Bu anlayış yani; ‘Zihni karıştıracak yayınların kapatılması…’ yüzyılı aşkın bir süredir devam etmektedir. Osmanlı padişahı Abdülaziz’le başlayan sansür, yasaklama ve kapatma geleneği, Nisan 1877 tarihinden itibaren II. Abdülhamid döneminde artarak devam etmiştir.
II.Abdülhamid’in sansür kurulunu oluşturulmasıyla hız kazanan baskılar gazete kapatmalarından sözcüklerin yasaklanmasına kadar uzanmıştır. Bu dönem Mısır’ın Kahire kentinde yayın hayatına başlayan ilk Kürtçe gazete olan Kürdistan gazetesi (1898-1902) de muhalif yayın yaptığı gerekçesiyle yasaklanmıştır. Bu yasakçı zihniyet, bir devlet politikası olarak Cumhuriyet tarihi boyunca iktidarların sarıldığı bir gelenek oldu.
21. yüzyılın ilk çeyreğini yaşadığımız bu günler de tarihin tekerrürle karşı karşıyayız. Gerekçeler de hemen hemen hiç değişmedi. Padişah, hükümet, başbakan, cumhurbaşkanı, kamu güvenliği, toplum düzeni gibi, kısa tanımıyla ‘zihni karıştıracak yayınlar…’ halen basın kurumlarının kapatma gerekçesi.
Belli ki bu zihin sorunlu bir zihin. Karışmaya da açık. Demek ki yanlış şeyler kodlanmış. Hakikatleri görse, duysa değişecek. Değişmemesi için görmemesi, duymaması lazım. Bir yüzyılı aşkın süredir bu kodların değişmemesi için Türk devlet mekanizmaları, iktidarları, kurumları olanca gücüyle, yasaklarıyla, baskılarıyla, işkenceleri ile hakikatleri toplumdan uzak tutmaya çalıştı. Bu yarışın son koşucusu AKP iktidarı ve Erdoğan. Toplumun zihninin karışmasına engel olmak için, yani gerçeklerin halka ulaşmaması için koşuyor.
Yaşanan tam olarak bu…
OHAL yasalarına dayandırılarak 28 Eylül’de aralarında Zarok TV, Hayatın Sesi, İMC, TV 10, Jiyan TV’nin de bulunduğu 12 televizyon kanalı ve 11 radyo istasyonu kapatıldı. 29 Eylül’de ise Avrupa’da yayın yapan Med Nuçe TV Eutelsat uydu şirketi tarafından kapatılacağı açıklandı. Nitekim Pazartesi günü Med Nuçe kapatıldı. Eutelsat, RTÜK’ün talebi üzerine kapatma kararı aldıklarını açıkladı. Tabii bu süre içerisinde Türkiye’de televizyonlar, radyolar basıldı. Malzemelerine el konuldu. Kapıları mühürlendi.
İçeride OHAL yasaları, dışarıda RTÜK yasaları uygulandı. Ayrı olduğunu düşünmeyin sakın. OHAL eşittir RTÜK yani. Hiç bir uyarı, ikaz olmaksızın yapılan kapatmalardır bunlar.
Erdoğan Türkiye’sinin durumu, 2. Abdülhamid Osmanlısına benziyor. Özellikle basına yönelik baskılar, hatta gerekçeler bile aynı (iktidarı karalamak, muhalefet yapmak, gerçekleri yazmak, söylemek…). Yakında sözcüklerin de yasaklanmaya başladığını duyarsak şaşırmamalıyız. Ee ne de olsa 2. Abdülhamid, Erdoğan’ın kendine örnek aldığı padişahtır.
Basını susturmanın insanı düşündürdüğü farklı yanları da var tabii. Neden gerçekler halktan uzak kalsın, üstü örtülsün? Türkiye nereye doğru gidiyor? Bunca basın kurumun kapatılması neyin habercisi? Bir ülkede basın susturuluyorsa arkasından büyük felaketleri beklemek yersiz bir kuruntu mu olur?
Tv’lerin, radyoların, gazetelerin kapatılması ardı ardına sorular getiriyor insanın aklına. Özellikler de bu medya kuruluşları ötekilerin sesiyse. Söz konusu Türkiye olunca olası felaketlere ortak olacaklar veya olanlar da düşündürüyor insanı. Ermeni Soykırımında başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinin payı olduğunu biliyoruz. Çıkarları her şeyin üstünde tutmak bir egemenlik politikası değil midir? Bugün de yaşadığımız aynı şeyler değil mi?
Med Nuçe’nin yayınlarını durduran şirket aleni olarak ‘Türkiye’de varız; İşbirliğine mecburuz’ gibi sorumluluktan uzak bir açıklama yaptı. Ve RTÜK’ün talebi doğrultusunda Med Nuçe’yi kapattığını söyledi. Türkiye’de 12 Tv, 11 radyonun kapanmasından bir gün sonra Med Nuçe’nin kapatılma kararının ne anlama geldiğini bilmediği düşünülemez. Basın özgürlüğünün dibe vurduğu bir ülkeyle böylesi bir ortaklığın; sesi, sözü kesilen bütün kesimlerin haber alma haklarından mahrum bırakıldığı, katliamlarla baş başa bırakıldığını bilmediği söylemez. Geriye ‘söz konusu çıkarlarsa gerisi teferruattır’ anlayışı kalıyor.
Avrupa ülkelerinin, kurumlarının son yıllarda Türkiye’de ki basın özgürlüğüne dönük tepkilerinden, eleştirilerinden bihaber miydi? Tabii ki değil. Dolayısıyla geri kalan ötekilerin haber alma hakkının elinden alınmasına ortak olduğudur. Bununda vebali oldukça ağırdır.
Ancak RTÜK de, Eutelsat da bilmeli ki özgür basın emekçileri hakikatlerle zihinleri karıştıran yayınlar yapmaya devam edecek.