Kürdistan halkı görkemli direniş tarihinin her gününe büyük anlamlar katan ve tarihin en değerli anları olarak kayıtlara taşınan zamanlarını yaşıyor. Büyük bedellerin yaratıcıları Kürdistan halkının yiğit evlatları bu tarihi anları canlarını ortaya koyarak nakşettiler. 26 Temmuz 2009 tarihinde Bingöl Kızılağaç’ta Ali (Murat İrikmen) ve Rodi (Metin İğne) isimli değerli iki özgürlük yolcusu bu büyük değerlerin takipçileri olarak adlarını bu direniş tarihine yazdılar. Onlar ki her biri yüreğinde, düşüncesinde, duygularında apayrı bir şenlik katarak yaşamasını bilenlerdendiler. Kürdistan’da yaratılan değerleri omuzlarında derin bir bağlılıkla taşımayı yürekten sahiplenerek sevinçle bu yürüyüşlerini gerçekleştirdiler. Onların yokluğuna, ne birlikte kaldıkları can yoldaşları ne tanıyan ve aynı uğurda yürüyüşünü sağladıkları arkadaşları alışamadı. Kabullenemediler böyle bir yokluğu.
Ali ve Rodi gözlerinde zaferin bilenmiş inancını okuyabildiğimiz iki can. Umudu her gülüşlerinde etraflarında tüm canlılara taşırma beceri ve yeteneğini sergileyen yılmaz özgürlük direnişçileri.  Anlatılması güç olan bir gerçek var ki o da Kürdistan’da halkımıza ve onun özgürlük yolcularına karşı gerçekleştirilen insanlık dışı her türlü vahşeti acımasızca uygulamaya çalışanların zalimliklerinin farkında olmaktır. Aynı mekanlarda onlarca kez can almaya kendini programlamış olan cellatların haince pusulamaları sürekli olarak devam etti. Büyük direnişler kadar acı kayıpları da aynı koşullarda verdi yiğit savaşçılar. Bundandır ki herkeste büyük bir duyarlılık gelişmiş ve o alandaki geliş gidişler daha itinalı bir gözetimde tutulmuştu.
2009 yılı Temmuz’unda Kızılağaç mıntıkasında Ali ve Rodi arkadaşlar görev dönüşü tehlikeli bir yoldan geçiş yapmışlardı. Bu yol ki gözetimin ve duyarlılığın hat safhada olmasını gerektiren bir çevreydi. Ve gelenlerin kim olduğunu kestirmekte güçlük çekiliyordu. İşte böylesi bir anda gerçekleşmişti istenmeyen acı olay. Onları can almaya gelenler olarak görmüştü arkadaşları. Sesler duyulmaz, yüzler seçilmez olmuştu. Ve kısa bir zaman kesitinde bir kazanın olduğu anlaşıldığında yürekler buz kesilmiş, sözcükler anlamını yitirmişti. Kaybedilen iki can değil, o mıntıkadaki her candan bir parçanın sökülmesi anlamına gelmişti. Buna neden olan candan arkadaşları olayın şokunda acının en büyüğünü yaşadılar.
Bu olayın ağır sonuçları vardı. Çünkü birlikte omuz omuza büyük umutları var etmenin amansız yolcusu olduğun iki canın bir daha yayında olmamasına sebebiyeti yine azgın ve acımasız katliamları yapanların karşısında tedbirli olmak adına bir hatayla yapmış olmanın acısını yaşıyor olmaktı. Olayın sebepleri ve nedenleri incelendi, araştırıldı. Böylesi bir hatanın ve kazanın olmasına neden olan arkadaşları büyük vicdan azabının altında yaptırımlara da tabi olmuştu. Ama ne yaptırım ve uygulama olursa olsun hiçbir şey insanın kendi vicdanında yaşadığı muhasebenin ağırlığı karşısında daha acı bir etki yaratamazdı.
Bu duruma orada birlikte oldukları herkes tanık olmuştu. Çünkü aynı ekmeği, suyu, havayı paylaştığı candan arkadaşları bu olayın derin hüznü içinde kalarak uzun süre yaşadılar. Atlatılamaz, içinden sıyrılamaz bir gerçeklik olarak karşılarında duran bu olayı büyük bir maneviyata ve ruha dönüştürmenin çabasına içine girerek anlamlı kılmanın yolcusu olmaktan başka daha değerli kılacak bir şey olamazdı. Ve öyle de oldu. Yoldaşları, devam edilmesi gereken, onların gözlerindeki büyük umudu gerçekleştirmenin yolcusu olmanın yürüyüşçüleri olarak devam ettiler.
Her fırsatı azgınlığın perdesinde sunmaya çalışanlar bu olayı çarpıtarak halkımıza karşı yürüttüğü kirli ve psikolojik savaşın parçası haline getirmeye çalıştılar. Gerçeği alt üst edip farklı yansıtmak istediler. Ama gerçeğin kendisi apayrı bir durumdaydı. Bundandır ki hazırda bekleyenlerin, çarpıtmak için can atanların olduğunu bilmekte de fayda var.
İnancını ve bağlılığı en üst düzeyde değerlerle taçlandırmasını bilen bu iki değerli canın kaybının en derin hüznünü yaşayanlar, bu acının ortağı olarak değerli ailesine başsağlığı dileklerini yürekten iletmeyî en temel borç bilmişlerdir.
Onların yaşamdaki kararlılıklarını, direnişçi özelliklerini, umut dolu yürüyüşlerini, kişiliklerinde var ettikleri büyük ruhu yakalamanın kararlılığı her zaman yaşayarak anılarını sahiplenileceği bilincinde olarak davranacağım. Her biri gönüllerde yer edinen Ali ve Rodi yoldaşları anarken değerli ailelerine en derin saygılarımı iletmeyi gecikmişte olsa belirtmeyi daha doğru buldum.