Aylardır yaşanan vahşet ve katliamlara ve buna karşılık gösterilen insanüstü direnişe "an sahipliği" yapan çok fotoğraf var elbette. Özgür basın emekçilerinin ve bizatihi direnişte olan Silvan, Cizre, Yüksekova, Varto halklarının sesli ve sessiz çığlıklarını yansıtan fotoğraflar… Nasıl ki Şengal’de, Kobanê’de babaları gözlerinin önünde katledilen çocuklar, insanlığın görmediği yürekleriyle binlerce fotoğraf çekip, beyinlerinin ve yüreklerinin her santimine bunları kazıdılarsa, bugün Silvan’da da o çocukların yaşıtları, babalarının katledilmesine tanıklık ederken aynı hınçla akıtıyor gözyaşlarını; "…babamı gözlerimin önünde öldürdünüz. Ben bunu asla unutmayacağım. Babamın kanı yerde kalmayacak!"
Cizre’de bir kolunu ve bacağını yitiren Yusuf: "..ben bundan sonra nasıl kalem tutacağım?"
5 Haziran Diyarbakır mitinginde her iki bacağını yitiren Lisa, yüreğiyle kaç bin fotoğraf çekti acaba o gün?
Şimdi de Silvan’da korkunç bir vahşet yaşanıyor. Değil iki ayrı ülke; iki ayrı gezegen gibi ülkenin Doğu ve Batı yakası! Doğu yakası; Kürdistan, son 100 yıllık reva görülen imha türlerinin bir özetini yaşıyor son günlerde…Üstelik de gözlerimizin içine baka baka eski katilleri yad ederek, onlara vefa göstererek, Beyaz Torosların üst modelleri olan Land Roverları piyasaya sürerek (şimdikiler daha zengin besbelli ki!), mafya-katil bileşkelerine "oluk oluk kan akacak" dedirtip, "Cumhurbaşkanına oy" mitingleri düzenlenerek ve daha neler neler…
AKP’nin 7 Haziran'dan önce de savaşın her türlü hazırlığını yaptığı son derece açık.
Psikoloik savaş taktikleriyle moral üstünlük sağlama, demokrasi isteyeni teröristlikle suçlama, ihlalleri yansıtanı işbirlikçilikle yaftalama, İç Güvenlik Yasasıyla sınırsız öldürme yetkisi dağıtma, OHAL’in çok ötesinde sokağa çıkma yasağı adı altında imha operasyonları gerçekleştirme, havuz medyası aracılığıyla orduyu göreve çağırma!!!
Süreç buzdolabına kaldırıldıktan sonra insanlık da buzlandı anlaşılan…
Tam bir akıl tutulması, vicdan sürünmesi hali…
İnsanlık gerçekten yerlerde sürükleniyor!
Kürt medyası maalesef bu manşetin atıldığı tarihlerdeki gibi yalnız!
92 Eylül’ünde, Cizre’de, özel timler, zihinsel engelli 20 yaşındaki Mesut Dündar’ı işkence edip boğarak öldürdükten sonra cesedini bir panzerin arkasında sürükledi. Özgür Gündem Gazetesi "insanlık sürükleniyor!" dediğinde de yalnızdık, sesimizi duyan yoktu ve bugün de Silvan’ın sesini Türkiye’de yaşayan milyonların duymaması bizleri şaşırtmıyor.
Bu ülkede basın özgürlüğü varmış! Doğruları yazanlar sansürle, tutuklamalarla, astronomik para cezalarıyla boğuşurken, havuz medyası da katillerin değirmenine su taşımakla meşgul! Hiç şüpheniz olmasın; bu insanlık suçlarını işleyenler kadar, görevleri halkın doğru haber alma hakkını sonuna kadar savunmak olan gazeteciler de bir gün, sustukları, gerçekleri manipüle ettikleri, yandaş olmak uğruna Hükümetin yalanlarının ortağı oldukları için, vb yargılanmalılar!
İkincisi; sembolik de olsa, bazı JİTEM elemanlarının yargılanması son derece önemliydi. Yakın geçmişimizin aydınlanması için..Ama açılan davalar bir süre sonra batı illerine nakledildi ve sonuç: beraat!
Önceki gün, seçim hükümeti Kültür Bakanı, Abdullah Çatlı’nın Nevşehir’deki mezarını ziyaret ederken görüntülenince "vefa için buradayım" demiş!!
Vefa ne ola ki!
Ömürlerinin sonuna kadar direnen Kürdü, yurtseveri katletmeyi kendisine görev edinmiş mafyöz çete liderleri artık vefayla hatırlandığına göre, demek ki AKP, onların yarım bıraktığı işi tamamlamaya heves etmiş durumda!
Boşuna heves etmeyin efendiler! Tüm ömrünü kamerasıyla dağlarda geçiren Halil Dağ’ın deyimiyle, "yüreğimizle çektiğimiz fotoğraflar çok daha fazlasıdır, binlercedir"…
O çocukların kocaman yürekleriyle çektikleri fotoğraflar, onların kimliğidir, geleceğe dair direniş gerekçesidir…
İşlenen her insanlık suçu için, insanlık ailesi önünde hesap verileceği günler de gelecektir…