
Yaşama sığdırılanların zamanla ölçüleceğine inanmıyorum. Zamanın yörüngesine takılan sahtekar bilgeler gibi olmadı hiçbir zaman o. Yaşamak ve yaşamın dirhemlerinde var olmayı seçmişti. Var olmanın salt zamanla ölçülemeyeceğini bilirdi. Kasvetli engelleri, yaşam felsefesiyle yıllarca aşa aşa kendini var etmişti. Zagrosların kutsallığıyla yoldaşların yüreğinde var etmişti kendini. Her kes onu Zagros’un asi yürekli Ali Xebatı olarak bilirdi.
Zagrosların o kutsal topraklarına ilk ayak bastığımda yıl 2012 idi. Bu dağların heybetini, güzelliğini anlatacak güçte değilim. Ama yinede titreyen yüreğimle Ali Xebat’ın ayak izlerini takip ederek dokunabildiğim kadar dokunmak istiyorum Zagros’un asiliğine. Onun ayak izlerini, adeta tanrının yaratığı bu ihtişamlı dağların karşısında, bütün hürmetini sunarak saygıyla boyun eğişi gibi, Ali Xebat’ın tarafından bana tarif ediliyordu.
Zagros’un, bulutlara gömülen dağları, bütün hırçınlığıyla dolup taşan dereleri, bir gencin aşkı kadar narin, kırılgan çiçekleri, insan elinin değmediği o bakir ormanları, yüreğime cennetin bunun dışında başka bir şey olmadığını ifade eder gibiydi.
Üzerinden geçtiğimiz her suyun, yürüdüğümüz her vadinin, tırmandığımız her tepenin ve yüreğimizi verdiğimiz her dağın, Ali Xebat’ın ismiyle anılması ve onun suyu hürmetine verdiği emeğinin kutsallığıyla yüreğimize dokunuyordu adeta.
Onun emeğinin büyüklüğü ve henüz yeni emek olgusuyla yoğrulmaya başlayan benliğime bir tokat gibi yapışıyordu. Geçiş güzergahımızda ki uzun ve zorlu yolculuğumuzda onun emeğine tanık olmak ayrı bir saygınlığı getiriyordu.
Bir çakıl taşının, bir bitkinin, ormanların ve suların yaratıcısıyla boy ölçüşen dağları Ali Xebat’ın emeği karşısında saygıyla boyun eğdiğini hissedebiliyorduk.
‘Doyasıya yaşadım’
Evrenimizin en küçük yapı taşı sayılan bir atomun, bir kum zerresinin, dağların, taşların, bütün tabiatın, toplumun ve toplumda yalın gerçeği sayılan kadının, özgür olma varlığına ulaşmanın önündeki engelleri aşmak ve anlamak için mücadele eden kişidir Ali Xebat. Çünkü yaşam özgür olmadı mı nerde olursa olsun hep karanlık olacaktır. “Özgürlük olmadan yaşamda olamaz” diyen Zagros’un asi yürekli Ali Xebat’ı özürlük yolunda belki de o varlıkların bir zerresine umut olmak için yıllar önce özgürlük hareketinin saflarında yer edinmişti.
Zagros’un yüceliğinde varlık edilen, yüreğiyle sislenen ve o sisleri başından eksik etmeyen, nerede ağlamaklı bir bulut varsa kendine misafir eden, karanlıklara kılıç çeken özgürlük çığlığıdır Ali Xebat.
Onun hakkında daha önceden duyduğum anılardan kaynaklı olacak ki, Ali Xebat yoldaşı ilk gördüğümde heyecanlanmıştım. Gölgesine sığındığımız büyük bir ağacın altında oturmuş çay içiyoruz. Tam karşımda oturmuş çayını yudumlarken, gözümü ondan hiç ayırmıyordum. Belki birazdan geçmiş tarihine dokunarak anılarını bir nebzede olsa anlatır diye bekliyordum.
O mazide kalmış zamanın köhnesine hiç inanmamıştı. O hep bir serüvenci, dilinin ucunda biriken sevinçleri yaşayarak öğrenmişti. Köle ruhlu varlıklara belki kinli ve öfkeliydi ama o hiçbir zaman umudunu yitirmemiş, onları doğruya çekme mücadelesi vermişti. O kötülüğün bir sarmaşık gibi sardığı çağımızın, uzağında yaşamayı başarmıştı. Çünkü zehirli ideolojiler çağında olduğumuzun farkındaydı. O ruhunu Zagrosların yüceliğinde arındırmıştı.
Bir çakıl taşının, bir bitki örtüsünün, narin bir çiçeğin, bir ceylanın, dağın-taşın ve bütün tabiatın kendi doğasında yaşam bulduğunu bilirdi.
Ali Xebat yoldaşlarına yüzünü dönerek “yaşamak yaşamak” diyordu, “onu ben yaşadım hem de doyasıya yaşadım” diyordu.
O hep yolcuydu
Beynimde biriken binlerce soruyu ona sormak için sabırsızlanıyordum. Peki, yolculuk nedir? Hep yollarda olmanın anlamı nedir? Bulutlara gömülen yüksek dağlara tırmanmanın bir anlamı var mı? Peki, onlar kim? Biz kimiz? Bu dağlarda ne yapıyorlar? Nasıl yaşıyorlar? Bu enerjiyi, bu coşkuyu nerden alıyorlar? Ben kimim onlardan bir parça mıyım? Bu bir rüya mı? Gördüklerim gerçek mi?
Aylardır Zagros’larda Ali Xebat’ın ayak izlerini takip ediyorum. Bu yolculukta tanık olduğum her şey o kadar güzel ki, eğer bu bir rüya ise o halde beni bırakın, ben bu rüyanın sahibi olmak istiyorum. Varsın rüyası olsun özgürlüğün, bunun verdiği mutlulukta az değil ki.
“Döndüm.
Uyandım.
Yıldızlara baktım.
Huzurluyum.
Yolculuk nasıl mı geçti?”
Onları gördüm yıldızlara yolculuk yaparken gördüm. Ay, güneş ve bütün tabiat, onlar karşısında selama durduklarını kendi gözümle gördüm.
Orada herkes yolcuydu. Elerinde silahlar, omuzlarında ağır yüklerle durmadan, yürümenin verdiği huzuru ve güveni gözlerinde gördüm.
Bir dağ düşünün uçsuz, bucaksız.
Bir ülke düşünün dört tarafı dağlarla örtülü.
O dağlara yüreklerini bağlamış, bir gerilla ordusunu düşünün.
Bitkileri düşünün, hırcın suları, renge renk çiçekleri, ülkeleri için savaşan yiğit kızları ve oğulları düşünün.
İşte bunları gördüm.
Onlarla yolculuk yaptım, günlerce yürüdüm.
Yemek yedim, çay içtim.
Halay çektim, türkü söyledim.
Gülüşlerini paylaştım, acılarına tanık oldum.
Aşklarını ve sevgilerini his ettim.
Ülkelerinde ki hüznü simalarında taşıyan binleri gördüm.
Özgürlük için kenetlenen gözleri gördüm, öfkeyi ve intikamı gördüm.
İhaneti ve komployu,
İmralı’yı ve dört duvarı
Dirilişi ve direnişi gördüm.
Mücadelelerinde geleceği ve umudu gördüm.
Kadınların ve erkeklerin, ruhlarında şahlanan özgürlüğü gördüm.
Geçmişi ve karanlığı gördüm.
Ülkelerinde çocukların savaş dramını gördüm.
Rüyasını gördüm, gerçeğin aynısını gördüm.
Ülkelerinde en onurlu dilekleri dahi kabul edilmeyen kızları gördüm.
Cellatların elinde, işkencelerde haykıran gençleri gördüm.
Anaların feryatlarını gördüm.
Babaların kederlerini.
Bütün yolcuları gördüm, Ali Xebat’ın ayak izlerinde bir var oluşu gördüm….
Gerilla komutanı Ali Xebat (Mehdi Tunç), 27 Ocak 2016 tarihinde kalp krizi sonucu Medya Savunma Alanlarında yaşamını yitirdi.
DELİL ZİLAN