Bugün Kürdistan’ın üç parçasında bir altüst oluş yaşanıyor.

Bu altüst oluş hem Kürtlerin umudunu artırmıştır, hem de yaşamlarını keskin bir bıçağın sırtına taşımıştır.

Etraflarında birçok art niyetli devlet vardır.

Bu art niyetlilerin bazıları komşularıdır, bazıları da uzaktan gelmişler.

Tarihi ve ekonomik çıkarları için Kürtlerin sırtından aşık atıyorlar.

Kürtlerin yabancısı olmadığı bir yaklaşımdır. Çünkü yüz yıllarca aynı politikayı sürdürdüler.

Allah kahretsin ki, bugüne kadar hep de başardılar.

Ancak bir durum vardır ki insanın içten içe fokurdamasını dindiriyor.

O da şudur, bazı Kürtler artık eski Kürt değildir.

Ama bazı Kürtler de vardır ki kendilerini bilgili, aydın olarak tanımlıyor.

Bu art niyetlilerin yanına oturmuş, onların sazıyla onların havalarını çalıyor.

Ne için? Birkaç lokma, birkaç hırka, ayak uzatarak uzanmak ve sırtları sıvazlansın diye öyle yapıyorlar.

Bu ucubelik değil de nedir?

Acaba onlar Kürt ve Kürdistan tarihini bilmiyorlar mı?

Yaklaşık 70 ve 90 yıl önce de bazıları karşıtının sazını çaldı. Acaba onların başına neler geldiğinden bihaber midirler?

Bazen çok kısa bir öykü, bir konuyu yüz sayfalık yazılı izahatından daha anlaşılır kılıyor.

Bende yazıyı bir öykü ile bitirmek istiyorum.

Birkaç gün önce birkaç dostla bir yerde oturmuştuk. Belirteceğim konuya nasıl ve niçin geldiğimizi tam hatırlamıyorum. Ama konuşmamızın konusu, Kürdistan, aydın ve kadına dönüşmüştü.

Arkadaşlardan biri bizimle bir öyküyü Kürtçe paylaştı. Öyküsünü anlattığı kişinin torunu da bizimle birlikteydi.

“1950 yıllarından önceydi. Allah onu cennetti ile mükâfatlandırsın, Zelo Nine Hewrêka Zelo köyünün muhtarıydı. Köy Kulp (Pasûr) ilçesine bağlıydı ve ninenin ismiyle biliniyordu. O zamanın ulaşım koşullarında köy ile Kulp arasındaki yolculuk yaklaşık üç saat sürerdi. Bir yıl köyün etrafından sık sık domuz sürüleri görülmeye başlamış. Zelo Nine muhtar ya! Kaymakamı ile görüşmek üzere ilçenin yolunu tutmuş. Huzura çıkmış. Demiş ki, ‘Kaymakam Bey! Köyümüzün etrafını domuzlar istila etmiş. Köyümüzü korumak için bize av tüfeği verin.’ Kaymakam ona, ‘Domuzlar köye indiğinde gelin, o zaman size av tüfeği vereceğim’ deyip eli boş geri göndermiş. 

Zelo Nine ensesini kaşıyıp köyün yolunu tutmuş. Eve geçmeden önce Narlıca (Tiyaqs) köyüne uğramış. Turgutgillere misafir olmuş. Selamlaşmışlar. Birbirlerinin hal hatırlarını sormuşlar. O zamanlarda Turgutgillerden bir genç şehirde okuyormuş, Zelo Nine onlara misafir olduğu gün o da babasının evindeymiş. O delikanlı daha sonra milletvekili olmuş. Zelo Nine delikanlının babasına sormuş, ‘Oğlun ne iş yapıyor?’ Baba yanıtlamış, ‘Okul okuyor.’ Hazır cevap Zelo Nine taşı gediğine oturtmuş, ‘Okuyunca ne olacak ki! O da kaymakam gibi e.şk olacaktır.’