Başkanlık ve tek başına iktidar hayali suya düşen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP'nin dayatmasıyla gidilen 1 Kasım seçimine 2 gün kaldı. Suruç ve Ankara katliamları ile Kürt halkına karşı yürütülen savaşın gölgesinde gidilen seçimin sonucunda AKP'ye tek başına iktidar gözükmüyor. Anketler, AKP ve havuz medyasının tüm çabasına rağmen HDP'yi de 7 Haziran sonuçlarının üstünde gösteriyor. Ankara Katliamı'nın ardından toplumda devam eden yas ve güvenlik nedeniyle mitingler ile müzikli etkinlikleri iptal eden HDP, seçmenle birebir ilişkinin kurulduğu ev ziyaretleri ve halk buluşmalarına yöneldi. HDP Eşbaşkanları Demirtaş ve Yüksekdağ da suikast ve saldırı tehditlerinin altında seçim çalışmalarını yürütürken, ana akım medyanın ekranları iktidarın baskısı ile kapatıldı.

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, seçim süreci, partisine uygulanan sansür, koalisyon tartışmaları, AKP'nin DAİŞ politikası ve çözüm sürecine ilişkin sorulara yanıt verdi.


Seçim süreci boyunca ana akım medyanın sansürü ile karşılaştınız. Bu durum seçime birkaç gün kala değişecek mi? 

Medya büyük bir tehdit altında. Hükümet 'HDP'lileri çıkarmayın' diye doğrudan tehdit ediyor. Çıkarmak isteyen bir iki program var ama onlar da benim dışımda kimseyi kabul etmiyorlar. Biz de bu durumu kabul etmiyoruz.


Gelen teklifleri ret mi ettiniz?

Evet, bir iki programı reddettim. Çünkü hiçbir şeyde HDP'lileri televizyonlarına çıkarmıyorlar. Benim dışımda kimseyi kabul etmiyorlar. Biz de bunu doğru bulmadığımızı belirttik. Aylardır süren bir sansür var. Ben çıkınca sansür bitmiş olmuyor. Ama beni çıkartarak sansür yokmuş gibi bir hava yaratmak istiyorlar.


Bu seçimin savaş ya da barış arasında bir tercih olduğu yorumları yapılıyor. Niye böyle bir yoruma ihtiyaç duyuluyor?

AKP ve MHP açık bir savaş cephesi siyaseti yürüttüler ve yürütüyorlar. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bahçeli sürekli daha fazla operasyon, daha fazla şiddet çağrısı yapıyorlar. Seçimden sonra da devam edeceğini söylüyorlar. Bu iki partinin oylarını artırması demek, savaş cephesinin güçlenmesi demektir. AKP ve MHP'nin oylarının düşmesi için barış isteyenlerin seçime damga vurması lazım. Oyları düşerse, savaşı sürdüremezler. O nedenle savaş isteyenler ile barış isteyenlerin seçimi bu aslında.


7 Haziran'dan beri halka bu savaşı AKP'nin çıkardığını anlatabildiniz mi, halkı bu konuda ikna edebildiniz mi?

Önemli ölçüde biz elimizden geleni yaptık. Önemli ölçüde de anlattığımızı düşünüyoruz. Zaten dikkat ederseniz ateşkesin ilk bozulduğu 24 Temmuz'dan bu yana bizim söylemimiz Türkiye siyasetine damga vurdu. Biz buna Saray savaşı dedik ve Türkiye toplumu bunun doğru olduğunu gördü. Bu Saray'ın dayatmasıyla ortaya çıkmış bir savaştır. Bunu gördü insanlar. Çoğu asker, polis cenazelerine de yansıdı bu tepkiler. İnsanlar evlatlarının Saray için kurban edildiğini gördüler.

AKP topulumu savaşa ikna edemedi. '90'lı yıllar gibi değil. Savaşın meşruiyetini oluşturamadı. 


Ankara Katliamı'nın ardından HDP neden bu kadar manipülatif saldırıların hedefi oldu? Bu tip yayınların, iddiaların halktaki karşılığı ne oluyor?

AKP savaş ve katliam politikalarından medet umuyor; kendi kitlesini konsolide etmeyi, kenetlemeyi hedefliyor. Bizim kitlemizi, etrafımızda biriken güçleri korku ve panik ile dağıtmaya çalışıyor. Fakat bu katliamı açıkça savunabilecek bir durumda değil. Katliamın önünü açıyorlar, topluma korku ve panik havası vererek buradan bir kazanç elde ediyorlar; 'biz tek başımıza iktidar olursak ancak bunlar önlenir' mesajı veriyorlar. Fakat katliamın aleni sorumluluğunu üstlenemedikleri için bunun sorumluluğunu bize atarak bir kez daha karlı çıkmaya çalışıyorlar. Bu da bizim kitlemizde AKP'ye karşı büyük bir öfke yaratıyor. Bu kadar zalim davranabileceklerini gördükçe öfkeleniyorlar. Toplumda, bizim seçmenimizde AKP'ye karşı öfke büyüyor. Ama bize karşı da bir öfke büyüyor aynı zamanda. Hedef haline getiriliyoruz çünkü.


Bu kutuplaşmayla baş edebiliyor musunuz?

Evet, önemli ölçüde. Biz bir duruş sergiledik. Barış duruşu sergiledik. Savaşın durması için sürekli ateşkes, müzakereye dönüş çağrıları yaptık. Silaha gerek olmadığını anlatmaya çalıştık. Neden yaptık bütün bunları? AKP'nin bütün bu psikolojik savaşı nedeniyle Türkiye toplumunun özellikle Batı'sı bizi başka türlü anlayamazdı. Biz başka türlü bu psikolojik savaşla baş edemezdik. Bu söylemlerimiz ve ilkeli duruşumuz sayesinde biz HDP'yi koruyabildik. Gerçekten saldırı siyasi tarihimizde görülmemiş ölçüde büyük ve kapsamlıydı. Seçime birkaç gün var. Başımıza ne gelir, henüz bilmiyoruz. Şu ana kadar her şeye rağmen çok dirayetli, örgütlü, disiplinli getirebildik. Halkımız da bütün bunların farkındaydı. Aslında Kürt Hareketi bir bütün olarak bütün bu saldırıların olduğu her yerde görkemli bir direniş ortaya koymaya başardı ve AKP ilerleyemedi. 


Size yönelik suikast hazırlıkları ve tehditlerin boyutu nedir? Ciddi mi yoksa bir psikolojik savaş yöntemi?

Psikolojik savaş yöntemi değil. Bu istihbaratı Türkiye'den almadık, PYD'den aldık. Güvenilir istihbarattır. Bizi korkutmak, sindirmek, geri adım attırmak için uydurulmuş bir istihbarat değil. Bunun gerçekliği var. Ama işin doğrusu çalışırken, koştururken hiç aklıma gelmiyor. Tedbirlerimizi alıyoruz fakat bunu yapmaya karar verenleri önleyebilmek de çok kolay bir iş değil. Devlet içinden de destek alıyorlar, bunu biliyoruz. Bunları çok düşünecek durumda değiliz. Biz daha çok kendi kitlemizi ve siyasi geleceğimizi düşünüyoruz. Her gün cenaze kaldıran bir hareketiz. Böyle bir ortamda can korkusuyla çalışılmaz. Tüm samimiyetimle söylüyorum, çok rahatım. Psikolojik olarak etkilemedi, etkilemez de.


Mitingleri yapmamanız nasıl etkiledi seçim çalışmalarını, seçmenlere ulaşmanızda bir dezavantaj yarattı mı?

Hayır, hiçbir dezavantaj yaratmadı. Seçmenlerden pozitif geri dönüşler aldık. Çünkü seçmeni korumak esastı burada. Onların güvenliğini tam anlamıyla sağlayamıyorsak tehlikeye atmanın da bir anlamı yok. Mitinglerimize gelenler zaten bizi duyan insanlardı. Mitinge kendi seçmen kitleniz gelir. O sadece bir gövde gösterisidir. O nedenle seçmene ulaşmakta mitingler çok etkili yöntemler değil zaten. Araştırmalar da bunu gösteriyor ki, seçmenlerin en az etkilendiği araçlardan biri mitingler. Birebir temas çok önemli. Araştırmalarda yüzde 72 çıkmış. Seçmenin en çok etkilendiği birebir temas, selamlaşmak, el sıkışmak, kapısını çalmak. Bu yöntemi kullandık. Hatta mitingleri yapmamak bize bir avantaj sağladı. Mitingler çok enerji, zaman, emek istiyordu. Biz ondan arta kalan emeği de birebir halk çalışmasına aktararak avantajlı duruma çevirdik.


Oy oranınız ne olacak, öngörünüz nedir?

Beklentimiz yüzde 14'ün üstüdür. Yüzde 13'ü kesinlikle geçeceğiz, buna inanıyorum. 14'ün üstünü bekliyoruz. Oy oranı itibariyle MHP'yi geçebiliriz. Vekil sayısı itibariyle de kesinlikle geçeriz, diyorum.


Sandığa gitmek istemeyenlerin, boykot diyeceklerin sayısının arttığı yönünde haberler zaman zaman basında yer alıyor. Sandığa gitmemenin sonucu ne olur?

Hangi partinin seçmeni daha fazla katılım sağlarsa oy oranı çok yükselecek. Biz kendi seçmenimize güveniyoruz. En yoğun işte de olsa, tabiri caizse iki eli kanda da olsa seçmenimiz mutlaka sandığa gidecektir. Şu anda sandığa gitmeme oranı en yüksek CHP'de, en düşük bizde görünüyor. Bu seçimde de öyle olacaktır. Biz insanları sandığa davet ediyoruz, mutlaka sandığa gidilsin ve oy kullanılsın. Avrupa'da katılım arttı, çok sevindiriciydi. Ülkede de kendi seçmenimizin bu duyarlılığı göstereceğini biliyoruz.


Koalisyon ile ilgili somut olarak HDP ne diyor?

AKP, CHP, MHP tartışmasına girmeden üç temel ilke; demokrasi, barış ve adalet ilkeleri ortaya koyuyoruz. Bunların hepsinin alt başlıkları da var. O ilkelerde, yapılacaklarda asgari bir mutabakat sağlayabileceğimiz bir koalisyonu biz destekleriz. Oturup ilkeleri konuşacağız, oturup partileri konuşmayacağız. Koalisyonda da olsak, muhalefette de olsak biz bu ilkelerimizden vazgeçmeden siyaset yapmaya devam edeceğiz.


Bugünden bakıldığında ne görüyorsunuz koalisyona ilişkin?

Türkiye'de artık AKP baskısının, AKP zulmünün 1 Kasım itibariyle çok büyük darbe alacağını ve gerileyeceğini düşünüyorum. AKP içinden de büyük bir isyan başlayacaktır. Kimse bunu unutmasın. 5. parti mi olur, yeni bir kongre mi olur, bilmiyorum ama Erdoğan'ın gücü artık sınırlanmış olacak. Davutoğlu'nun siyaset sahnesinden silineceğini düşünüyorum. Zaten umut vaat eden bir siyasetçi değil. AKP kendi içinden yeni bir dalga üretecek, bu da Türkiye'yi rahatlatacaktır. CHP, kendi içinde tartışma yaşayan, biraz yenilenmeye çalışan bir AKP ve HDP yeni bir umut yaratabilir. Böyle bir parlamento şekillenmesi iyi olur Türkiye açısından. Ama bunların hepsi yüzde 100 olacak diye bir şey yok. Biz olsun diye zorluyoruz, zorlayacağız.


1 Kasım sonrasında ne olacak?

Türkiye açısından 7 Haziran'ın rövanşıdır. 7 Haziran sonrasında insanlar kısmi bir nefes almıştı. Şimdi yine bir nefes alacaklar. Çünkü insanlar şundan korktu: Tayyip Erdoğan seçimle de gitmiyor. 1 Kasım'dan sonra kabul edecek artık. Bir koalisyon ihtimali çok güçlüdür ve kurulacak. Türkiye'yi bir müddet koalisyon yönetecektir. Ama tahminim; seçimler yine 2019'da normal zamanında yapılmayacak. Koalisyon 3.5 yıl götüremez ülkeyi. Daha kısa süreli koalisyon olup bir seçim daha görür Türkiye, ondan sonra taşlar yerine oturur.


Erdoğan sonuçları kabul etmezse HDP ne yapar?

Bunu şimdiden konuşmak çok doğru da değil. Öyle bir ihtimal çıkarsa biz hazırlıklarımızı duruma göre yaparız. Korkmuyoruz.


Birkaç gün önce Amed'de 7 DAİŞ'li öldürüldü. AKP'nin DAİŞ politikasında bir değişiklik söz konusu mu? 

AKP'nin DAİŞ politikası değişmemiştir. Keşke değişse. Stratejik bir değişiklik söz konusu değil. Ancak Amed'deki DAİŞ operasyonu ilginçtir. Bu spesifik bir operasyona benziyor. Ya kontrolden çıkan ya da bu süreçte gözden çıkartılan bir birim olabilir. Ya da başkasına bağlı çalışan bir DAİŞ birimi olabilir. Çünkü DAİŞ'in tamamı AKP'ye bağlı değildir. Fakat operasyonun ilginçlikleri var. Mesela operasyonda iki polisin yaşamını yitirdiği söyleniyor. Ancak operasyon devam ettiği saatlerde o iki polisin cenazesi kaldırıldı. Operasyonun 04.00'te başladığı ve 10 saat sürdüğü söyleniyor. Bu durumda öğleden sonra 14.00'e kadar operasyonun sürmesi gerekiyor. Acaba, o iki polis orada öldürülmedi mi? DAİŞ operasyonunda yaşamını yitiren polis yok mu acaba? Başka yerde vurulan polislerin cenazesi mi DAİŞ operasyonunda öldürülmüş gibi kaldırıldı? Bilemiyorum. Daha operasyon devam ederken önceden hazırlığı yapılmış Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde bir cenaze töreni sabahın 11.00'de yapılıyor ve hemen memleketlerine uğurlanıyor. Çok dikkatimi çekti, şüphe uyandırıcı bir şey. Olay dediğim gibi olmayabilir de. Ama rutin uygulama böyle değil. Operasyon sürerken cenaze kaldırılmaz. Kaldı ki otopsisi bile o kadar kısa sürede yapılamaz. Ailelerin gelmesi bile o kadar kısa sürede sağlanamaz. Bu operasyon, AKP-DAİŞ işbirliğinin bittiği anlamına gelmiyor.


TSK'nın YPG mevzilerine yönelik saldırıları oldu. Ne oluyor sizce?

AKP uluslararası topluma, “Kürt bölgelerinde istikrarsızlık yaratabilirim. Cerablus operasyonuna engel olurum. Beni ikna etmeden Cerablus'un PYD ve diğer ortak güçler tarafından IŞİD'den temizlenmesine ben destek vermem” mesajını vermek istiyor. "Bana biat etmek dışında çareniz yok. Kürt oluşumu isteseniz de istemeseniz de Türkiye'nin müdahalesi ile karşılaşacak” diye de Kürtleri tehdit etmek istiyor. Bunları yaparken “Ben IŞİD'den yana değilim” görüntüsü oluşturmaya ve uluslararası desteği yanına almaya çalışıyor. Fakat bunların hepsi Türkiye açısından çok boş, sonuçsuz, faydasız atraksiyonlar. Kimse ciddiye almıyor Davutoğlu'nu, Erdoğan'ı. Bazı liderler görüşüyor, ancak onlar da mülteci sorununa ilişkin konuşuyor.


1 Kasım seçimlerinin sonucu Rojava'ya nasıl yansır?

Til Ebyad'ın kurtuluşu 7 Haziran seçim zaferine denk geldi. İnşallah 1 Kasım'a da Cerablus'un temizlenmesi denk gelir.


1 Kasım'dan sonra çözüm sürecinin başlayabileceği yönünde bir açıklamanız var. Bu bir yorum mu yoksa bildiğiniz somut bir şey mi var?

Yorumum bu. Bilgiye dayalı değildir. Toplum müzakereyi istiyor, siyaseti de buraya yönlendirmeye çalışıyoruz. Seçimden sonra koalisyon seçeneği ne olursa olsun yeniden müzakereyi gündeme alacağımızın işaretlerini veriyoruz. Sayın Öcalan'ın seçimden sonraki durumu yeniden okuyup değerlendirip, Türkiye siyasetine bir mesaj gönderebileceğini düşünüyorum.


ARZU DEMİR/ANF/İSTANBUL