Türkiye’de tarihle yüzleşme ve hesaplaşma konusunda devlet tarafında derin ve kök salmış bir sessizlik, inkar ve yüzleşme isteksizliği oldu her zaman. Geçmişini unutma/unutturma politikası devlet tarafından egemen kılındı hep.

Geçmişte yaşanan zulmü, katliamları, hak ihlallerini çevreleyen bu sessizliğin yarattığı boşluk, çatışma sonrası politik ve toplumsal uzlaşma sürecinin önemli bir sorunu olarak varlığını sürdürüyor..
Geçmişle yüzleşme olmadan ve onarıcı bir adalet gerçekleşmeden kalıcı bir barışın sağlanamayacağının farkında olan kimi kurum ve kuruluşlar toplantı, konferans ve panel gibi ekinliklerle konuyu gündeme getirmeye çalışıyor ve dünyanın farklı yerlerinde geçiş dönemi adaleti uygulanması deneyimlerini irdeliyorlar.
***
Bunlardan biri de geçenlerde Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA) tarafından “Hakikatleri Açığa Çıkarma ve Geçiş Süreci Adaleti” başlığı altında düzenlendi.
Moderatörlüğünü Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Neslihan Uçarlar’ın yaptığı oturumda konuşan Arizona Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elisabeth Oglesby, Guatemala’daki Hakikatleri Araştırma Komisyonu çalışmalarına yönelik deneyimlerini paylaştı.
Mayalara yönelik işlenen soykırımın yüzde 85’inin ordu tarafından işlendiğini kaydeden Oglesby, “Burada sizin korucu olarak bildiğiniz sivil milislerden oluşan gruplar oluşturuldu” diye belirtti. Hakikatleri Araştırma Komisyonu çalışmalarına da değinen Oglesby, “Bu komisyonların 3 ana ortak gerilim noktası var. İlk gerilim noktası komisyonun kurulacağı toplumdaki ilk reaksiyon oluyor. Guatemala’da bu ilk kurulduğunda 6 aylık bir süre verildi. Ancak bunca yıllık süren savaşın 6 ay gibi bir süre gerçeği açığa çıkarmasının imkanı yoktu. Başta birçok eleştiri geldi. Bu komisyon başta Guatemala’daki mekanizmayı anlamaya çalıştı. Ordu komisyonun çalışmalarına yardım etmedi. Komisyon çalışmaları sonucu tanıkların ifadelerinin olduğu birçok belge ortaya koydu. Ancak komisyonun topladığı verilerin hukuki olarak kabul görülmeyeceği yönünde karşı bir hamle vardı. Ancak avukatların tanıklar üzerine ortaya koyduğu performansla bu durum aşıldı” şeklinde konuştu.
***
Demokratikleşme sürecinde, Türkiye’nin tüm renklerine eşit yurttaşlık temelinde saygı gösteren bir siyasi dönüşüm için, benzer olaylar sonunda barışı gerçekleştirmiş ülkeler gibi Türkiye de geçmişiyle yüzleşmek zorunda.
Güvenlik güçleri tarafından kaybedilenlerin, faili meçhul bırakılmış ve yargısız infazlarda öldürülmüş insanların akıbetlerinin araştırılması amacıyla Cumartesi Anneleri, 428. Haftadır Galatasaray Meydanı‘nda oturma eylemi yapıyorlar. Ayrıca İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları tarafından “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlenen oturma eylemi 226.haftasını doldurdu. Ancak ne toplum katında ne de hükümet nezdinde yeterli ilgiyi görmediği gibi zaman zaman devlet terörüne maruz kaldı.
Onlar unutmadılar ve unutturmak isteyenlere karşı dirençlerini korudular. İnsan bir tarihi, bir ismi, bir kelimeyi unutabilir, ama yaşadığı bir olaya ilişkin kareyi hafıza kaybına ya da buna sebep olan bir hastalığa maruz kalmadıkça asla unutmaz. Tek çıkış yolu, o karelerin üstünü örtmek yerine her biriyle tek tek yüzleşmektir. İster bireysel, ister toplumsal boyutta; ideolojik, etnik, ya da inanç grupları arasında yaşanmış kötü olaylarla yüzleşmeyi beceremediğimiz için halen ön yargılarımızdan, korku ve paranoyalarımızdan kurtulamıyoruz.
Dünü zehir ettik, bugünümüzü heba ediyoruz. Barış, eşitlik, demokrasi ve özgürlük hedeflerini ortak amaç edinmiş bir toplum olabilmek için tek yapacağımız şey, örtülerin üstünü açıp, ortaya çıkacak kareleri ne kadar kötü olurlarsa olsunlar paylaşmak ve hesaplaşmaktır. O karelerden herkes kendi payına düşeni alır ve helalleşerek yoluna devam eder.