Geçtiğimiz hafta TBMM İçişleri Komisyonu’nda, Ankara’nın Kazan ilçesinin adı “Kahramankazan” olarak değiştirildi. Aslında TBMM yaratıcılığı biraz daha zorlayarak daha farklı seçenekler de üretip en azından Kazanlılara da danışabilirdi. Örneğin, Kahramankazan’ın yanı sıra “Yavrukazan, Gazikazan, Yürükazan, Şanlıkazan, Kazıkazan” seçeneklerini de düşünebilirdi. 

Demokrasinin tüm kurumları ile işletilemediği toplumlarda farklı vesayet odaklarının rejim üzerinde belirleyici olma mücadeleleri yaşanır. Darbeler bu iç çatışmanın kreşendolarından biridir. Dünyanın çeşitli coğrafyalarında açıktan askeri darbelerin yanı sıra sivil iktidarların askerin desteği ile rejimi ele geçirdiğine de tanık olunmuştur. Nitekim tüm askeri darbelerin de sivil kadroları olduğunu biliyoruz. Türkiye gibi belli periyotlarla darbelerin her çeşidinin yaşandığı gelişememiş demokrasilerde, demokrasi geleneği oluşmasa da darbelerin belli “gelenekleri” oluşmuştur. 

Erdoğan’ın 15 Temmuz darbe girişimini gerekçe ederek gerçekleştirdiği darbe de kendisinden öncekilerden geri kalmadı bu anlamda. Geçtiğimiz hafta TBMM İçişleri Komisyonu’nda, Ankara’nın Kazan ilçesinin adı “Kahramankazan” olarak değiştirildi. Ayrıca aynı kanun teklifi ile 15 Temmuz’un, “Demokrasi ve Özgürlükler Günü” olarak resmi tatil ilan edilmesi de kabul edildi. 

Adının neden “Kazan” olduğu belediyesi tarafından da bilinmeyen -belediyenin internet sitesinden bu bilgi- ilçe ahalisi bundan böyle nerelisin sorusuna “Kahramankazan” diyerek bu bilinmezlik karşısında biraz daha rahatlar mı bilinmez. Aslında TBMM yaratıcılığı biraz daha zorlayarak daha farklı seçenekler de üretip en azından Kazanlılara da danışabilirdi. Örneğin, Kahramankazan’ın yanı sıra “Yavrukazan, Gazikazan, Yürükazan, Şanlıkazan, Kazıkazan” seçeneklerini de düşünebilirdi. 

Gerçi bu gidişle iktidarın darbelerle değişeceği bir sürecin yaşanacağı görünüyor. Belli mi olur bakarsınız bir sonraki darbe de “bu ülkede fazla kahraman var bundan sonra senin adın Mustafa Kazan olsun” deyiverir yeni darbeciler.

Erdoğan darbesinin 15 Temmuz’u “Demokrasi ve Özgürlükler Günü” adı altında tatil yani bayram ilan etmesi de hem yaratıcılıktan çok uzak hem de düşmanına öykünmenin zavallılığını su yüzüne çıkarıyor. Çok partili dönemin darbe geleneği 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile başlar. Bu Başbakan Adnan Menderes ile iki bakan arkadaşı Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idam edilmesiyle devletin siyasal cinayet işlemeyi gizlemekten vaz geçtiğini ilan ettiği darbedir. 27 Mayıs darbesinin idam ettiği isimler Erdoğan’ın siyasal miraslarını devraldığını iddia ettiği siyasi kadrolardır. Ama O siyasal mirasını devraldığını iddia ettiği Menderes ve arkadaşlarının katili bir darbenin ideolojik takipçisi ve mirasçısıdır aslında. 

Menderes ve arkadaşlarına yöneltilen suçlardan biri de Kürdistan kurma çabası içinde oldukları iddiasıdır. Vaka Menderes liderliğindeki Demokrat Parti (DP) 1950-1960 arası Kürdistan genelinde CHP’yi ağır bir hezimete uğratmıştır. Ancak ne Menderes’in ne de DP’nin Kürt sorunu konusunda somut bir projesi yoktur. Ancak CHP iktidarında olduğu Temmuz 1943’te Van’da yaşanan 33 Kürt köylüsünün 

General Mustafa Muğlalı tarafından katledilmesi olayını DP milletvekillerinin ortaya çıkarması ordunun rahatsızlığının temel unsurlarındandır. Siyasal söylemde 27 Mayıs ve o darbenin anayasasına karşı olduğunu her fırsatta söylen Erdoğan’ın Kürt düşmanlığının 27 Mayıs darbesini yapan milli birlik komitesinden daha hafif olmadığı muhakkak. Mustafa Muğlalı’nın adının katledilen 33 Kürdün memleketi olan Van Özalp’teki jandarma sınır taburuna verilmesinin 2004’te AKP iktidarında gerçekleştiğini de unutmamak gerekir. 

27 Mayıs darbesini gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi 3 Nisan 1960’ta 27 Mayıs’ı “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” ilan etti. Yaşı yetenler hatırlayacaktır 27 Mayıs resmi tatil idi (Daha sonra 12 Eylül 1980 darbesi ile kaldırıldı). Bugün Erdoğan Menderes’ten ziyade O’nu idam eden Milli Birlik Komitesi’nin mirasçısı olarak 15 Temmuz’u “bayram” ilan ediyor. Çünkü 15 Temmuz Erdoğan’ın bugün yürürlükte olan darbesinin başlangıç günüdür. Darbeci Erdoğan darbe geleneğini devam ettitiriyor.

Şehirlerin isimlerinin değiştirilmesi de darbe “geleneğinin” bir parçasıdır. Adeta darbelerin kalıcılığının sağlanması refleksidir. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı idam eden 12 Mart 1971 askeri rejimi de Maraş olan adı, 7 Şubat 1973’te TBMM’nin kararı ile Kahramanmaraş olarak değiştirdi. Bu askeri darbeden on yıl sonra 12 Eylül 1980 faşist darbesi yönetimi ele geçirdi. Darbenin ardından yine TBMM kararı ile bu kez Urfa adı yapılan ekleme ile 6 Aralık 1984’te “Şanlıurfa” oldu. 

Açık ki darbecilik ahmaklıktır. Silah zoru ile bir ülkeyi yönetebileceğini düşünmek, kendinden önceki darbecilerin akıbetini unutmak, kendisinin onlardan daha muktedir ve ölümsüz olacağını sanmaktır ahmaklıktır. İşte bu ahmaklıkladır ki darbeciler demokrasiyi yok eden eylemlerini bayram ilan ederek kendilerini meşru gösterebileceklerini zannederler.