Almanya Gündemi
AKP Hükümeti'nin 7 Haziran sonrası hız verdiği, aslında temellerini çok önceden attığı "çöktürme planı" Kürdistan'ı kana buladı, bulumaya da devam ediyor. Kapı önündeki cenazelere dahi sahip çıkmalarına izin verilmeyen bir imha sürecinden geçiriliyor Kürtler. Öyle ki; ölümlerin yaş ortalaması anne karnındaki bebeklere kadar düştü. İşte birçok kesimin üç maymunu oynamayı tercih ettiği böylesine korkunç bir atmosferde, 1128 akademisyenin bu suça ortak olmayacaklarını beyan ettikleri bildiri, her geçen gün savaşın dozunu artıran AKP'ye adeta histeri krizleri yaşattı. Zira; hem Erdoğan'ın, hem de Davutoğlu'nun sert bir dille eleştirdiği ve geri adım atılmasını istediği, hatta hakaret ettiği akademisyenlere destek çığ gibi büyüdü/büyüyor, birçok kurum da desteğini sundu. Bu kurumların başında Alevi örgütleri geliyor.
Gerek Türkiye'de, gerekse Avrupa'da birçok Alevi örgütü belirli merkezlerde gerçekleştirdikleri dönüşümlü açlık grevleri ve düzenledikleri eylemlerle sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacaklarını beyan eden akademisyenlere destek sundu. 7 Haziran sonrası toparlanmanın koşullarını bir türlü yakalayamayan Alevi kurumları, barışa ihtiyacın olduğu böylesine önemli bir süreçte kitlelerini harekete geçirerek aslında önemli bir misyon da yüklendi. Başta Almanya olmak üzere, Avrupa'nın birçok kentinde açlık grevleri ve eylemler yapıldı, bu minvalde eylemlilikler de devam ediyor.
Açlık grevlerinde biraraya gelen Aleviler kanlı sürecin devam etmesi halinde nasıl bir kayıpla karşı karşıya kalacaklarının ve barışa giden sürece nasıl katkı sunacaklarının tartışmalarını yürütüyor. Alevilerin kurumsal temsiliyet düzeyinde bu sürece güçlü destekleri önemli bir adımdır. Çünkü; Doğal bir inanç olan Aleviliğin felsefesi hümanizme ve eşitliğe dayalıdır; ibadetlerini yerine getirirken eşitliğe büyük önem atfederler, ibadetlerinin sonunda lokmalarını hakça bölüşürler. Bu nedenledir ki Alevilik, eşitlikçi anlayışından dolayı sosyalizmle özdeşleştirilir ve temel düsturlarından biri de barıştır. Kürdistan'da devlet eliyle yapılan katliamlara sessiz kalmak Alevi inancının temel felsefesine ters düşer. Alevi kurumlarının çığlıklar karşısında ses çıkarmaları ve kalıcı barışın inşasında temel rol oynamaları bu nedenle oldukça önemlidir.
Kürdistan'da baskıların sonucu olarak geliştirilen özyönetim modeli aslında birebir Alevileri de ilgilendiriyor. Şöyle ki; "İnsan Hakk'ta, Hakk insanda" temel düsturunu benimseyen Alevilik inancı tarihleri boyunca merkezi otoritenin baskılarına maruz kalarak, dışlandılar, egemen inancın gereklerine göre yargılandılar. Devletin dışladığı Aleviler, erkin dayattığı yargılama sistemini reddederek, diğer anlamda; zalimin talim ettiği yola minnet eylemeyerek, toplumsal yaşamlarını kendi inanç felsefesi çerçevesinde düzenlediler ve kendilerine özgü yargılama sistemleri oluşturdular. (Unutmamak gerekirki, devlet, Koçgiri ve Dersim katliamlarını Alevilerin yarattığı özerk sistem tehlikesini görerek yaptı).
Şu noktayı da belirtmekte fayda görüyorum: Cumhuriyetin Kürt -Alevi kimliğini birbirinden koparmak suretiyle geliştirdiği asimilasyon politikaları öyle bir tahribat yarattı ki; inanç kimliği olan Alevilik etnik temsiliyete dönüştürüldü. Buradaki amaç Kürtlüğü inkardı. O nedenle Alevilerden Kürt halkına destek gibi tamamen iyi niyetli beyanın bile temelinde asimilasyon politikasının kalıntılarını görüyorum. Destek kurum kimliği altında vurgulandığında anlam kazanıyor. Zira Alevi kurumlarına üyelerin büyük bir çoğunluğu Kürtlerdir. Burada aynı zamanda kendine de sahip çıkış sözkonusudur.
Son olarak; 22 Ocak Cuma günü Berlin’de yapılacak Almanya-Türkiye Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Merkel ve Davutoğlu'nun başkanlığında bakanların da katılımıyla gerçekleştirilecek. Toplantıda DAİŞ'le mücadele ve mültecilerin birincil gündem maddesi olması bekleniyor. Merkel'in 7 Kasım seçiminin hemen öncesinde Erdoğan’la yaptığı kirli pazarlıkların aslında Türk devletinin savaş politikasına destek olduğunu gördük. Muhtemelen yapılacak İşbirliği Konseyi'nde de AKP'nin katliam politikalarını destekler nitelikte yeni pazarlıklar yapılacaktır. Hatırlatalım: Alevi örgütlerinin de dahil olduğu Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi (ABDEM) bileşenleri ve diğer demokrasi güçleri Başbakanlık binası önünde kirli pazarlıkları protesto edecek.