Türkiye OHAL ve darbe koşullarında seçime gidiyor. Bu kadar operasyon, legal alanda çalışan binlerce insanın tutuklanması, sınır içi ve sınır dışında yoğun bir savaş darbe dışında ele alınamaz. Türkiye tarihinin en ırkçı ve faşist hükümeti kurulmuş durumda. AKP, MHP ve BBP, Ergenekoncular bir aradalar. Buna herhangi bir siyasi ittifak veya koalisyon denilemez. Bu ırkçı savaş blokunu bir araya getiren esas unsur da Kürt düşmanlığı ve savaşı sürdürme kararıdır. MGK’yi de bu ittifakın bileşenlerinden saymak gerek.
AKP, Kürt toplumunu dağıtmak ve toplum olmaktan çıkarmak için tüm yöntemleri kullanıyor. Kürtleri halk olarak kaybetmişler. Maskeleri düşmüş. Yalan torbalarında piyasaya sürecekleri bir şey kalmamış. 16 yıldır iktidardadırlar. Türkiye şimdi 2002’nin çok gerisinde. Halkı kandırmak için dini kullanmaktan tutalım, demokrasi vaatlerine kadar her değeri piyasa sürdüler. Yolsuzluk, kayırma, rüşvet ve yandaşlarını zenginleştirmeye kadar her türlü çürütücü yollara başvurdular.
AKP diğer iktidarlar gibi Kürtlerden bazı aileleri satın alarak, çıkar sağlayarak sisteme bağlamaya, işbirlikçiliği ve ihaneti yayamaya çalışmaktadır. Bütün sömürgelerde sömürgecilerin başvurduğu klasik bir yöntemi kullanıyor. Böyle aileler her zaman çıkıyor. Kürdistan’da halk büyük bir uyanış yaşadı. Güçlü bir yurtseverlik ortaya çıktı. Devleti gerçekten bir çıkmaza soktu. AKP ancak zor aygıtlarına dayanarak devleti Kürdistan’da ayakta tutmaya çalışmaktadır. Zor aygıtlarını cilalamak için işbirlikçi ailelere de ihtiyaç duymaktadır. Orhan Miroğlu gibi polis istihbaratına çalışandan tutalım Galip Ensarioğlu’na kadar kişi ve çevreleri açık veya gizli kullanmaktadırlar. Kendini kullandıracak kişi ve çevreler her zaman bulunabiliyor. Bireysel ve ailesel çıkar sağlayan ve ihanete bulaşanlar kendilerini akıllı, uyanık ve iş bitirici olarak göstermeye çalışıyorlar.
Mardin, Urfa ve Siirt gibi yerlerde toplumsal zenginliği, farklı etnik yapıları birbirlerine karşı kullanarak aralarına çelişki koyarak parçalamaya çalışmaktadırlar. Araplar, Kürtler, Türkler yan yana, iç içe yaşıyorlar. Ancak devlet ayrımcı politikalarla halkların kaynaşmasını, özgürlük ve demokraside buluşmalarını engellemek için her yola başvuruyor. Urfa gibi tarihi derinliği olan bir bölgede Araplarla Kürtlerin kaynaşmasını engellediği gibi aşiretleri de birbirine karşı kullanmaya, aralarına çelişkiler koymaya çabalıyor. Daha önce Bucak ailesini korucu yapıp halkın üstüne sürdüler. Şimdi de Kasım Gürpınar gibi şeyh geçinen tipleri halka karşı kullanmaya ve ihanete bulandırmaya devam ediyorlar.
Kasım Gürpınar’ın dedesi M. Halit Gürpınar bir ara senato üyesiydi. Müritlerine dayanarak hep milletvekilliği koltuklarına oturdular. Eldeki bilgiye göre dedeleri Şeyh Eyüp, Şeyh Sait olayında idam edilmiş. Ama torunları devlet tarafından ıslah edilmiş. M. Halit’in oğlu Cenap bir dönem ANAP’tan milletvekiliydi. Yeni nesil giderek yabancılaşmaya ve ihanete koşar adım gidiyorlar. Karacadağ gibi bir bölgede saf ve emekçi bir halkı suistimal ediyorlar. AKP’nin uşaklığında ve halka ihanette sınır tanımaz durumdalar. Cenap’ın oğlu Kasım Gürpınar ise AKP’ye kapağı atmış. AKP adına çevrilen bütün dolapların içindedir. Bölge halkı sahipsiz ve örgütsüz. Yoksa bu işbirlikçi ve ödlek tiplerin halkla böyle oynamaya cesaretleri olmazdı.
Demokratik cephede yer alan bölgedeki politikacılar çok yetersiz kalıyor. Uşaklıkta sınır tanımayan bu tiplere tavır alıp teşhir etmeyi bilseler, bunlar meydanı böyle boş bulamaz ve halkla oynayamazlar. Propaganda ve ajitasyon güçlü yapılır, ruh ve coşku olursa böyle karanlık ruhlu tipler halkın içine bile çıkamazlar. Bugüne kadar Kasım Gürpınar’ın ağzından Kürt halkına ait bir kelime bile çıkmamıştır. Bu halkın varlığını bile dile getirmekten acizdir. Ama gelip bu halk üzerinden kendisini yaşatmaya ve koltuk elde etmeye çalışmaktadır. Artık meydanı demokrasi düşmanlarına, MHP ve BBP’ini ruh ikizi AKP gibi faşist partilere bırakmamak gerekir.
Zeki AKIL