vergi kaçırılıyor. Bu miktar, Birleşmiş Milletler’in iklim değişikliği ile mücadele için oluşturulan yeşil fon büçesine denktir. Yunanistan gibi birkaç ülkenin borçlarını bir senede sildirebilecek bir rakamdır. Bu vergi kaçırma işlemleri büyük bankalar, büyük şirketler ve uluslar arası finans kurumları tarafından organize ediliyor. Altı yıldır Yunan halkının onuruyla oynayan Brüksel’deki teknokratlar şimdiye kadar, bu inanılmaz derecedeki yasadışı olaya karşı herhangi bir yaptırımda bulunmadılar.

Vergi kaçırmanın yanında birçok gereksiz harcamalara sahne olan Avrupa’nın Yunanistan krizinin ekonomik değil de politik olduğu yönünde birçok görüş bulunuyor. Bu politik kriz her ne kadar Alman parlamentosu ve Yunanistan halkı arasında görünse de bir Kuzey-Güney çelişkisi gibi de yorumlanabilir.  

Bu kriz, Kuzey’de İskandinav ve Baltık ülkeleri ile Polonya gibi uydu ülkeleri arkasına alan Almanya’nın, Yunanistan üzerinden Güney’deki ülkelere otoritesini kabul etme savaşı olarak da algılanabilir.

Bu konuyla ilgili Fransız tarihçi Emmanuel Todd daha ileri giderek, Almanya’nın Birinci ve İkinci Dünya Savaşı‘ndan sonra, Avrupa’yı üçüncü defa yıkma girişimi olarak değerlendiriyor. Bir gazetede yayınlanan makalesinde, bu krizin baştan beri politik olduğu, fakat sağ veya sol düşüncelerle fazla alakadar olmadığı, Avrupa Birliği’nden çok daha eski, Kuzey’de Luther kültürü ve Güney’de Roma kültürü arasındaki çelişkiyle alakalı olduğunu ileri sürüyor. Roma dünyasından etkilenen Güney ülkeleri, Avrupa için otoriter ve mazoşist olmayan, akla uygun bir sistemi savunuyorlar. Bu düşüncenin karşısında ise Almanya’nın başını çektiği Kuzey ülkeleri, Luther kültürünün merkezde olduğu bir Avrupa’yı istiyorlar.

Tarihçi Todd’a göre Yunanistan üzerinden yürütülen bu kültürler savaşında, şu anda en zor durumda olan Fransa hükmetidir. Nitekim istifa eden Yunanistan ekonomi bakanı Yarufakis de aynı konuya dikkat çekmiş ve “Almanya Yunanistan üzerinden Fransa’yı terbiye ediyor” demişti. Emmanuel Todd görüşlerini şöyle sürdürüyor: “François Hollande Almanya’ya karşı çıkmalı ve Yunanistanı sonuna kadar desteklemeli. Yok eğer Yunanistan’ın düşmesine seyirci kalırsa, tarihte işbirlikçi General Pétain olarak anılacaktır. Eğer Yunanlar Fransa’nın da gözyummasıyla şu veya bu şekilde kurban edilirse, o zaman General Pétain’in Fransa’sının iktidarda olduğunu öğreneceğiz.”   

Krizin ilk günlerinden beri François Hollande adeta Merkel ve Çipras arasında mekik dokuyor. Her fırstta, Yunanistan’ın Euro bölgesinde kalacağını ve bunun mümkün olabileceğini savunuyor. Avrupa’yı saran bu krizin Fransa’da sosyalist bir Cumhurbaşkanına denk gelmesi, Avrupa Birliği’nin geleceği için bir şans olabilir. Her seferinde Yunanları yeteri kadar çalışmamakla ve tembellikle suçlayan, aynı zamanda Merkel ile sıcak ilişkileri olan eski Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin döneminde bu tartışmalar olasaydı Fransa’nın pozisiyonu farklı olabilirdi.

Göreve geldiği günden beri özellikle işsizlik sorunu ve terör olaylarıyla boğuşan, halk arasında popülaritesi düşen Hollande’ın Yunanistan krizi konusundaki tavrı Avrupa’nın kaderini etkileyecektir. Bundan 65 yıl önce Fransa’nın Dişişleri Bakan’ı olan Robert Schuman tarafından oluşturulan Avrupa Birliği düşüncesi, Yunan krizinin atlatılmasıyla, Fransa Cumhurbaşkanı’nı Avrupa lideri yapabilir. Ve belki de ona 2017 seçimlerini tekrar kazandırır.