Bütün gazetelerde ilk sayfalarda bir organ nakli, haber silsilesi kaplamış durumda. Kollar bacaklar ön sayfalarda uçuşup duruyor. Doktorlar, eh tabi nakil yapan yıldız doktorlar ve hatta ailelerinin nasıl yaşadıkları filan, dizi oyuncularını imrendirecek şekilde anlatılıyorlar. İyileşebilen hastaların sayısı henüz iki elin toplamını geçmeden, endüstriyel tıbbın ve hastalarının emanet edilen Türk doktorları üzerine methiyeler düzülüyor. Arada kayıplar olduğunda değinilip geçiliyor. Ancak başarı haberleri her zamanki ‘güzel haberlere ihtiyacımız olduğu şu günler de’ sayfaları süsleyip duruyor. Hele bir yüz nakli haberleri var ki tam egemenlerin karakterine uygun.
Bir yandan sağlık piyasalaştırılırken yani bütün sağlık sistemi özelleştirilirken, dalaklarımız, karaciğerlerimiz bu koca marketin, rafta uzun ömürlü olmayan metalarına dönüşürken tıbbın! bu yıldızlaşan mucizelere ihtiyacı var. Öte yandan yakın zamanda ana akım medyanın pek ön sayfalarında olmasa da kenarında köşesinde yer alan bir başka doktor Prof. Onur Hamzaoğlu vardı. Kahraman filan değildi. Dilovası’nda çok yoğun kanser vakasına üzerine yaptığı araştırma raporunu kamuoyu ile paylaştığı için halkı galeyana getirmekten yargılanıyordu. Çok yoğun sanayileşme nedeniyle, anne sütünde rastlanan ağır metalleri konu alıyordu rapor. Bu şekilde kahraman olamayan Onur hoca, yargılanmaya devam ediyor.
Haklı olarak. Çünkü sanırım Onur hoca modern tıbbı bırakın, gazetelerin ön sayfasını bile takip etmiyordu. Şöyle gelişiyor artık her şey; nasıl eskiden bir şey eskiyince onarıyorduk şimdi tıp biraz daha ilerledi. Atıp yenisini alma dönemi başladı. Mesela Dilovası‘nda Kanserden ya da her hangi bir nedenden bir uzvunuzu kaybediyorsunuz hemen yerine yenisi naklediliyor. Şak diye. Tam bugüne yakışır bir çözüm. Yakında  beğenmediğiniz yüzünüzü değiştirmeniz için krediler ortaya çıkacak. Şöyle reklamları bekleyin; Her sabah kalktığınızda aynanın karşısında bu surat kimin? Bu suratsız kim? diye dert yanmayın. Atın bir SMS, gelsin krediniz ve yeni yüzünüz.’ Ve sonra değişen yeni yüzü görüyoruz muhtemel beyaz ve margarin suratlı bir manken. Gülümsemesi de dudaklarında. Arkadan son bir ses; Hani ne duruyorsunuz arayın! Artık aynalara küsmeyin...
Dediğim gibi bu yüz nakli tam bize uygun. Ankara da havaalanından kente giderken, ‘bak evinizi yıkarız ha!’ tehditleri altında ve ev verme vaadi ile sözleşmeler imzalatıp, evlerinden atılan ve hatta evlerini kendileri yıkmak zorunda bırakılan gecekonduların yerine yapılan evlere uysun diye belediye başkanı, caddeye bakan evlere bir örnek cephe zorunluluğu getirmiş denildiğine göre. Türk İslami motiflerden yararlanılmış ne güzel’ Evlere yüz nakli yapılıyor şimdi. Pahalı kiralar, yoksulluk, işsizlik filan bu yüz naklinin İslami, Türk motiflerinin  ardında ama ne umurumuzda yeni bir vizyonumuz var artık.  İstanbul da İstiklal caddesinde yüz yıllık binayı tümden yıkıp, yeraltına ve yer üstüne bir alışveriş merkezi oturtan Demirören grubu da binanın dış yüzüne böyle bir surat yerleştirmedi mi? Baktığınızda aynı eskisi görünümü veriyor ama yeni olmuyor mu? Dedim ya tam bize göre. Koca bir iki yüzlülük.
Yüksek politikada da böyle değil mi? Suriye de halk gösteri yaptığında mazlum, Türkiye de ise terörist olmuyor mu? Orada katledildikleri için, burada astımdan ölmüyorlar mı? Gerçi bunu utanmadan söyleyebilen bir yüzü nereden, bulup nakledeceksiniz bilemiyorum. Ancak orijinal olabilir. Ender rastlanabilen bir yüz yeteneği bu. 
ABD’de de Pentagon simülasyonlu oyunlarla İran’a saldırılıyor. Malatya da ‘Füze kalkanı radar üssü’ inşa ediliyor. Türkiye’nin Kıbrıs’ta, Irak’ta, Afganistan’da, Lübnan da askeri güçleri var. Suriye’ye tampon bölge kuruldu, kurulacak. Kürtler mi? Öyle bir şey yok ki? Yurtta sulh Cihan da sulh... Bu yüz nakillerinden çok para kazanılacak...