Her cinnet biraz zavallıdır belki de. Ancak bu cinnet halinin zavallılığına kuşku yok. Zavallı olmasa bir heykelin başına basıp fotoğraf çektirir mi? Hadi o çektirdi, “böyle ezilir terörün başı” diye gazetesine manşet yapar mı?  “Vay efendim, devletimiz nerede” diye  salyalar saça saça, kin kusa kusa devleti güç göstermeye zorlar mı? Hadi haddini bilmez, ırkçılık zehrine bulanmış birileri bunu yaptı diyelim; o devlet hemen mahkeme kararı çıkartır ve topuyla tüfeğiyle saldırarak o heykeli yıkar mı?  Hadi yıktı diyelim, demezler mi o devlete; “İyi de sen o terörist dediklerinle çözüm nidalarıyla görüşmeler yaparken, barış talep eden o halka ve mücadelesine simge olmuş bir insanın heykeli nerene battı?

Kim bilmez ki; o taşa can verenedir, kan verenedir, onun yükselttiği değerleredir bu kin, bu düşmanlık. Zavallılık tam da böyle bir şey işte: Savaşta ve demokrasi mücadelesinde bükemediği bileğin altında ezilirken,  kıramadığı iradenin suyuna gitmek zorunda kalırken, bir heykeli yıkarak içini ferahlatmaya çalışabilir. Ağzı çözüm derken, aklını savaştan alamayabilir.
Sadece bu değil ki! Irkçılığın cinnet halinde hortlamak için ihtiyaç duyduğu şeylerin başında bayrak hikayeleri geldi bugüne kadar. Irkçılık bayrak üzerinden vatanseverlik olarak görüntü vermeye çalıştı her seferinde. Ancak ne gariptir ki bayrak, indiren bir Kürt olunca bayrak oldu. Yani bayrağı bayrak yapan Kürtlerdi aslında.  IŞİD indirmişse bir kıymet-i harbiyesi yoktur misal. Bir bez parçasıdır adeta. Ne uğruna dökülen kan hatırlanır ne başka bir şey. Zavallılık böyle bir şey işte.  Misal, konsolosluk görevlileri aylardır rehin tutulurken ne devletten ne de Türklük üzerinden ırkçılık yapanlardan ses çıkmaması, zavallılık değil de nedir?
Daha pek çok şey sıralayabiliriz örnek olarak, zavallılık ve cinnet halleri üzerine. Ancak ne o, ne o. Heykeli yıkarken bir de insan öldürmeyi, bir heykelin kafasına basarak fotoğraf çektirmeyi ve o manşetleri sıradanlaştırabilir, önemsizleştirebilir.
Bir yandan gerçek bir zavallılık örneği bu olay tamam, ancak öldürülen Kürtler ve ölü bedenlerine yapılan vahşi işkenceler henüz hafızalarda tazeyken, yakın bir tehdit, aynı zamanda hem Kürt varlığına ve değerlerine, hem halkların kardeşliğine hem de barış ve çözüm umutlarına. Sadece tehdit de değil bu, aynı zamanda insanlığın sıfır noktasında hissedilen iğrenti, endişe.
İnsanın tüylerini diken diken eden ve sadece Kürtler, sadece Mahsum Korkmaz ve önünde saygıyla eğildiğimiz anısı için değil, insanlık adına, insani tüm değerler adına yüreğimizi  kanatan bir şey bu. Bir şuursuzluk hali, bir delilik. Ama en çok bir zavallılık hali.
Halkların ilelebet birbirine düşman edilemeyeceğini anlamanın, bir halkın iradesinin ve değerlerinin önünde ilelebet durulamayacağının, her baskı ve zulmün bir direnişle yerle bir edileceği gerçeğinin  zalimde yarattığı, aşılamaz çaresizliğin zavallılığı.