Önceki bir yazımızda Türkiye’de Kürtçe diline yönelik baskı ve yasaklamaların en yoğunlaştığı dönemlerin darbe ve OHAL süreçlerine denk geldiğini belirtmiş, farklı uygulamalarla bu durumu izah etmeye çalışmıştık. AKP Hükümeti, “OHAL’i kendimize karşı ilan ettik” dese de geçen süreç içinde bilindik baskıcı OHAL ve savaş uygulamalarının yine ve yeniden Kürtlere karşı yapıldığını yaşayarak görmeye devam ediyoruz.
Bu uygulamalardan bir tanesi de Kürtçe’nin Kurmancî ve Kirmanckî/Zazakî lehçelerinde yayın yapan ilk ve tek çocuk kanalı Zarok TV’nin de aralarında bulunduğu toplam 12 televizyon kanalının kapatılması oldu. Son 1 yılda yaşananlar, devlet eliyle yapılan baskı, zulüm, işkence, gözaltı, tutuklama, katletme, yakma, göç ettirme, çökertme, teşhir etme, yasaklama, kayyum atama gibi pratiklere bakıldığında Zarok TV’nin kapatılması şaşırtıcı değil elbette.
2000’li yıllarla başlayan Avrupa Birliği üyeliği tartışmaları kapsamında kültürel ve dilsel farklılıkların tanınması için devletin çeşitli adımlar atması gerekiyordu. Bunun üzerine, adını Kürtçe olarak koymasa da TRT’de haftada yarım saat, sonra 1 saat ve en sonunda 1 gün Kürtçe yayın yapılması kabul edildi, ancak özellikle çocuklarda dil gelişimini etkileyen programların yapılması yasaklandı. Daha sonra, tüm gün Kürtçe yayın yapan TRT 6/Kurdî kanalı açıldığında da uzun bir süre hiç çocuk programı yapılmadı, sonrasında ise çocuklara devlet merkezli din propagandası yapan programlar gösterildi. Türkiye, taraf olduğu uluslararası çocuk hakları sözleşmelerinin hepsinde dil ile ilgili olan maddelere çekince koydu. Kürtçe eğitim tartışmaları yapılan görece demokratik dönemlerde bile küçük çocuklara yönelik değil, lise düzeyi gibi gençlere yönelik eğitimin yolunu göstermişti. Bu ve benzeri uygulamalar, AKP Hükümetinin çocuklarda dil gelişimi konusunda yüzyıllık devlet politikalarından çok farklı düşünmediğini zaten gösteriyordu. Zarok TV’nin kapatılması, devletin Kürt ve Kürtçe düşmanlığının yüzyıldır aynı sert ve keskin çizgide durduğunu, geçen onca zaman ve dönüşüm imkanına rağmen hiç değişmediğini bir kez daha gözler önünde serdi.
Bir de madalyonun diğer yüzüne bakalım. Zarok TV, Kürt yayıncılığı, Kürt çocukları ve Kürtçe dili açısından bakıldığında tarihi bir dönemeci temsil ediyor. Herşeyden önce, içeriği ve yöntemiyle, Zarok TV, Kürt televizyonculuğunun standartlarını ve çıtasını yükselten bir pratik. Gösterilen programlar, neredeyse tüm programların çift lehçeli olarak izlenebilmesi, görüntü kalitesi, izlenebilirlik, öğreticilik, ekranlara çıkan çocukların tüm farklılıkları ile çeşitliliği, programların hikaye, şarkı, masal, oyun, ninni gibi tüm kültürel formları yeni bir biçemle sunması ve benzeri birçok tercih yerel ile evrenseli, kültürel olan ile toplumsalı bir araya getirip çocuklara vermekte. Üstelik bunu Türkiye çocuk televizyonculuğu standartlarının çok üstünde, dünyadaki başarılı örnekler seviyesinde yapmakta. En önemlisi de kurulduğu günden beri kendisini geliştiren bir televizyon kanalı olması, yeni formlar denemesi ve yenilik peşinden gitmesi.
Zarok TV’nin Kürtçe’nin gelişimi ve yeni nesillere aktarımı açısından birçok işlevi var. En önemlisi kimlik onaylanması. Devlet politikaları ile yasaklanmış, ötekileştirilmiş dilleri olan çocuklar, anadillerinden utandırılır ve sonraki nesillerin kendi anadillerini öğrenmemesi sağlanır. Oysa televizyon gibi prestijli platformlarda kullanılan diller, bu dilleri konuşan veya öğrenen çocuklar için kimliklerinin de onaylanması anlamına gelir. Kendi kimlikleri ile barışık nesillerin yetişmesi mümkün olur.
Zarok TV, yayına başladığı günden bu güne neredeyse tüm Kürtlerin evine girdi ve milyonlarca Kürt çocuğunun kendi anadilini televizyonlarda severek izlemesini sağladı. Bu çocuklar, Şirinler, Sünger Bob, Cedric ve Ten Ten gibi sevilen karakterlerin Kürtçe konuştuğunu gördü, kendilerini o karakterler ile özdeşleştirdi ve anadillerini daha çok sevmeye başladı. Yine, kendisine benzeyen, çevresinde rahatlıkla görebildiği birçok çocuğun Zarok TV ekranlarında eğlenceli oyunlar ve etkinlikler yapması ekran başındaki çocuklara başka türlü bir özgüven aşıladı. Böylece, anadilleri çocuklara daha çekici gelmeye başladı, bu hem çocukların özgüven hem de kişilik gelişiminde önemli bir rol oynadı.
Ev içinde anadillerini duyan ve konuşan çocukların gündelik dil ile sınırlı olan kelime ve dil çeşitliliği Zarok TV programları sayesinde arttı. Bu durum çocukların çok daha yetkin ve güçlü bir dil gelişimi göstermelerini sağladı.
Zarok TV’nin burada ele alabildiğimiz yönleri dışında, daha birçok açıdan çocuklar üzerinde büyük etkisi ve Kürtçe’nin korunup geliştirilmesi ve yeni nesillere aktarılmasında önemli bir rolü var. Kürt meselesinde yüzyıllık devlet politikalarını sürdüren, demokratik çözüm yollarını reddeden ve Kürtlerin asimile edilerek kendisine biat etmesi gerektiğini düşününen bir hükümetin Zarok TV’ye tahammül etmesi beklenemezdi. İlk fırsatta Zarok TV’yi kapatması bu şekilde anlaşılmalı. Ancak Zarok TV’yi kapatarak Kürtçe’nin yeni nesillere aktarılması engellenemez. Bu da anlaşılmalı.