
YXK’nin yöneticileri Thomas Marburger ve Mizgîn İbin’le, Almanya’nın Mainz kentinde Alman soluyla birlikte düzenledikleri “Perpektive Kurdistan” etkinliği sırasında, YXK üzerine bir söyleşi yaptık. YXK’ye dair pek çok önemli detayı açmaya çalıştık; ama çok da eksik bıraktık. Zira 91’den beri çalışmalarını belirli bir disiplin ve tükenmeyen bir heyecanla yürüten YXK’lilerin konuşacak çok şeyi, gazetemizin ise sınırlı sayıda sayfası vardı. Söyleşi bitiminde Thomas’ın söylediği gibi, “bıraksak birkaç saat daha konuşurlardı”; ama sanıyoruz, bu kadarı da YXK’nin çalışmalarının genel görünümünü vermek açısından yeterli olacaktır.
Öncelikle YXK, ne zaman, hangi amaçla kuruldu; kısaca özetleyebilir misiniz?
Thomas: YXK, 1991’de, o dönemde burada yaşayan Kürt öğrenciler tarafından kuruldu. Kürt öğrencilerin gerçekliği neydi? Bir bölümü, Kürdistan’dan buraya okumaya gelen öğrencilerdi; bir bölümü ise savaştan kaçıp gelmişti. Kürdistan’la bağları çok kuvvetliydi. Kürdistan’daki savaşla ilgili çalışmalar yürütmek, oradaki mücadeleyi buraya tanıtmak, öğrencilerin en temel ihtiyacıydı. Bu amaçla, perspektifle örgütlenmeye başlandı.
O dönem aktif bir rol oynayan, öncülük eden arkadaşlarımızdan biri de Hüseyin Çelebi. Hüseyin, burada büyümüş bir arkadaştı. Alman radikal soluyla çok iyi, yoğun ilişkileri vardı. Bu perspektif, YXK’ye de yansıdı. O zamanki perspektif, radikal solla, devrimcilerle birlikte çalışma yürütme perspektifi, bugüne kadar da sürüyor.
YXK’nin kuruluşundan itibaren iki temel perspektifi var: Bir taraftan Avrupa’da yetişen Kürdistan gençliğini ve özellikle de öğrencileri sosyal, kültürel, tarihsel, politik ve kimliksel anlamda kendi gerçekliğiyle buluşturarak asimile olmasını önlemek ve güçlü bir kişilik kazandırmak. Diğer taraftan ise YXK, Avrupa’da örgütlenmesinden dolayı, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin halk diplomasis perspektifiyle hareket ediyor. Özgürlük Hareketi’nin yabancı kamuoyuna açılan kanalı olmaya ve enternasyonalist bağları harekete geçirmeye çalışıyoruz. Burada da Hüseyin Çelebi yoldaşın yürüttüğü öncü mücadele belirleyici oldu. Hüseyin Çelebi, bir taraftan halk aydını, diğer taraftan gazeteciydi. Bir taraftan hem Kürt hem diğer kimliklerden gençleri mücadeleye katabilen örgütleyici biriydi; diğer taraftan ise bir diplomattı. Bu perspektifli çalışmaları nedeniyle baskılara maruz kaldı, yargılandı. Yılmadı, devrimci mücadelesini Kürdistan dağlarında devam ettirdi ve orada da şehit düştü. YXK’nin misyonu, amacının ne olduğu sorusuna aslında vereceğimiz en iyi yanıt, Hüseyin Çelebi yoldaşım mücadelesidir, olur heralde.
Peki nerelerde örgütleniyorsunuz ve kimler YXK’li olabilir? Sadece bir üniversite örgütü müsünüz?
Mizgîn: Örgütlülüğümüzün merkezi Almanya, bunu söylemek lazım. Ama onun dışında Fransa’da, Avusturya’da, Belçika’da ve İngiltere’de de örgütlülüğümüz ve kontaklarımız var. Özellikle son dönemde Avrupa çapında örgütümüzü geliştirmeye çalışıyoruz. Tabii çok eksik kalıyoruz; ama Avrupa’da örgütlenmeye dair bir perspektifimiz var.
Kim YXK’de örgütleniyor? Adımızda “student” (üniversite öğrencisi) geçiyor; ama bu sadece isimdir. Yani sadece üniversite alanında çalışmıyoruz. Lise öğrencileri de aramızda. İşçiler de bizimle çalışıyoruz. Örneğin, Halim Dener Kampanyası da, öğrencilere ek ders desteği gibi sosyal çalışmalarımız da, sadece üniversite bazında yürümüyor. Lise öğrencileri ve daha farklı toplumsal alanlardaki gençleri de kapsayan çalışmalarımız var.
Çalışmalarınızın temel motivasyonu, hedefi ne?
Thomas: Öncelikle söylemeliyiz ki, şimdiki Kürdistanlı öğrenciler, 90’lı yıllardakilerle aynı değil. Şimdiki öğrencilerin önemli bir bölümü, mülteci olarak gelmiş öğrenciler değil. Burada okumaya gelen de değil; çoğu burada büyüyen öğrenciler. Dolayısıyla Kürdistan’la ilişkileri de 90’lı yıllardan farklı. Bizim ilk hedeflerimizden biri, Kürdistan’ı bu öğrencilere tanıtmak. Bunu da eğitim çalışmalarıyla ve başka metotlarla yapıyoruz. Öncelikle içe, kendimize yönelik ve ayrıca dışa, diğer öğrencilere yönelik... Tabii bunu yaparken de sadece, “Savaş var, göç var, zulüm var” diyerek yapmıyoruz, yapmayacağız. İlerici, devrimci gelişmeleri de tanıtmak gerekiyor. Demokratik Özerkliğin inşasını mesela, tanıtmaya, anlatmaya çalışıyoruz.
Herkes tarafından bilinen de, Kürdistan’da yürütülen savaşın sadece Ortadoğu bazında olmadığı, uluslararası boyutları da olduğudur. Böyle bir perspektifimiz olmalı. Burada yürütülen mücadelenin de bir parçası olmalıyız. Avrupa’daki devrimci mücadelenin bir parçası olarak, ayrıca aslında Kürdistan’daki mücadelenin sesi de oluyoruz.
Bir de yayın organınız var, Ronahî adında...
Thomas: Evet, Ronahî’nin 39. sayısındayız. Önümüzdeki günlerde kırkıncı sayımız da çıkacak. 3-4 ayda bir çıkarıyoruz. Politik karakterli bir dergi. YXK olarak siyasal durumu nasıl analiz ettiğimizi ve çalışmalarımızı içeriyor. Ayrıca farklı teorilere, hareketlerin görüşlerine de yer vermeye çalışıyoruz. Dergiyle, YXK içerisinde bir tartışma düzeyi oluşturmak istiyoruz. Hem YXK içinde ama hem de Kürt gençleri içinde bir tartışma ortamı yaratmalıyız. Bu yüzden çıkıyor Ronahî. Çalışmalarımızı farklı gruplara tanıtmak için de kullanıyoruz dergiyi. Önemli bir şey de şu: Yazıların çoğunu kendimiz yazıyoruz. Arkadaşlarımızı yazmaya teşvik ediyoruz. Hareketin farklı kurumlarından ve kişilerinden yazıları da Almanca veya Kürtçe olarak yayımlıyoruz.
Peki, buradan Newroz Delegasyonu’na geçelim. Bir süredir her yıl Amed Newrozu’na bir delegasyonla katılıyor ve küçük bir Kürdistan turu yapıyorsunuz. Bu sene de gittiniz. Ne amaçlıyorsunuz bu çalışmayla?
Mizgîn: Heyetin farklı amaçları var. Birincisi, Kürt gençlerinin Kürdistan gerçekliğiyle yakınlaşmasını sağlamak. Burada doğmuş, büyümüş gençlerin gidip kökleriyle tanışmaları, mücadeleyi anlamaları ve oradan edindiklerini buraya taşırabilmeleri için özellikle burada doğan gençlerin gitmesi çok önemli oluyor. Öte yandan, Avrupalı gençlerin de katılımı çok önemli. PKK’yle ilgili toplumda yaratılan bir korku halen var. Bir “terör” damgası var işte. Avrupalı gençleri oraya götürerek Kürdistan’ı tanıtmak, oradaki mücadeleyi göstermek, onların buraya dönüp Kürdistan’la ilgili çalışmalar yürütmesini saplıyor. Sadece arkadaşlarına bile oturup anlatsalar, bu bizim için bir çalışmadır. Mesela Mainz’deki Perspektive Kurdistan etkinliğine öncülük eden arkadaşlar, hep delegasyonla Kürdistan’a gidip gelmiş arkadaşlardır. Aldıkları ilhamla bu çalışmayı örgütlediler.
Thomas: 55 kişiydik. Büyük çoğunluğu Kürt değildi. 35 Alman arkadaş vardı. 15 Kürt vardı. Rusya’dan, Belçika’dan, Katalonya’dan arkadaşlar vardı. Tabii kesinlikle hemen hemen hepsi politik bir amaçla gittiler Kürdistan’a. Dönüşte de hepsi Kürdistan’a dair çalışmalar yapmak istiyor. Örneğin, Demokratik Özerkliği burada tanıtmak, anlatmak istiyorlar. Bu çalışmaları da özellikle Alman gençler yapacak.
Peki delegasyonun deneyimlerini aktarmak için nasıl etkinlikler planlıyorsunuz?
Mizgîn: Geçen seneki delegasyon turumuzun ardından yirmi etkinlik yaptık. İzlenimlerimizi paylaştık. Bu sene bu sayıyı aşmak, 25-30 etkinlik yapmak istiyoruz. Ayrıca bir belgesel projemiz var. Gittiğimizde bir hayli video ve fotoğraf çektik, röportajlar yaptık. Şimdi elimizdeki malzemeyi belgesele dönüştürmek için bir çalışma yürütüyoruz. Niye önemli? Kürdistan hakkında ve Demokratik Özerklik hakkında çok az belgesel var. Olanlar da Türkçe veya Kürtçe olduğu için Avrupalı topluma hitap etmiyor. Bunu kırmak gerekiyor. Hatta tek bir belgesel de yapmayacağız. Çok fazla materyal birikti. Bazı röportajların altyazısını hazırlayıp ayrı olarak da sunacağız.
Thomas’a özel bir soru da soralım: Bir Alman olarak Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne omuz verdiniz ve dört kez de Kürdistan’a gittiniz. Kürdistan‘da ve özgürlük mücadelesinde sizi heyecanlandıran nedir?
Öncelikle bana heyecan veren, Kürt mücadelesinin enternasyonal değerlerle sürdürülen bir mücadele olması. Peşinde koşulan, uğruna mücadele edilen değerler, bütün dünyada uğruna mücadele edilen değerler. Kürdistan ise, dünyanın farklı yerlerinde olduğu gibi sadece ufak tefek grupların değil, tüm toplumun bu mücadeleyi sürdürdüğünü görüyorum. Bu da çok heyecan veriyor.
Şunu da söylemeliyim: Kürdistan’da mücadele eden toplum, direnen halk olmasaydı, benim de Kürdistan’a böyle bir ilgim olmayacaktı. O mücadele kültüründen dolayı benim bu kültürle bağım var. Mücadeleden de kaynaklı, insanlar çok sıcak. Tam olarak olmasa da, o sıcaklık diasporada yaşayan Kürtlere de yansıyor. Bu sıcaklıktan dolayı da, Alman solunun, devrimcilerinin uzun süredir kaybettiği değerler yaşamaya devam ediyor.
Bu soru da Mizgîn arkadaşa: YXK-Jin çalışmasını da ayrı olarak yürütüyorsunuz. Neden kuruldu YXK-Jin?
2008’deki kongremizde YXK-Jin’i örgütleme kararı aldık. Temel nedenlerden biri, kota ve kadın temsiliyeti olsa da, kadınların erkeklerden hep daha az konuşmaları, aktivitelere daha az katılmaları ve daha özgüvensiz olmalarıydı. Evet, kotalar vardı; ama kadınlar gerçek anlamda yoktu. Cins kimlikleriyle yoktu. Bunun nedenlerini araştırmak ve sorunu aşmak için erkeklerin olmadığı bir ortam yaratılması gerekiyordu. Kadınların kendi kararlarını alıp tartıştığı, uyguladığı bir ortamın, özgüven kazandıran bir ortamın oluşması gerekiyordu. YXK-Jin olarak böyle bir ortam yaratma amacındayız.
Peki, çalışmalarınızı yeterli görüyor musunuz? Genel olarak bakıldığında, önemli projeler yürütmesine rağmen YXK’nin çok da görünür olamadığı görülüyor...
Thomas: Evet, yirmi yıllık bir geleneğimiz var; ama bu çalışmalarımız üzerinde, bütün Kürt kurumlarında olduğu gibi, bir kriminalizasyon rüzgarı estiriliyor. Çalışmalarımızın önündeki en büyük engellerden biri, PKK yasağı. ‘Kürt eşittir PKK, o da eşittir terörist’ damgası halen üzerimizde. Tabii bu bize yine de bahane olamaz. Potansiyelimizi kullanamamanın bahanesi yok. Genel olarak denilebilir ki, hareket olarak özellikle 2000’li yıllarda çok büyük krizler yaşadık Avrupa’da. Kırılmalar, dağılmalar oldu. Bu tabii YXK’ye de yansıdı. Son 10 yılda ise bu dağınıklığı toparlama sürecini yaşıyoruz. Özellikle de son beş yılda bunun sonuçlarını almaya başlıyoruz. Hem nitelik hem nicelik olarak... Yüzlerce, binlerce öğrenciye ulaşamıyoruz, evet. Ama çalışma perspektifimiz doğru yolda. Bu yolda da giderek büyüyeceğiz.
Peki, şu anda önünüzde duran, hazırlandığınız çalışmalar var mı?
Mizgîn: YXK-Jin olarak 12-13 Temmuz’da UTAMARA Kadın Buluşma Merkezi’nde bir seminerimiz olacak. Bütün genç kadınlara açık bir seminer. Sorunlarımızı, çözüm önerilerini ve jineolojiyi tartışacağız. Alman kadın hareketlerine yönelik de tartışmalarımız olacak. YXK-Jin olarak yakın gelecekteki planımız bu.
Ayrıca 25 Ekim’de Hüseyin Çelebi Edebiyat Etkinliği var. 15 Mayıs’tan 1 Eylül’e kadar eser kabul dönemi. Bu sene ayrıcalıklı olarak, Kürtçe’nin üç lehçesi, Türkçe ve Almanca’nın yanında ilk kez Aramice de olacak. Bunu yapmakla da amacımız, Kürdistan’ın kültürel zenginliğini ifade edebilmek. Bu kapsamda özellikle gençleri, kendilerini ifade edebilecekleri dilde eserler göndermeye çağırıyoruz.
Bunun yanı sıra önümüzdeki yaz döneminde Kürdistan’a, özellikle de Rojava’ya bir delegasyon gönderme planımız var. Hazırlıklarımız sürüyor. Yine 16-21 Ağustos tarihlerinde Avrupa’daki öğrencileri davet ettiğimiz bir yaz kampı planlamamız var. Bütün öğrencileri ve gençleri bu kampa davet ediyoruz. Bu konuda bizimle iletişime geçip bilgi alabilirler.
Thomas: Ayrıca önümüzdeki dönemin en yoğun çalışmalarından biri, Halim Dener Kampanyası. Ciwanên Azad ve Tatort Kürdistan’la birlikte yürüttüğümüz bir kampanya. Halim Dener’in Alman devleti tarafından katledilmesi üzerinden polis şiddetini, Kürdistan’dan göç etmesi üzerinden sürgünü, PKK’nin yasaklanmasıyla kriminalizasyonu ve başka pek çok boyutu içeriyor kampanya. Şu ana kadar kırktan fazla kurum kampanyaya desteğini açıkladı. On beşe yakın şehirde etkinliklerimiz olacak. En yoğun meşguliyetimiz, şu anda bu.
Bunun yanı sıra, Kürtçe’nin öğrenilmesi konusunda bir çalışmamız var. Geniş çaplı bir kampanyaya hazırlanıyoruz. Daha önce “Kürtçe öğren-öğret” sloganıyla düzenlenen kampanyanın devamı şeklinde olacak. Birçok kurumla ortak hareket edeceğiz. Kürtçe kursları, farklı sunum ve seminerler düzenleyeceğiz. Yakında bu çalışmaya dair ayrıntılı bilgileri de paylaşırız. Ben Alman’ım, bu konuda söylediklerim garip gelebilir; ama bütün Kürtlere, Kürtçe’nin öğrenilmesi ve öğretilmesi çağrısı yapmak istiyorum. Bu konuda bir pasiflik var. Anadil insan gelişiminde, düşünsel ve psikolojik olarak ciddi etkiye sahip. Kişiliği belirleyen unsurlardan da biri.
OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ