Bugüne kadar bir takım sorunlarımızı, eksikliklerimizi ve yetmezliklerimizi savaş sürecinin neden olduğu önceliklerimize bağlardık. Bu sürece rağmen yapabileceklerimiz olmasına rağmen, kitleleri bir şekilde ikna ederdik ve gerekçemizin büyüklüğü onları da çaresiz kabule zorlardı.
Bugün ister Türkiye ile bir çözüm, isterse Türkiye’siz bir çözümde inşa sürecini yaşıyoruz. Bugünkü çatışmasızlık ortamında aslında bize ait olan ve kıran kırana çatışmamız gereken dağlarca sorunla karşı karşıyayız. Diplomasi, toplum ilişkileri, yeni kuşaklar, Kürt dili, sivil örgütlenme, ülkeye dönüş, demokratik siyaset, kadın özgürlüğü vb. kör topal idare ettiğimiz sorunlar artık eskisi gibi idare edilemeyeceğini bize hissettirmektedir.
İsviçre Kürt Toplum Merkezi çalışmaları uzun hazırlıklardan sonra ivme kazanmaya başladı. Bu elbette sevindirici. Fakat yeni kurumlar ve yapılanmalar geliştirirken, arkamızda iyi bir miras bırakmadığımızı, popülizmle işleri idare eder, geldiğimizi kitlelerin bildiğini ve bunu bile aşmanın büyük bir emek istediğini bilmeliyiz. Demin saydığımız bütün alanlarda, ihtiyaç duyduğumuzda el attığımız, ihtiyacımız bittiğinde terk ettiğimiz, sürekli yaz boz ilişkilerle sürdürdüğümüz alanlarda karşımıza çıkacak güvensizliklere hazırlıklı olmalıyız. Özcesi artık ne toplum ne yaşadığımız ülke siyaseti ne de dostlarımız popülist tarzımızı kaldıracak durumda değildir. Diplomasi bir iki görüşme yapıp zaferler ilan edilecek bir konu olmamalıdır. Kürt toplumunun İsviçre’deki yığınlarca sorunundan her hangi birini kendi imkanlarımız dışında çözecek durumda değilsek, diplomasiden de bahsedemeyiz. Bu anlamda diplomasi sürekli kılınması gereken, sürmesi gereken bir alandır. Kalıcı olmayan ve kendini üretemeyen bir diplomasi tarzı ancak popülist eğilimlerle sürdürülebilinir.
Daha önceleri de eleştiri konusu yaptığımız başka bir konu da yaşadıklarımızdan ders çıkarmadığımızı gösterdi. Bern’de geçtiğimiz hafta ayırımcılığa, ırkçılığa karşı büyük bir yürüyüş düzenlendi. Bütün yabancı örgütler, sivil kuruluşlar, siyasi partiler, kitle örgütleri katıldı. FEKAR da resmi olarak organizasyonu destekledi. Organizasyon komitesi Kürt kitlesi için bir de gazetemize ilan verdi, biz bu köşeye taşıyarak, eylemin önemine dikkat çekmeye çalıştık. Fakat eyleme ne kitlesel katılım oldu ne de Kürt renkleri taşındı. İsviçre Yabancılar Meclisi, Milletvekilleri bizleri arayıp, Kürt kitlesinin eyleme katılmaması karşısında büyük şaşkınlık geçirdiklerini aktardılar. Bu nedenle konuyu bu köşeye taşıma ihtiyacı doğdu. Bulunduğumuz ülkenin hem de bizi yakından ilgilendiren gelişmelerine ortak olamıyorsak, paylaşamıyorsak, bu platformlarda buluşamıyorsak, buluşma alanlarımızı da daraltıyoruz demektir. Bu kitle örgütleriyle ortak zeminlerimizi kaybediyorsak, kimlerle diplomasi yapacağız, toplumumuza ait hangi ortak projelere imza atacağız. “Kürtler ihtiyaçları varsa gelirler, yoksa hiç bir konuyla ilgili olamazlar” yargılarını kırmadığımız sürece, ilişkilerimizi pekiştiremeyeceğimizi bilmeliyiz. Yani diplomasiden ne anladığımızı yeniden tanımlamalıyız.
Kısacası işleri eski tarzda yürütmek gittikçe imkansızlaşıyor. Kürt Toplum Merkezini önemli ve hayati görevler bekliyor. Bütün alanlarda eski kazanımlarımız üzerinden yeni bir tarzı şekillendirecek elamanlara ihtiyaç bulunmaktadır. Bu ne salt eskilerle ne de salt yenilerle olabilecek bir iş. İkisinin buluşarak birbirini beslemesi ve dönüştürmesi gerekmektedir.
Kısaca inşa süreci, kendimizle yüzleşme sürüci olmalıdır. Yüzleşmeden yeniyi inşa etme şansımız yoktur. Diğer ülke deneyimlerinden de anlaşılıyor ki çözüm süreçleri savaş süreçlerinden de fazla emek, sabır ve çalışma isteyen süreçlerdir. Yani asıl siyaset şimdi başlıyor.
Yüzleşme zamanı...
İsviçre Gündemi