Gerçekler bunlar iken bu faşizan ve tekçi yapılara karşı halklar bir türlü bir araya gelerek ortak bir direniş cephesi geliştirememişlerdir. Ama biz biliyoruz de ki bu faşizan ve tekçi yapılar biz halkların tersine her zaman ortak hareket etmişlerdir. Dayanışma içerisinde olmuşlardır. Birlik içerisinde hareket etmişlerdir. Hatta bu dikta rejimler ortak cepheler oluşturmuşlardır. Bir sürü paktı ve ittifakı böyle sıralamak mümkündür.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bir ara Küresel Emperyalizme karşı Küresel Demokrasiyi dile getirmişti. Yani emperyalizme karşı halkların birliktenliğini ve ittifaklaşmasını önermişti. Benzer bir zihniyet yaklaşımıyla Ortadoğu’da, halklar, dikta rejimlerine karşı bölgenin ortak direniş cephelerini şimdi oluşturmaları gerekiyor. Yani bölgesel faşizme ya da faşizanlıklara karşı bölgesel demokrasi cephelerini oluşturmak dönemin en asli ve temel görevi olmalıdır.
Bugün Ortadoğu’daki konjonktüre baktığımızda gerçekten de ortaya çıkartılması gerekli olan en temel bir çalışma, halkların ortak oluşturacakları Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi ya da Cepheleri olmalıdır. Nedeni açıktır. Bugün Ortadoğu’da ulus devletlerin neredeyse tümü tekçi ve faşizan zihniyetlerle yönetilmektedir.
Dikkat edelim, Türkiye tam bir tekçi yapıdır. Suriye öyle. İran öyle. Suudi öyle. Mısır öyle. Katar öyle. Yemen öyle. Kuveyt öyle. İsrail öyle. Ve aslında Ortadoğu’nun tüm ulus devlet yapıları benzer bir rejimle halkları yönetmekte ve ezmektedirler. Bu zihniyetle örgütlenmiş ve kendilerini şekillendirmiş yapılar, ne zaman, nerede kime karşı bir saldırı içerisinde olacakları belli değildir, olmaz da. Çünkü bu yapılar karakterleri gereği her zaman başkalarının güdümünde olan yapılar olarak başkaları tarafından güdümlenmektedirler. Böyle oldukları için de dünyada emperyalistlerin çıkarları nasıl yol alırlarsa onların da politikaları ağırlıklı böyle ilerler.
En son halkların başına musallat edilmiş olan Zombi türü uluslararası toplama çete örgütü DAİŞ, nasıl ortaya çıktı? Kim bu çetelere destek verdi? Kim silahlandırdı? Kim para verdi? Kim lojistik destek sundu? Kim piyasaya girmeleri için öne sürdü? Kim hangi yollarda Ortadoğu’ya sevk etti?
Bunlar ve birçok soruyu daha da sorabiliriz. Ancak daha önemli olan sorularımız vardır. Bunlardan sadece bir tanesi neden bu kadar -sözde ayrı olan rejimler-bu çeteler meselesinde birleştiler? Bu soruya vereceğimiz sağlıklı cevapla hem nedenlerini öğrenmiş olacağız ama aynı zamanda neden bu faşizan yapılara karşı ortaklaşmamız gerektiğini de açığa çıkartmış olacağız.
DAİŞ’in arkasında bu kadar birbiriyle çelişkili olan devletlerin birleşmiş olmaları, ortaklaşmış olmaları kesinlikle kendi faşizan zihniyetlerini korumak için olduğunu biz peşinen söyleyelim. Denir ya sıtmaya razı etmek için ölümü göstermek. Güya DAİŞ gibi insanlık dışı bir yapıyı öne sürerek kendi faşizan yapılarına karşı halkları sessiz kılmalarını sağlanacak.
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi her şey alenen açıkta herkesin gözleri önünde yürütülmektedir. Kazananlar hep emperyalistler olurken kaybedenler ise her zaman biz halklar olmaktayız. Bunun için sözü çok uzatmayacağız. Söyleyeceklerimizi hemen ifade edeceğiz.
Bu faşizan ve tekçi yapılara karşı ne yapmalıyız? Neler yapabiliriz?
Bugün Ortadoğu kan deryasına çevriliyor. İsrail inanılmaz ölçüde bir saldırıyla Filistin halkını bombardımanlara tabi tutuyor. DAİŞ adındaki uluslararası toplama örgütle Ortadoğu’yu düzlemek ve yeniden kendi istedikleri duruma getirmek için tüm halklara saldırtılıyor. Önce Araplar, ardından Kürtler, sonra yeniden Araplar, Hıristiyanlar yine Êzîdîler, Kakailer, Asuriler derken bu coğrafyada ne kadar farklı halk renkleri varsa hepsine tek tek ama sırasıyla yöneltilmekte ve katliamlar yaptırılmaktadır. Biz kadınlara bu uluslararası toplama çetelerin nasıl yaklaştığını kendi gözlerimizle günlük olarak görüyoruz. Yine insanlara karşı kıyımlar yaparlarken nasıl acımasız yaklaştıklarını, insan vicdanını nasıl yaraladıklarını da günlük olarak görüyoruz. Özcesi günlük olarak vicdanımızı kirleten eylemleri gözlerimizle görüyoruz. Yaşıyoruz.
Dediğimiz gibi peki biz bu vahşete karşı bir şey yapmayacak mıyız?
Hatırlayanlar bilir, Hitler faşizmi zamanında yaşanmışları en iyi ifade eden Martin Niemöller şu sözler halen herkesin hafızalarında asılı duruyor:
“Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim.
Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim.
Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim.
Benim için geldiklerinde, sesini çıkartacak kimse kalmamıştı.”
İşte şimdi yine benzer bir durumla karşı karşıyayız. Hitler faşizmine karşı sessizlik ve eylemsizlik 6 milyon insanın katledilmesini beraberinde getirirken milyonlarca insanın ise savaşlarda kaybetti. Dünyayı ne kadar fakir hale getirdiğini ise bizler bu savaş ardından yaşananlardan biliyoruz. Böyle bir durumun yaşanmaması için, Hitler faşizmine karşı halkların ve ilerici güçlerin o zaman yaptığını bizler yapmayalım. Tam tersine bizler –hangi renkte olursak olalım-bir an önce en ileri düzeyde bu faşizme karşı bir cephe içerisinde ortak hareket etmesini bilmez ise yarın hepimiz için, halklar için geç olabilir. Ya da yaşanmışları yeniden geri getirmek mümkün olmadığı için uzun yıllar herkesin yaşayacağı sadece ve sadece bir travma ve vicdanen zorlanma olacaktır. Bunun olmaması için hemen şimdi, her yerde, her ortamda bir araya gelerek ortak platformlar oluşturarak bu doludizgin gelen ve uluslararası güçlerce desteklenen uluslararası toplama çete örgütüne ve örgütlerine karşı birleşmeliyiz.
Özcesi dönem her zamankinden daha fazla faşizme karşı birleşme zamanı, direnişe geçme zamanı. Bu birleşmeyi ve direnişe geçmeyi şimdi hemen Rojava ile Kobanê ile başlatarak tüm Ortadoğu çapına yaymalıyız. Aksi taktirde yeniden olacak olanlar “Benim için geldiklerinde, sesini çıkartacak kimse kalmamıştı” demek zorunda kalırız.
Böyle olmaması için Zaman Faşizme Karşı Birleşik Direniş Günüdür diyor ve herkesi bu birlik ve cephesi içerisinde yerini almaya çağırıyoruz.
Zaman faşizme karşı birleşik direniş zamanıdır