Belgeselcilik yeni bir alan olarak sinema sanatında yerini alıyor. Hem de tarihin tüm saklanan yüzünü, resmi tarihi alaşağı ederek. Belleklere kazınmış ama, unutturulamamış toplumsal hafızalarımızda kalmış yaşanılanların tarihin tozlu raflarından indirilip tartışılmasına ve resmi ideoloji ile hesaplaşmada belgesel sinemacılık önemli işlev görüyor.  Sinemanın bu eleştirel kullanımına dair işlevinde Dêrsim’in Kayıp Kızları,Hay Way Zaman gibi önemli  belgesellere imza atmış yönetmen Nezahat Turan Gündoğan ile bu kez belgeselcilik, kadın belgeselciliği, siyaset kadın ilişkilerine bakış, Kürt hareketinde kadının statüsündeki değişimin belgeselciliğe-sinemacılığa yansıması ve kadın belgeselciliğin sorunlarını sorduk.


Belgesel sinema yeni bir alan. Erkek egemenliğinden bahsedilebilir mi, kadınların konumu ne? Kadınlar neden belgesel çeker, belgeselde kadın olmanın farkı nedir, nasıl yansır?

Belgesel sinema, yeni bir alan değil aslında, önemi yeni farkına varılan bir alan diyebiliriz. Söyleyecek sözü olanların, sözünü görüntünün diliyle ifade etme sanatı… Erkek egemen sistemde her alanda olduğu gibi  belgesel sinema da, erkeğin söz söyleme hakkının fazla, belirleyici olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız… Ama toplumsal, demokratik mücadeleyle paralel olarak kadın yaşamın her alanında söz söyleme hakkını kullanmaya başlıyor. Belgesel sinema da bu alanlardan biri… Son zamanlarda belgesel sinemanın toplumsal aydınlanma ve bilinçlenmede işlevinin artması gibi kadın belgesel sinemacıların da sayısı arttı. Bu yeterli değil elbet… Kadınlar da, ayrıca kadın olmaktan kaynaklı katmerli baskı, zulüm görmesindendir ki,  söz söyleme ihtiyacını daha fazla hissediyorlar… Onların söyleyecek daha fazla şeyi olduğunu düşünüyorum… Tarihsel ve toplumsal süreçlerde kendini ifade etme, düşüncelerini paylaşma, yaratıcılığını kullanma ve geliştirme olanağı bulamayan kesim olarak kadının farklı bir duyarlılıkla konuları işlediğini düşünüyorum.

Kadın meselelerinin erkekler tarafından belgesellerde ele alınıp aktarılması ne kadar doğru, bu ne kadar başarılıyor?

Kadın erkek ayrımını yerine, öncelikle,  kişinin nerede durduğuna, hangi perspektifle yaşama baktığına önem veririm… Yani şu konuda kadın daha iyi yapar şu konuda erkek daha iyi yapar sınıflandırmasına girmeyi doğru bulmuyorum… Toplumsal duyarlılığını esas alarak diyebilirim ki, kişi iyi bildiği konuyu iyi işleyebilir… Bu bağlamda kadını ilgilendiren meseleleri, kadının bizzat yaşamasından kaynaklı daha iyi anlatabilir ama mutlaklaştırmamak gerekiyor… Kişi iyi bildiği konuyu daha iyi işler, kadının kendi sorunlarına daha çok sahip çıkmasını ve işlemesini isterim… Bu aynı zamanda insan olmanın gereğidir. Elbetteki kadını ilgilendiren meseleleri işleyen, erkek sinemacıların çektiği filmler var. Aynı filmi kadın çekerse, farklı ayrıntıları yakalayabilir…Ben çektiğim filme dair bazı izleyiciler, “Kadın duyarlılığıyla çekilmiş” diyor, sanırım bunu kast ediyorlar.

Belgeselci bir kadın olmanın avantajları nelerdir? Sinemada kadın bedeninin meta olarak kullanımı söz konusu. Belgeselde bu ne kadar var olabiliyor? Belgesel sinemaya kadın rengi nasıl yansıyor?
Kendi pratiğimden söyleyebilirim, karşınızdaki kadın ise, onu  dünyasına girmenin avantajları oluyor. Kadın olmaktan kaynaklı karşıdaki daha rahat davranabiliyor, duygularını düşüncelerini daha rahat paylaşabiliyor.

Kadınların belgesellerde mağduriyetleri ya da sorunları sizce doğru aktarılıyor mu?

Yeterince olmasa da çabalar olduğunu görebiliyoruz… Fakat toplumsal ve demokratik mücadelenin gelişmesiyle paralel geliştiğini söyleyebiliriz… Kadın ne kadar yaşamın ve mücadelenin içindeyse yaşadığı sorunların farkındalığı artıyor ve bu da sanatta da ifadesini buluyor.

Belgeselci kadınlar, filmlerinde ne kadar siyasete yer veriyor. Siyaset ve kadın ilişkisinin yansıması nasıl?

Elbette ki siyaset ayrı alan, sanat ayrı bir alan, tabii ki sanata da siyasi görüş yansır. Kadın politikleştiği ve yaşamda yer aldığı, özne olduğu oranda dünyaya bakışı yani siyasi görüşü oluşuyor. Bu da sanatın özgünlüğünde filmine yansıyor/ yansıması gerekir.

Kürt hareketiyle birlikte kadının statüsündeki değişiklik sinema - belgesel alanına nasıl yansıdı?

Kürt hareketinin en büyük başarısı Kürt kadının statüsünde yarattığı değişimdir. Yaşamın, mücadelenin her alanında söz söyler duruma gelmeye başladı. Bu hem belgesel sinemaya emek veren kadın sayısı arttı, hem de belgesel sinemada kadının yaşadığı sorunları işleyen filmler arttı.

Belgesel alanında Kürtlerin varlığı konusundaki düşünceleriniz neler? Bir mesleki örgütlülük gerekli midir? Kadınların ayrı bir örgütlenmeye ihtiyaçları var mı?
Belgesel sinema söyleyecek sözü olanların alanıdır. Kürtler de demokratik haklarını kullanmamış halk olarak her alanda sözünü söyleme ihtiyacı hissediyorlar. Benim de üye olduğum Belgesel Sinemacılar Birliği mesleki örgütlenmesi var, mevcut mevzileri güçlendirmek de yarar var.

Belgesel gibi genellikle zorlu mekanlarda çalışmayı gerekli kılan sektörde kadın  olmanın en büyük dezavantajı nedir? Çekim sürecinde bölgeye özgü ne tür zorluklar çıkıyor?

Genel olarak toplumda belgesel sinema erkek işi olarak algılanıyor. Fakat kadın sinemacı hem işinin zorluğu ile mücadele ederken hem de toplumsal algıyı değiştirmeye yönelik mücadele veriyor doğallığında. Tarihsel ve toplumsal konuları, özellikle de yasaklı konuları içeren belgesel film yapıyorsanız bu başlı başına zor. Ama yıllarca savaşın sürdüğü bölgede çalışıyorsanız, coğrafi zorlukların dışında bir de güvenlik sorunuyla karşılaşıyorsunuz. Güvenlik derken ekibin fiziki güvenliğini ikinci planda tutarak söylüyorum. Film güvenliği ön plana çıkıyor. Prosedür gereği mülkü amire başvurular yapsanız da, kimlik kontrolleri, belge kontrolleri eksik olmuyor. Bu işinizi aksattığı gibi çalışmaya yoğunlaşmanızı engelliyor. Hep, ‘acaba ne için geldiler, ne yapıyorlar’ bakışları altında çalışmak zorunda kalıyorsunuz. Son zamanlarda kısmen rahatlamış olsa da, daha önceki çalışmalarımız döneminde arkamızda polisler olurdu. Bölgeye yabancı ekip üzerinde olumsuz etki yaratıyor.


SUNA ALAN/LONDRA