İp koptu artık. Kürtler açısından mücadelenin artık kazanılan mevziler üzerinden yürüyeceğini, ülkenin batısında ise kaybedilen mevziler üzerinden gelişeceğini söyleyebiliriz. Bu yanıyla kazanılan ve kaybedilen alanları ortaklaştırarak, süreçten kazanımla çıkmanın, bir sonraki sürecin ana aktörleri olarak yer almanın uzun soluklu bir mücadele için olmazsa olmazlığı karşımızda duruyor.
Sürecin ne kadar hızlı geliştiğinin, çatışmanın ve çatışmaların her alanda ne kadar hızla büyüdüğünün, günlük siyasetin ve akışın içerisinde çokça görülemeyişi kimseyi yanıltmamalı.
Batıda yalnızlaşmış, güvenirliliğini ve yörüngesini neredeyse yitirmiş ve artık “tehdit” algısıyla birlikte telaffuz edilen, bir Tek Adam diktatörlüğü konuşuluyor.
Suriye politikasından düşürülmüş ve bölge politikasında “güvenilmez” olarak mimlenmiş, sözünün ve ağırlığının değeri, “müttefik” olarak anılmanın ötesine geçmeyen, idare edilen bir iktidar ve Türkiye görüntüsü, artık her alanda hissediliyor.
Suriye’de kaybettiği mevzileri, içeride Kürt savaşı ve milliyetçi şoven politikalarla kapatmaya çalışan, varlığını ve geleceğini içine çekildiği savaş mutabakatında arayarak, ülkeyi bir yangın yerine çeviren iktidar, battıkça batıyor.
Dışarıda yalnızlaşan ve desteğini kaybeden RTE, içerideki varlığını savaş mutabakatıyla kollamaya çalışıyor. Bunu fırsata çevirenler ise devletin içerisine hızla yerleşerek eski güçlerini yeniden inşa edebilmek için adım adım konumlanıyorlar. Devlet kovanının içine doğru akan karanlık ve kirli unsurlar, şimdi devlet protokolünün en önünde oturuyorlar.
Ne diploma meselesi sadece sahtekârlık meselesi, ne de “PKK, sıkıştı, görüşmek için haber yolluyorlar” başlıklı açıklamalar... Ne kimi iktidar dilli yazarların “Öcalan ile görüşülüyor” temelli çıkışları, ne de koşa koşa nikaha giden GKB’nın verdiği mesaj. Birçok olgu, iktidar içi kavganın, yer kapmanın, kendine yer açmanın taktik savaşları olarak böyle yansıyor şimdilik dışarıya. Asıl kavga, devlet içi güçlerin kendi yerlerini sağlama aldıktan ve şartlar iyice olgunlaştıktan sonra kopacak.
Sadece iktidar değil, Türkiye sürekli sallanıyor artık. Militarist, milliyetçi, şoven söylemlerle bu sallantıların yarattığı korkuyu her ne kadar şimdilik “yıkılmadık ki, yıkılmadık ki” gibi bir güç eğlencesine dönüştürmeye çalışsalar da, kaçış yok.
Kürtlere ve demokrasi güçlerine vurdukça, onları inkar ve imha ettikçe devlet katında varlığını sürdürebileceğine inanmaları için çok neden var elbette ama ne dünya eski dünya, ne konjonktür eski konjonktür, ne de direnme dinamiğinin ana gövdesini oluşturan Kürtler eski Kürtler.
Ülkenin batısında, sol ve geniş kitleleri etkileyen örgütlü bir güç olmadığından, tüm yaşananları Kürt hareketi üzerinden konuşuyoruz. Sürecin tüm yükünü onların üzerine yıkarak konuşma, yazma ve tartışma kolaycılığı o kadar saplantı halini almış durumda ki kimse dönüp, ülkenin batısında neden bir güç haline gelemiyoruz, gelemedik sorusunu üzerinde durmuyor. “Laiklik ve gericilik” hattında var olmaya çalışmanın elbette ki bir karşılığı vardır lakin bu karşılık, sistemin üzerine oturduğu anti demokratik zemini asla ve asla sarsmayacaktır.
Demokrasi mücadelesini, ilkeler ve duruşlar üzerinde belirlenmiş bir bütünlüklü siyasi karşı koyuş içinde ele alamadığımız ve müdahil olamadığımız sürece, sistemin anti demokratik yanı güçlenmeye devam edecektir.
Süreç, tüm kesimlerin bir anda karşı karşıya kalacakları bir alt üst oluşla gelişebilir. Böylesi bir alt üst oluşta, direnişin ana gövdesini oluşturan Kürt hareketi ile geniş bir cephe ve bütünlük içerisinde durarak süreci karşılayabilmek, hem iktidardan hem de sol’dan kurtulmanın hesabını yapanlara karşı bütünlüklü bir duruş ve politika geliştirebilmek, tüm demokrasi güçleri için önemli şanslar yaratabilir. Sürecin, demokrasi güçlerinden yana bir avantaja dönüştürülmesi hiç de olmaz bir durum değil.
Direnişleri ve duruşları merkezileştirmek, olmazları değil olurları çoğaltmak, olası bir yıkımda bir arada durarak hızla müdahale edebilmenin yolunu açabilecektir.
Kürtlerden uzak durarak devletin gazabından kurtulacağını sananlar, aldıkları mesajlarla ayrılığın ve ayrışmanın propagandasını yaparak, varlıklarını devlet içi güç çatışmasına yatıranlar, o güçleri ilerici ve gerici güçler olarak belirleyip, kendini devlet içi kanatlara sevdirmeye çalışanlar yanılıyorlar. Dengeler değiştiğinde, ezenlerin yanında yer almış olarak, suç ortaklığına düşmüş olacaklar. Karşımızda ilerici, hak ve özgürlüklere saygılı, laik, özgürlükçü bir devlet olmayacak.
Karşısına, kolektif ve temsili gücü yüksek bir duruş ve bu duruşu örgütlü bir güce dönüştürecek, bütünlüklü ve ayakları yere basan bir demokrasi cephesi ile çıkılamazsa, siyasetin yarınını kendi ellerimizle kırmış olacağız.
Sorumluluk, kendisini demokrasiden, hak ve özgürlüklerden yana gören tüm kişi, kurum ve yapıların omuzlarında artık.
Kimsenin bu sorumluluktan artık kaçma lüksü yok.