15 Şubat komplosunun yıldönümü büyük öfke taşmalarına ve kitlesel protestolara sahne oldu.
Merkezi hegemonik iktidarın planladığı, birçok devletin desteklediği komplo, Türkiye’nin avuçlarına doğan ucube bir bebek gibiydi. İstediği ama gerçek olunca ne yapacağını bilemediği kanlı canlı bir varlık…
Devletlerarası komployla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın esir edilişinin üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen Öcalan’ın özgürlüğüyle birlikte sorunsallığını koruyan Kürt varlığı, Türkiye devletini korkutan rolünü oynamaya devam ediyor. Çevresinde milyonları örgütleyen bir özgürlük gerçekleşmesinin hegemonik güçleri korkutmasından daha doğal ne olabilir ki… Bunun sebebi hala Kürt halkını, Kürdistan Özgürlük hareketini, hareketin önderliğini reddetmeye çalışması, yok hükmünde görmesidir.
Komplo bir gerçektir. Kürt halkının unutamayacağı bir gerçektir. Bölgedeki gelişmeler boyutuyla bakıldığında tüm bölge halklarının unutamayacağı bir gerçektir. Bu yıl gerçekleşen protestolar bu gerçeği kanıtlamıştır.
Kürdistanlıların düzenlediği uzun yürüyüş, bu yürüyüşe devrimci, yurtsever, sosyalist ve özgürlükçü kimliğiyle katılan tüm değerli insanların gösterdiği direniş, mevsimin ve siyasi yapıların tüm zorlamalarına rağmen eylemdeki kararlılık, moral ve hedefe ulaşma azmi Kürdistan halkı başta olmak üzere, özgürlük mücadelesi yürüten herkese umut vermiştir.
„Abdullah Öcalan’a özgürlük, Kürdistan’a siyasi statü” şiarıyla örgütlenen yürüyüş başarıyla tamamlandı ve 18 Şubat protestosuyla ortak iradede zirveleşti. Bu eyleme Kürdistanlı farklı örgütlenmelerden şahsiyetlerin katılması önemli. Aynı zamanda Türkiyeli devrimci güçlerin, MLKP ve Devrimci Karargah örgütlerinin birlikte özgürlüğünü yaratma iradesi ve coşkusuyla katılmaları, halkların demokratik birliğini sağlamada önemli bir ivme kazandırmaktadır.
Komplonun bir amacının Kürt halkıyla Türkiyeli halkları birbirine kırdırmak olduğunu bilenler için bu eylem birlikteliği dönemsel bir durum değildir. Özellikle bu uzun yürüyüşün ve eylemliliklerdeki kararlılığın İmralı’ya yürüme iddiası yaratması, bunun kitleler önünde haykırılması yüzyıllık bir kazanıma işarettir.
Zehir panzehirini yaratmıştır diyebiliriz. AKP hükümeti somutunda Türkiye devleti saldırılarını arttırmakla halkların devrimci cephesini güçlendirmektedir. Mevsim koşullarının ve teknik üstünlüğün kullanılması işgalci Türk ordusunun emellerine göre olabilir. Yaşanan gerilla şahadetleri büyük acılar yaratmaktadır ve yarattığı acı kadar karşılığını da yaratacaktır. Sadece Kürdistan Özgürlük mücadelesi açısından değil tüm Türkiyeli devrim dinamikleri açısından yaşanan acılar olgunlaşmaktadır. Bu günler, 2012 baharını halkların devrimci çıkışına daha fazla zorlamaktadır.
İstanbul, Ankara ve Denizli ya da diğer Türkiye şehirlerinin en az Kürdistan şehirleri kadar mücadele alanı olması „Kürdistan faşizme mezar olacak!” sloganının Anadolu yankısıdır. İmralı komplosuna yönelik protestolarda duyduğumuz tüm bu ifadeler bir uyanışı anlatmaktadır. Kemal Pir ve Haki Karer yoldaşların vurguladığı, Türkiye devriminin Kürdistan devriminden geçtiği gerçeğinin yeniden yüksek sesle söylenmesidir. Hakikatin toplumsallaşması gibi, doğrunun solo olmaktan çıkmasıdır. Orhan Yılmazkaya’nın halkların kader ortaklığından aldığı gücün kitleselleşmesi, Kürdistan devriminin Türkiye devrimine verdiği gücün ürün vermesidir.
MLKP militanı Yasemin Çiftçi’nin İstanbul’da yaşanan şahadeti Mezopotamya ve Anadolu kadınının özgürlük ortaklaşmasına atılan büyük bir adımdır. Anadolu kadınının özgürleşme iddiasını, eylem gücünü ve halkların özgür birlikteliği yönündeki kararlılığı, O’nun bu eylemi gerçekleştirme kararlılığında gerçekleşmiştir.
Kadın düşmanlığını mahkeme kararlarıyla meşrulaştıran, kadın katliamlarını sokağa taşıyan ve zorba erkek kültürünü kaçınılmazlaştırmaya çalışan AKP’nin erkek egemenliği karşısında bu eylem özgür kadının başkaldırısıdır. Bu dönemin Türkiye devrim çıkışının bir kadın eylemiyle başlaması kararlılığı ayrı bir anlam taşımaktadır.
Halkların demokratik, özgür birlikteliğinin zeminlerinin sağlam bağlarla oluşturulduğu bu günler, birlikte özgür yaşam umudunu güçlendirmiştir. İşte bu gerçek, mücadele yürütmede gereken sinerjiyi yaratacak olan evrensel özgürlük hakikatidir.