Suriye rejimi ülkede savaşın ve krizin son bulması için üzerine düşen sorumluluktan uzak politikalar izliyor. Bu siyaset içte sorunların çözümünü getirmediği gibi, hem iç gerilimin artmasına hem de Türk işgalinin kalıcı hale gelmesinde olumsuz bir rol oynuyor.

Suriye rejimi ülkedeki krizi aşmak istiyorsa evvela toplumla doğru temelde buluşabilmelidir. Bunun için tüm toplumsal farklılıkları kendi özgünlükleri içinde tanıyarak, en temel demokratik haklarını kabul etmeli, saygı duymalı ve tüm bu farklılıkların; etnik, dinsel, mezhepsel, kültürel vb. yapının kendisini özgürce ifade edebileceği, yaşayabileceği ve geliştirebileceği bir sistem oluşturabilmelidir.

Etnik, dini, kültürel farklılıklar kendilerine bu özgürlük alanlarının açıldığını gördüğünde gerçek bir aidiyet hissini yaşayarak, hep birlikte ülkenin demokratikleşmesine de etkin bir şekilde katılacaktır.

Ulus devlet zihniyet ve sistem formunun en temel özelliği toplumsal farklılıkları birer çatışma gerekçesine haline getirirken, kendisini bu dinamikler içinde sadece bir tanesi üzerinden kurgulamak ve iktidarlaşmaktır. Suriye Baas rejiminde bu gerçeklik çok daha derinlikli yaşanmıştır. 2011’e giden yolda bu zihniyet ve sistem yapılanması ana etmen konumundadır.

Ne var ki, Suriye Baas Rejimi içte yaşanan tüm kaos ve ülkede yaşanan her türlü yıkıma rağmen, halen kendisini bu temel hususlarda sorgulama, sistemsel bir değişime gitme gereğini dahi duymamaktadır.

Elbette ki, 3.Dünya savaşının arkasındaki küresel güçlerin bölge üzerindeki hegemonya amaçları sorunların daha da karmaşık ve çok boyutlu hale gelmesinde son derece önemli etkisi vardır. Ancak, Suriye Baas Rejimi’nin (ki bu tüm bölge ulus devletleri açısından geçerlidir) üzerine oturduğu sistem ve zihniyet yapılanması, küresel hegemon güçlerin bölgede istediği gibi kaos yaratmasına olanak sunmaktadır. Öyle bir kaos durumu ki, aradan 8 yıl geçmesine rağmen, sorunlar çözüme evirilmek bir yana, giderek daha kaotik bir hale gelebilmektedir.

2 yılını geride bırakan Efrîn işgalinin bu minvalde en çok sorgulanması gereken yönü, bu zihniyetin Suriye’yi işgale açık hale getirmiş olmasıdır. Şam rejimi halen kendisini eski rejim olarak görüyor olsa da ya da en azından öyle bir algı yaratmaya çalışıyor olsa da, durum kesinlikle öyle değildir.

İç barışını yitirmiş, her türlü terörist grubun rahatlıkla cirit attığı, kafa kestiği, köyleri, kasabaları, şehirleri işgal ettiği, sürgünler yaptığı, milyonları göç ettirdiği, her türlü, gasp, talan ve hırsızlık yaptığı, fuhuştan tutalım, her türlü tecavüz ve kaçırma olayına kadar en ahlak dışı uygulamaların yapabildiği bir yerde; birlikten, bütünlükten, sistemden söz edilemez.

Yine, ülke topraklarının her gün parça parça işgal edildiği, işgal edilen yerlerde işgalci devlet yasalarının hayata geçirildiği, okullarında işgal güçlerinin dilinin esas alındığı, kendi ülke paranızın tedavülden kaldırılarak işgalcilerin paralarının piyasaya sürüldüğü bir yerde ülke oluşunuzdan, bağımsız oluşunuzdan, rejim oluşunuzdan söz edemezsiniz.

Dolayısıyla buna karşı yapılması gereken de sizin ülkenizi bu hale getiren zihniyet ve sistemde ısrar etmeniz değildir. Bu açıkça bir intihar durumudur. O açıdan, Suriye rejimi halen eski sistemde ısrar ederek aslında kendi intiharını gerçekleştirmektedir.

Oysa tüm bu kaostan, işgalden, göçlerden, çete gruplarından kurtulmak istiyorsa Suriye Rejimi, üst düzeyde geliştirdiği; toplumu parçalara ayırarak, farklılıkları çatışma gerekçesi haline getirme siyasetinden vazgeçmelidir. Ülke sisteminde değişikliğe giderek farklılıkların birliğine dayalı demokratik bir sistemi esas almalıdır.

Yine dinsel, mezhepsel, etnik farklılıkları doğru potada buluşturmak kadar, aşiretleri de birbirine karşı duran, çatışan değil, birlikte işgale karşı mücadele eden pozisyona getirmelidir.

Eğer Suriye Rejimi böyle bir realiteyle siyaset geliştirir, toplumsal farklılıkların demokratik birliğini yaratabilirse; hem iç kaosu sonlandırabilecek, hem de ülkeyi işgale karşı savunabilecek ve tüm çete gruplarıyla birlikte TC’nin işgaline son verebilecektir.

Sadece İdlib’de değil, işgal altındaki tüm alanlarda işgale karşı mücadele yürütülmelidir. Kuzey Suriye dinamikleriyle doğru ve demokratik bir buluşmayı gerçekleştirir, realitesini tanır ise o zaman ülke içinde işgale karşı seferberlik ruhuyla tüm toplumsal farklılıkları aynı mücadele cephesinde bir araya getirebilecektir.

İdlib için olduğu kadar, iki yılını işgal altında dolduran Efrîn için de, bugün bölge halkına her türlü işkence ve zulmün reva görüldüğü Serêkaniyê ve Girê Spî içinde mücadeleyi esas almalıdır. Bunu yaptıkça toplumun tüm kesimleri tarafından sahiplenilecektir. İnsanlar aidiyet hissi yaşayacak ve kendisine ait olanı yeniden geri almak için tüm imkanlarını seferber edecektir. Suriye için en doğru ve demokratik sistemi yaratma kadar, ülkeyi işgalden kurtaracak yol da bu olmaktadır.

Özcesi Suriye rejiminin temel sorunu zihniyet sorunudur, bunda ısrar intihardır, kendi ipini kendi çekmektir.