Türk halkının eline, örtülü Suriye savaşıyla, Kürt kanı bulaşıyor. Şu ya da bu şekilde eline, orası burasına, yakınına kan damlamamış kaç kişi, aile çevresi var bilemiyorum, ama kan bu kez, ödedikleri vergilerle üstlerine sıçrıyor.

Medyası, kamuoyu ile kandan kına yakanları saymıyorum. Son 30 yılda, Kürdistan’dan yılda ortalama 500 bin asker, polis, devlet çetesi geride kan izleri bırakarak geçti. İnsanlık için utanç, ama bazı generaller için övünme, medyada övgüdür kan lekeleri.
Çetecilikten, kendi sistemlerinin hapishanesine düşünce, katlettikleri Kürt sayısını şeref madalyası niyetine kullanıyorlardı.
Türk halkı ödediği vergilerle, Rojava’da Kürt kanı akıtmaya katkı sunuyor.
Genelde Suriye’de kan pazarını açıp, oluk oluk kan akıtan TC ve müttefikleri Suudiler, Katar’dır. El Kaide’den aktarma kiralık katillerle daldılar, masum siviller, kadınlar, çocuklar arasına. Onlar insan kestikçe Recep Erdoğan, yüksek perdeden "ey batı, müdahale etsene, yüzbinden fazla insan öldü" diye insanlık gösterisine çıkıyor.
Türkiye katilleri besliyor, barındırıyor, tatil yaptırıyor, sonra silahlandırıp, katliam yollarına uğurluyor. Onlara harcanan para, Erdoğan’ın cebinden, oğullarının işletmelerinden de çıkmıyor. Harcanan para, Türk halkının vergileridir.
Ve onlar bilmeden, habersiz olarak kana bulaşıyorlar.
Kiralık katillerle, Rojava’da katliama para var, ama içerideki yoksulluğa yoktu.
Aylık asgari ücret, 800 lira, yani 400 Dolar bile değildir, içeride. Kürdistan'ı saymıyorum. Orası zaten ölümü hak edenlerin yurdu. Orada, birey başına düşen yıllık gelir, 200 Dolar bile değildir.
Yarı çıplak, yalın ayak, terlikle okula giden Kürt çocuklarının fotoğrafı parlamento komisyonunda, "bölücülük” belgesi olup olmadığı tartışılıyordu
Kapı kapı dolaşıp iş arayan Türklerin sayısı, 5 milyon diye açıklanıyordu. Bunların içinden kimileri, yaşamak için, onurunu yere yatırıyor, iş girme umuduyla, "ver öpim abi" diye eğiliyordu.
Ve yoksullara, işsizlere harcanması gereken para, Rojava’da Kürt kırımıyla görevli kiralık çetelere gidiyordu.
Irkçı usta, yıllar önce "nerede Kürt varsa tepeleneceği"ni açıklamıştı.
TC, El Kaide’nin kanlı kolu El Nusra kılığında, Rojava’da Kürt kırımındaydı. Katliamcılar, "Allahu ekber" naralarıyla insan kesiyor, insan kalbi yeme ayinleri düzenliyor, halkın parasıyla onları kiralayan ırkçı da, ardan, hayadan yoksun yüzüyle, onları "özgürlük savaşçısı dost" ilan ediyordu…
Oysa, Suriye'ye kiralık katillerle saldırmanın rengi de yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Dünya medyası kenarında, köşesinden dokundurduğuna göre TC, insan kanı dökme yürüyüşünde Batı kumpanyalarının savaşan taşeronuydu. Yazılıp, konuşulanlara bakılırsa, asıl mesele Suriye'ye TC tipi demokrasiyle seçilmiş diktatörlük getirme değil, "Batılıların gaz ile petrolüne boru döşemek"ti.
Esad rejimi köprü olmayınca, "haydi özgürlük savaşçıları" narasıyla kiralık katiller meydana salınmıştı.
Recep Erdoğan buna "haksızlığa karşı adalet savaşı" diyor, ağzında hak, hukuk çiğniyor, Zalim Esad’ın katliamlarından söz ederek, insani kılıkta hücumun borazancı başı oluyordu. 
Halbuki, insan oğlu, "onu, bunu bırak, aynaya bak" diyordu. Katliam, katliamsa eğer, kurban sayısı önemli değildir, çünkü. Esad’a zalim diyenlerin ardında, çocukları bir araya toplayıp tek bombayla paramparça eden Roboskî katliamı, kanayan tazeliğiyle duruyor, onların yasını tutan yakınlarıysa canlandırılıyordu.
Buna rağmen, Suriye'ye özgürlük borazancılığı iyi hoş da, içeride üç kişi bir araya gelince polis şiddetiyle karşılanıyor, şehirlerini havası gazlarla zehirleniyor, öldürülmüşlerin cenazesi kalkıyor, Kürtlerin mezarlık ziyareti de yasaklanıyordu.
Kürtlerin ilaç ve gıdasına ambargo uygulayan TC, El Nusracıların müttefiği, suç ortağı ve de özgürlükçüydü. Özerk yaşama savaşı veren Kürtler, ölümün kuşatması altında, katilleri el üstünde…
Yadırganacak hal değildir. TC, başından beri, asla insan hak ve özgürlüklerine saygılı hukuka dayalı bir devlet olamadı. Şefleri de bu gerçeği, "Allah'ın izniyle demokratikleşeceğiz" sözüyle kabul ve dünyaya ilan ediyorlar, zaten.
Ancak, hiç bir döneminde de, bugünkü gibi dünyanın gözü içine baka baka, El Kaide benzeri uluslararası terör çeteleriyle de müttefik ve ülke de terör üssü olmadı. Evrensel terörle suç ortaklığı, TC tarihinde bir ilktir.
 Türk devleti, bu ilkle Rojava’da, kiralık çeteler eliyle, kendi tarzıyla savaşırken, yeniden tekrarla, 1925-1940 arasında Bicar’dan Botan, Zilan’dan Dêrsim’e uzanan soykırımı tazeliyor, 1990’ların hayaletini dolaştırıyor.
Oysa Bicar, Botan, Zilan ve Dêrsim kırımlarıyla Kürtleri bitirememiş, 1990’lar kırımıyla da sindirememişlerdi. Sadece kuşaklar boyu sürecek bir kin ve kan davasını miras olarak geride bıraktılar. Bu kırım da, kin ve öfkeyi sınırların ötesine taşıyacak, dört parçadaki ulusal ruhu bir ve beraber ederek, tel örgülerini, mayın tarlalarını yıkacaktır.
Kürtlerin yok edilerek, yenilmeleri mümkün olmayacağına göre, kanın bedeli budur. Dünyadaki örnekler ortada ve yaşayanlar da göreceklerdir ki, olacaklar budur.