
Kürt yönetmenler damgasını vurdu
Veysi Altay: Kürt sinemasına son yıllarda büyük bir ilginin olduğunu söyleyebilirim. Yapılan tüm büyük festivallerde mutlaka en az bir Kürt filmine bir ödül veriliyor. En son yapılan Antalya Altın Portakal ödüllerine bildiğiniz gibi yine Kürt yönetmenler damgasını vurdu.
Kürdistan’da çıplak gözle devletin baskısını gösteren filmler yaptığın zaman başına gelmedik kalmıyor. Ki en son belgeselimde tüm bunları yaşadım. Çoğu görüntüleri cep telefonuyla almak zorunda kaldım. Arşivim hala devletin elinde. Film çekimleri esnasında defalarca göz altına alınmam söz konusu oldu. Her şeye rağmen Kürt sinemasının geldiği noktayı sevindirici buluyorum. Her Kürt bireyinin yaşamı başlı başına bir hikaye aslında. Eskinin zavallı, kaderci ve elinden hiç bir şey gelmeyen Kürt’ün yerinde artık direngen, sorgulayan ve hakkını isteyen bir Kürt profili var. Tabiki tüm bunlar Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin Kürt sinemasına olan yansımalarıdır. Otuz yıllık savaşta milyonlarca hikaye çıktı. Önemli olan bunları beyazperdeye taşımada bir çabanın sahibi olmak. Bu konuda tembel ve atıl davrandığımızı düşünüyorum. Bizde hikaye çok ama maddi anlamda finansman zorluğu yaşıyoruz, Türk yönetmenlerde ise para çok ama anlatacak bir hikayeleri yok.
Politik duruş olmalı
Bilal Bulut: Kürt sinemasının son yıllarda büyük bir yükselişe geçtiği bir gerçek. Eskinin amatör çalışmaları üzerinden bugün daha kaliteli, daha profesyonel çalışmalar söz konusu. Ama yine katetmemiz gereken çok yol olduğunu düşünüyorum. Kürtçe yapılan her filme ‘Kürt halkının yaşamını anlatıyor’ diyemeyiz. Son günlerde Kürt sorununa vakıf olan da olmayan da Kürtler hakkında film yapma hakkını kendisinde buluyor. Bu beraberinde bir bilgi kirliliğini de getiriyor. ‘Prim yapıyor’ diye bir halkın acılarını ve sevinçlerini çarpıtmak ne kadar ahlaki olabilir. Yönetmenin de politik bir duruşu olmalıdır. Bu halkın çektiği otuz yıllık acıya saygı duymamız lazım. Tabiki maddi anlamda zorluklarımız var. Engellemeler her zaman söz konusu. Kürtçe yönetmenlerin, kameramanların, dağıtımcıların azlığı bizi ciddi anlamda zorluyor. Dünya standartlarına uygun belgesel ve dokümantasyon filmleri çekmek isteriz. Ama bunun için ciddi anlamda kaynak sorunu yaşadığımızda bir gerçek. Toplum olarak acılarımız çok, fakat bu beyazperdede yeterince karşılığını bulmuyor.
Binlerce belgesele konu
Dilek Gökçin: Kürdistan’da son otuz yıllık savaşta binlerce belgesele konu olabilecek acılar yaşandı. Kürt’ün dünyası adeta alt-üst oldu. Bu tür acıların hafızalara kazınması ve toplumsal bir yüzleşmenin olabilmesi için bunların kayıt altına alınması gerekiyor. Yaşanan savaşta onbinlerce insanın ölümü yanı sıra bölge ekolojik olarak ciddi yaralar aldı. Bir çok hayvan nesli ya kayboldu ya da kaybolmak üzere. Kürdistan’ın bitki örtüsü değişime uğradı. Canlı namına ne varsa bu savaştan bir şekilde etkilendi. Bûka Baranê filmlerini çektiğim Befîrcan Köyü bu savaştan en az etkilenen yerlerden birisi olmasına rağmen çoğu insan geçmiş hakkında bir şey konuşmak istemiyor. Bölgede hala bir korku hakim ve hala barışa dair ciddi kuşkular var. Türk toplumu hala Kürt halkının acılarını kabullenmiş değil. ‘Kürdistan’ kelimesi bile hala milliyetçilerin ve ulusalcıların tüylerini diken diken edebiliyor. En son Antalya Altın Portakal Film ödüllerinde bunu gördüm. Kürdistan kelimesini kullandığım için ulusalcılar tarafından sözlü tacizlere uğradım. Kürdistan’ın hala nerede olduğunu bilmeyenler var. Kürt sorununu anlatan film ve belgeseller için hala Türk televizyon kanalları kapalı. Bir empatinin kurulabilmesi için bu tür filmlerin gösterilmesi gerekiyor.
Ödüller çalışmalara zorluyor
Garip Çelik: Kürt sinemasının sorunları var mı yok mu tartışmalarından önce ‘Kürt sineması var mı yok mu?’ sorusunu kendimize sormamız lazım. Varsa ne durumdadır. Maalesef Kürtlerle ilgili film çekmesine rağmen Kürtçe bilmeyen birçok yönetmen var. Kürt sinemasında kolektivizmin yeterince işletilemiyor. Kürdistan’ın dört parçasında birçok yönetmen arkadaş var. Ama çoğumuzun birbirinin çalışmalarından haberi yok. Senaryolar daha çok Türkçe yazılıp Kürtçe’ye çevriliyor. Bu da Kürt sineması için ciddi bir handikap. Teknik eleman açısından Kürtçe bilen çok az. Film yapıyorsun, bunun topluma ulaştırılması için yapımcıya ihtiyaç var, Kürt yönetmenler olarak maddi anlamda hiç bir yerden yardım almıyoruz. Çoğu masraflarımızı cebimizden karşılıyoruz. Halkımızın yaşadığı trajedileri, sevinçleri daha çok yansıtmamız lazım. Her Kürt bireyinin hikayesi başlı başına bir film konusu. Son otuz yıllık savaş bizden bir çok şeyimizi aldı belki ama hayatımıza bir çok şey de kazandırdı diyebiliriz. Tabiki bu uğurda bu kadar bedel ve acı verilmeseydi bugünlere gelinmezdi. Her şeye rağmen Kürt filmlerinin uluslararası festivallerde ödüllerle dönmesi hepimiz için oldukça sevindirici. Bu tür ödüller bizi daha ciddi çalışmalara zorluyor. Bizi daha çok motive ediyor.