2014 yerel yönetimler seçimlerinde DBP’nin kullandığı esas seçim sloganı “Kendimizi de Kentimizi de Biz Yöneteceğiz” şeklinde belirlenmişti. Bu sloganın tercih edilmesinin siyasal ve toplumsal birçok sebebi vardı elbette. Bu sebeblerden biri de AKP Hükümetinin, Kürt meselesine dair kültürel alanda birtakım açılımlar yaparak Kürt örgütlülüğünü ve uluslaşmasını zayıflatmaya yönelik politikalarına karşı kendi mücadelesini güçlendirmek ve yükseltmekti.

İç ve dış faktörlerin birlikte şekillendirdiği bir kojonktürde, hükümet Kürt ile ilgili bir takım adımlar atmıştı. Örneğin, orta okul düzeyinde Kürtçe seçmeli derslerin önü açılmıştı; devlet televizyon ve radyo kurumlarında kademeli olarak Kürtçe yayına başlanmış, en son TRT 6 kurulmuştu. Bazı eğitim fakültelerinde Kürtçe öğretmenliği bölümü açılmış ve yine dil ve edebiyat bölümleri açılmıştı. Yasal güvenceye kavuşturulmasa dahi bu tür adımlar, AKP’nin Kürt meselesini demokratik yollarla çözmeye yönelik niyet beyanı olarak kabul edildi birçok kesimde. Öte yandan bu adımlara dair eleştirileri olanlar, söz konusu süreçlerin çeşitli seçim yatırımları olduğunu ve gerçek bir müzakere ve uzlaşma arayışının olmadığını dile getirenler ötekileştirildi. Ancak çok kısa bir zaman içerisinde gerçekler su yüzüne çıktı. Savaş politikaları, parti kapatmalar, toplu tutuklamalar, baskılar eksik olmadı. Böylece, AKP’nin sadece kültürel birtakım açılımlar yapmakla yetindiği ve bu açılımları da esas olarak propaganda malzemesi haline getirdiği iyice görünür oldu.

Kürtler, nasıl ki siyasal ve toplumsal alanda mücadelesini devlet/hükümetten beklenti içine girerek değil esas olarak kendi özgücüne ve yöntemlerine güvenerek yürüttüyse, kültürel alanda da aynı şekilde devam etmeliydi. Dil, bu üç alanın kesiştiği noktaydı. Dil meselesi bir yanıyla siyasal, başka bir yanıyla toplumsal ve aynı zamanda da kültürel kodların ve mücadelelerin iç içe geçtiği bir konu. Bu anlamda, 2000’lerin başından beri gelişen süreçte sadece hükümet tarafı değil, Kürtler de Kürtçe ile ilgili birçok alanda adımlar attı. Üstelik bu adımlar, hükümet adımlarına göre çok daha fazla toplumsal etki yarattı, Kürtçe’nin eskisine göre çok daha görünür olduğu ve geliştiği bir döneme şahitlik ettik. Öyleki hangi siyasi görüşte olursa olsun çok büyük çoğunluk Kürt için Kürtçe meselesi “kırmızı çizgi” haline geldi.

Böyle bir atmosferde, halk özellikle yerel yönetimlerden Kürtçe alanında ciddi açılımlar yapmasını istedi. Dil, hem “kendini de kentini de yönetme” mücadelesinin bir sembolüydü hem de ancak böyle güçlendirilebilirdi. Bu nedenle, Kürt kentlerinde belediyeler aracılığı veya desteği ile önceki dönemde parça parça da olsa başlatılmış olan Kürtçe çalışmaları bu yeni dönemde daha ileri bir aşamaya geldi. Tüm DBP belediyelerinde, anadilinde ve/veya anadili temelli çokdilli hizmet sunacak kreşlerin açılması bu ileri adımların en önemlilerinden biriydi. Kimi belediye daha az kimi daha fazla kaynak ayırarak bu meseleyi gündemine aldı ve son birkaç yılda farklı kentlerde hizmete başlayan belediyelere ait kreş ve gündüz bakımevleri oluştu.

Diğer birçok konuda olduğu gibi bu konuda da Amed’in başı çekmesi beklenirdi, öyle de oldu. Gerek Amed Büyükşehir Belediyesi gerekse de Peyas Belediyesi büyük yatırımlar yaparak Zarokîstan projesini hayata geçirdi. 1.5 yıldır faaliyet gösteren Zarokîstanlar, kısa bir sürede ciddi bir toplumsal etki yarattı. Ailelerin büyük bütçeler ayırarak çocuklarını gönderdiği özel kreşlerden çok daha iyi koşullarda ve çok daha nitelikli bir hizmet sunuldu Zarokîstanlarda. En önemlisi de bu hizmet çocukların kendi anadilinde, Kürtçe yapıldı. Yüzlerce Kürt çocuğu kendi anadilini burada öğrenmeye başladı veya daha da ilerletti. Kısa bir süre içinde ciddi etki yaratan Zarokîstan projesinin daha çok yerde uygulanması kesindi. Nitekim Amed Büyükşehir Belediyesi, 2016 bütçesine de, öncekilerden daha fazla kaynak ayrılacak olan, yeni bir Zarokîstan projesi eklemişti.

Belediyelerin gaspı ve kayyumlarla beraber tüm bu çalışmaların sekteye uğratılacağı, müdaheleye uğrayacağı şaşırtıcı olmazdı. Nitekim, ilk kayyumların ilk işleri kreş ve kültür merkezlerini kapatmak oldu. En son, Amed Büyükşehir Belediyesi ve Peyas Belediyesi’nin Zarokîstanlarının mamosteleri, emekçileri işten çıkarıldı. Üstelik de 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nde. İşten çıkarılan mamoste ve diğer çalışanların yerine alınacağı duyurulan personelin seçiminde Kürtçe yeterliliği aranmayacağı, zira Zarokîstanların çokdilli ve evrensel müfredatı yerine MEB’in Türkçe tek dilli ve dar müfredatının takip edileceği duyuruldu. Ancak, Zarokîstana çocuklarını gönderen velilerden oluşan bir ekibinin önce belediye yöneticileri sonra da bizzat kayyumla yaptığı görüşmede bu kararın sorumluluğunu kimse almak istemedi. Bu da, kararın yerelde değil, merkezi düzeyde alındığını göstermektedir. Zira, yukarıda çizdiğimiz siyasi çerçeveden de anlaşılacağı gibi, dil meselesine dair bu tür önemli kararlar ancak hükümet sahipleri tarafından alınabilmektedir.

Elbette, Zarokîstanlara bu tür müdahalelerin yapılmış olması, bu çalışmaların emekçilerinin, çocuklarını kendi anadillerinde eğitim veren kreşlere göndermek isteyen velilerin vazgeçtiği anlamına gelmez. Bu konuda zaten var olan arayışlar, şimdi daha da hızlanarak belki de eskisinden daha güçlü alternatifler yaratacak. Haftaya bu konuyu ele almaya devam edeceğiz.