Zaman aşımı artık Türkiye’de yargı eliyle uygulanan adaletsizliğe dönüşmüş durumda.

Son bir örneği geçenlerde yaşandı: 12 Eylül darbesinde Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde işkence gören 1500 kişinin suç duyurusuna "zamanaşımından" takipsizlik kararı verildi.
Diyarbakır 78'liler Derneği bünyesindeki Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu'nun altı yıllık çalışmaları kapsamında 517 tanık dinlendi, 10 bin sayfalık doküman toplandı. Son dört yıl boyunca Diyarbakır 78’liler Derneği öncülüğünde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na, toplu başvurular da dahil yaklaşık 1500 kişi suç duyurusu yaptı.
Başvurucular, Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde insanlık dışı muamele gördüklerini, işkenceye uğradıklarını belirttiler. Sonuç: Zamanaşımından takipsizlik.
Bölgede bazı emniyet güçleri ve askerler tarafından işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp (!) olaylarıyla ilgili soruşturmalar da bir bir kapatılıyor. Dahası açılmış davalar da zamanaşımına uğruyor.
Türkiye’de iktidarlar devlet adına halka karşı suç işlettiği elemanları, şu veya bu biçimde deşifre olduğunda, onları korumak için elinden ne geliyorsa yapmıştır. Zamanaşımı yöntemi de onun sıkıştığında başvurduğu yöntemlerden biri oldu hep.
Kimi zaman dava dosyaları mahkeme mahkeme dolaşıyor. Görevsizlik, uyuşmazlık, yetkisizlik kararları veriliyor. Sonunda davaya bakacak mahkeme bulunamıyor.
Her yıl yüzbinlerce dava zamanaşımı nedeniyle düşüyormuş. Aslında Türkiye'de her yıl yüzbinlerce kişiyi içine alan gizli bir af çıkarılıyor da diyebilirsiniz.
***
İlgililer, 1990’lı yıllarda işlenen siyasi cinayetlerin 2014-2015 ile birlikte 20 yılını tamamlayacağına göre, çoğunun zaman aşımına uğramış olacağını belirtiyorlar.
Hukukçular, halka karşı işlenen suçlarda, zamanaşımı olmaması gerektiğini belirtirler ve bu uygulamanın hukuki bir zorunluluk değil, politik bir tercih olduğuna vurgu yaparlar. Bu anlamıyla zamanaşımı bir hukuksuzluktur, adaletsizliktir ve devlet hukuksuzluğunu, adaletsizliğini böyle bir hukuk perdesi ardında gizlemek istemektedir.
Hukuk, katilleri halk düşmanlarını aklıyor ya da cezasız bırakıyorsa, o hukuk ve hukuku yapanların meşruluğu tarih karşısında tartışmalıdır. İnsanlık suçu olarak kabul edilen işkenceleri, kitle katliamlarını gerçekleştirenleri bu kadar koruma ve kollama, ancak bunu yapanların vicdansızlığına denk bir vicdan gerektirir.
Bir ay kadar önce bu konuda HDP Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım; "İşkence ve diğer insanlık dışı ve küçültücü muameleye maruz kalınması ağır insan hakları ihlali olarak belirlenmiş olmasına rağmen ülkemizde bu olgular zaman aşımı ve hukuksal bir duyarsızlığa kurban edilmektedir" diyerek yaşam hakkı ihlali kapsamına giren bütün suçların insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamına alınması ve bu davaların zaman aşımı ilkesi dışında tutulması amacıyla yasa teklifi sunmuştu.
Yine BM Yargısız İnfazlar Özel Raportörü de bir süre önce açıkladığı Türkiye raporunda Türkiye’de 90’lı yıllarda meydana gelen kayıp ve yargısız infaz olaylarının 'ele alınmasında siyasi bir tereddüt olduğu izlenimi’ edindiğini söylemişti.
***
Çözüm süreci ve toplumsal barıştan söz edildiği bu dönemde görünen o ki devlet gerçek bir yüzleşme ve hesaplaşmaya niyetli görünmüyor. Oysa bilinmelidir ki hakikatler ortaya çıkarılıp gereği yapılmadıkça demokratik bir düzen oluşturulamaz.