Kürt Halk Önderi siyasal savaş, yurtseverlik savaşı; tarihe ve topluma sahip çıkma savaşıdır demektedir. Özellikle bu değerlendirmeyi demokratik çözüm hamlesinin pratikleştirdiği geçen ayda söylenmesi anlamlıdır. Bu sözler kültürel soykırıma karşı bir duruşu ifade etmektedir.

Kürtler özellikle son on yıllardaki mücadeleleriyle kültürel soykırım karşısında ayakta kaldıklarını, var olduklarını tüm dünyaya haykırdılar. Kendileri olma gerçeğini tüm boyutlarıyla gözler önüne serdiler. Bu açıdan tarih sahnesine güçlü bir biçimde çıkmışlardır. Var olma mücadelesinde büyük bir hamle yapmışlardır. Şimdi bu ruhu bir bedene kavuşturmaya çalışıyorlar. Bir statü oluşturmak ve bunu herkese kabul ettirme mücadelesi veriyorlar.
Kürt Halk Önderinin demokratik çözüm hamlesi ortaya çıkan bilinci ve ruhu bir bedene kavuşturma amaçlıdır. Buna bir forma kavuşturmak da denilebilir. Siyasi bir kavram olan statüyle de ifade etmek mümkündür. Böylece tarihe ve topluma sahip çıkma savaşı da önemli düzeyde başarılmış olacaktır.
Kürt Halk Önderi demokratik çözüm hamlesini kırk yıllık mücadele ve bu mücadelenin yarattığı halk gerçeğine dayandırmaktadır. Dünyanın, bölgenin ve bir bütün olarak insanlığın geldiği özgürlük ve demokrasi bilinci de bu halk gerçeğinin çevresini, aurasını oluşturmaktadır. Bu hamlenin tarihsel, toplumsal ve güncel dayanakları güçlüdür. Bu potansiyelin, imkânın ve fırsatın değerlendirilmesi başta Kürt halkı olmak üzere tüm demokrasi güçlerinin performansına bağlıdır.
Mevcut hamlenin Kürt Halk Önderinin dediği gibi umut veren yanı çok güçlüdür. Kürt Halk Önderinin umutlu olması bir bütünün ortaya çıkardığı sonuçtur. Ancak tehlikeler devam etmektedir, soykırımcılar politikalarından vazgeçmemiştir. Özellikle kültürel soykırımı tamamlama konusunda ısrarlıdırlar. Türk, Fars, Arap egemenlerinde Kürtleri kültürel soykırıma uğratma zihniyeti o kadar köklüdür ki, her fırsatta bunu gerçekleştirmeyi düşünmektedirler. Bu açıdan tarihe ve toprağa sahip çıkma çok çok önemlidir; yaşamsal önemdedir. Varlık-yokluk savaşı ancak tarihe ve toprağa sahip çıkmakla kazanılabilir. Tarihe sahip çıkmak her şeyden önce de tarih içinde yaşadıklarımızın bilincine sahip olmaktır. Tarihini bilmeyenler kendini de bilmezler. Kendisini bilmeyenler de çabuk başkalaşıma uğrarlar. Kültürel soykırımın kurbanı olurlar. Bu açıdan Kürtler tarihini çok iyi bilmeliler. Ne yaşadıklarını, kendilerine nelerin yaşatıldığını bilince çıkarmalıdırlar. Namus esas olarak bu bilince sahip olanların sahip çıkacağı bir olgudur. En büyük namussuzluk kendini bilmemek ve başkalaşıma uğramaktır, kimliğini kaybetmektir; farklı bir kimliğe doğru koşmaktır. Tarihini ve kendini bilmeyen namusuzdur. Bu namussuzluk da çirkinlerin en çirkinidir; düşkünlüklerin en düşkünüdür.
Tarihini bilmeyenler, öğrenmeyenler için yeni tarih yazılır. Farklı tarih farklı kişilikte olmaktır. Kürtlerin tarihini bu egemenlerin yazmak istemesi ya da kendi yazdıklarını, söylediklerini Kürt tarihiymiş gibi göstermeleri kesinlikle kültürel soykırım amaçlıdır. Tarihe sahip çıkmak tabii ki kültürüne sahip çıkmakla mümkündür. Kültür zaman ve mekân içinde yaratılan ve tarihe mal olan değerlerdir. Toplumlar tüm kültürleri de esas olarak nehir yatakları ve vadilerde yaratmışlardır. İnsan bu alanlarda toplumsallaşmış ve varlığını sürdürmüştür. Bugün Kürtlere karşı yürütülen soykırımda barajlar çok önemli bir araç durumundadır. Kürdistan’da yapılan tüm barajlar kültürel soykırım amaçlıdır. Bunun için ısrarla pratikleştirilmek istenmektedirler.
Barajlara karşı çıkmak en büyük yurtseverlik görevidir. Barajlara karşı çıkılmadan yurtsever olunmaz. Çünkü Önderliğin dediği gibi; tarihe ve toprağa sahip çıkılmamış olur. Barajlar Kürt ve Kürdistan’ın en büyük düşmanıdır. İşgalci ordu ve polisten daha fazla düşmandır. Ağzını açmış Kürt’ü ve Kürdistan’ı yutmak isteyen canavardır. Eğer yapılmasına izin verilirse Kürtler ve Kürdistan düşmanın midesine inebilir. Bu açıdan barajlara sıradan yaklaşılmamalıdır. Gerillanın on yıllardır sahiplendiği tarih ve toprağa, şimdi halkımız barajlara karşı çıkarak sürdürmelidir. Bu da gerillacılığın yeni koşullarda sürdürülmesidir. Gerilla sadece silah taşımıyordu, her şeyiyle Kürtlüğü temsil ediyor ve Kürtlüğü koruyordu. Bu nedenle gerillanın sürdürdüğü bu görevi şimdi toplum üstlenmelidir; hem de en aktif bir biçimde. Hiçbir baraj projesi tamamlanmamalıdır. Barajların derhal durdurulması için hemen harekete geçilmelidir. Gerillanın barajları önleme mücadelesi şimdi serhıldanlar öncülüğünde sürdürülmelidir. Bu konuda Dersimliler örnektir, bir mücadele başlattılar ve ısrarla sürdürüyorlar. Kürt Halk Önderinin Kürt toplumuna mesajı böyledir.
Toprağa sahip çıkmak çok çeşitlidir. Birincisi vatanında, toprağında kalmaktır. Tüm baskılara rağmen toprağından kopmamaktır. Yine zorla göçertilmesine rağmen ülkesine dönmesidir; bu toprakları eskisi gibi şenlendirmesidir. Her çiçek kendi toprağında güzeldir. Her kültür kendi toprağında güzeldir. Bu nedenle Kürtler kültüre çand demiştir. Toprakla vatana bütünlüklü bir tanım yapmışlardır. İnsanlar eskiden beri toprağa çok değer vermişlerdir. Toprak üzerine birçok klam, şarkı, türkü söylemişlerdir; roman ve öykü yazmışlardır. Toprağı kendi yaratıcıları olarak görmüşlerdir. Zaten topraktan geldik toprağa gideceğiz sözü bu açıdan çok anlamlıdır.
Kürtlerin ataları ilk kültürü yaratan topluluklardır. Bu açıdan kültürel zenginlikleri çok derin ve kapsamlıdır. Bu nedenle her türlü acı karşısında dirençli olmuşlar ve ayakta kalmışlardır. Moral da kültürle ilgilidir. Kültür zenginliği moral zenginliğidir. Kürtler moral zengini bir topluluktur. Çok canlı renkleri olan çiçek gibidirler. Ancak her çiçek gibi esas toprağından koparıldığında tüm renkleri solar, solgun hale gelir. Şimdi Kürdistan, Türkiye ve Avrupa’ya savrulan Kürtler de böyle solgundurlar. Köyünde durumu, sosyal yaşamı iyi olan ve moralli olan Kürtler metropollerin banliyölerinde solgun ve bitkin yaşamak zorunda kalmışlardır. Göç eden hangi Kürt ülkesindeki morali bulabilir ve rengini verebilir.
Bu gerçekle Kürtlerin topraklarına, yani vatanlarına sahip çıkması gerekir. Kendileri olarak, kendi kültürleri ve dilleriyle bu topraklarda özgürce yaşamalıdırlar. Bu da özerk yaşamalarından geçer. Özgürlük ve özerklik topluluklar için bir tür iç içe geçiştir. Bunun da somut ifadesi Demokratik Özerkliktir. Demokratik Özerklik aynı zamanda tarihe ve toprağa sahip çıkmanın en doğru yoludur.
Şimdi tarihe ve toprağa sahip çıkma seferberliği başlatma zamanıdır. Bu görev aksatılmadan yerine getirilmelidir. Bu görev yerine getirilmeden kimse yurtseverim diyemez; yurtseverlik savaşı verdiğini söyleyemez. O halde siyasal ve yurtseverlik savaşını tarihine ve toprağına sahip çıkma savaşı haline getirelim. Yeni gerillalık yapalım!
Yeni gerillalık yapmak, meşru savunma gerillacılığını ikinci plana atmak ve onu zayıflatmak anlamına gelmemelidir.