“Türlü sevme ve beğenme biçimleri var… Bağımlılığa dönüşmeden, takıntısız biçimlerden söz ediyorum. O biçimlerin yarattığı ruhsal içlikten ve nefese sinen derinliğinden… 
Kentler de böyle sevilmeli kuşkusuz; pazarlık mevzuu olmadan, sığlaştırılmadan ve yedeğine düşürülmeden kötücül bir anın/ adamın ve kadının, sessizliğin ve dahi uzaklığın, olabildiğine eski tatlarla varılmalıdır kıyısına bir kentin…
Eskimişlerine bakmak tek tek, yolcularını görmek ve sessizce ilişmek az sonra vedadan nefret ettiği için dökecek iki çanağın yakasına; dur dememek gidene, kalanlara güzel sözlerle bakabilmek sonra… Kenti anlama kılavuzu tüm bu yoksunluklar üzerine kuruludur adeta.
Galata için “burada yaşam zaaf ve günahlardan besleniyordu” diyor, Tolga Gümüşay, HİÇ KİMSENİN KENTİ kitabında. Hüzünlü bir göz Galata, İstanbul’un tüm tepelerini aşağılar bir vakurlukta. Gidenleri ve gelenleriyle, boşalıp dolanlarıyla, unutma hastalığına aidiyet bileti kesenleri ve inadına hayata takılarak var olmaya duranlarıyla çok başka bir istasyon Galata. İstanbul’un yalnız ve kederli oğlu… Hiç Kimsenin Kenti olacak kadar herkesin ve her şeyin…
“Galata emek ister hayal gücü ister, duyarlılık ister, merak ister; bilgi, tarafsızlık ve evrensellik ister…” Sadece durup bakmanın, bir fotoğraf karesinin almacında sinsice gölgelemenin dışında anlama biçimi istetiyor yazar, kahramanından. Yavaş hareket edip yorumda bulunan gezerle bağ kurabiliyor Galata. Yazar bunu istiyor… İlla ki şarkısı olsun, algısı olsun, başı kubbeli gölgesi olsun; bir devesi bir cücesi, bir kerhanesi bir müdavimi, bir şairi bir gecesi olsun istiyor.”
Galata’ya dair çok kitap var elbette… Ama İstanbul’un yüzlerce gündemi arasına sıkışıp kalan Galata’yı çekip çıkarmak için, Gümüşay’ın kitabından yardım alıyorum. Galata’da neler oluyor, diyorlar… Ne olduğu çok basit oysa: Beyoğlu Belediyesi kancayı bu kez Galata’ya taktı. Tarihinde zevk ve eğlence olan bu tarihi semtin dokusuna uygun kalmasına izin verilmiyor, tüm mesele o! Onca içki âleminin ortasında sıkışıp kalan Mevlevilik kurtarılmaya, hatta baskın unsur haline getirilmeye çalışılıyor. Kafelere içki ruhsatı verilmiyor, tekel büfelerinden sigara bölümler ya kaldırılıyor ya da büfeler kapattırılıyor. Bir tepki olarak gençler sigara ile beraber içkiyi de sokağa taşırdı, eskiden var olan bir umumi tuvalet belediye tarafından kaldırıldı, içen gençler her apartmanın önüne helâya çevirdi… Gençlerin, eğlencenin, müziğin ve Galata Kulesi silueti ile özdeş güzelliğe sahip olduğuna inandıkları için bu semtte oturmayı tercih edenler birden ihbarcı mahalleli konumuna düşüverdi! Belediye de bu işin kaymağını yiyecek şimdi: Zaten mahalleli şikâyeti var, denilerek meydandaki banklar da yerlerinden söküldü…
İşte böyle… Galata bu “rezil” gidişten sıyrılırsa, kentin namusu da kurtulmuş olacak, cemaat zihniyetine göre! AKP’li belediye hiçbir şeyden çekmemiştir şu Beyoğlu ve eğlence kimliğinden çektiği kadar.
Hummalı tüm “yenilenmeler”, kentsel dönüşümler, kadim olanın yeşil gölgeye çekilmesi ve orada bitirilmesi üzerine…
Bir aksi seda olarak Galata, bu yaşananlara sıkıntılı bir iç çekişle bakmakta… Tıpkı İstanbul’un tarihi dokusundan kazınan diğer yerler gibi…