
Kemal Pir kişiliği, militanlığı; hareketimizin militanlığını, militan duruşunu, yaşam ve mücadele felsefesini çok önemli düzeyde etkiledi. Bu nedenle de Önder Apo her zaman Kemal Pir militanlığından, Kemal Pir duşundan söz etti. Bu yönüyle zindan direnişi, özellikle 14 Temmuz direnişçiliği PKK'nin mücadele ve yaşam felsefesini, PKK üzerinden de Kürt halkının mücadele ve yaşam felsefesini belirlemede çok etkili oldu.
Bugün sadece gerillanın direnişi değil, halkın direnişi bile kutsallık düzeyindedir. Onlarca yıldır direnen bir halk gerçeği vardır. halkların ayağa kalkması çerçevesinde Arap Baharından söz ediliyor. Kürt halkı ise on yıllardır ayağa kalkan bir halktır. Süreklileşen bir Kürt Baharı vardır. Büyük bedellerle direnişçi demokratik toplum karakterine kavuşmuştur. Tüm mücadele tarihinde her yıl, her ay kadın, çocuk, yaşlı, genç evlatlarını şehit vermiştir; vermeye de devam etmektedir. Bu direnişçilikte tabii ki zindan direnişçiliğin, Kemal Pir’in etkisi vardır. Kemal Pir’in biyografisini yazmak, Kemal Pir’in mücadele tarihini kitaplaştırmak, Kemal Pir’in devrimci kişiliğini ve pratikleşmesini edebiyatın konusu yapmak gerçekten de bu direnişçiliğe ödenmesi gereken bir borçtur. Bunu özellikle 14 Temmuz direnişçiliği vesilesiyle belirtmek istiyorum.
Militanlığın bilgesi Hayri
Kuşkusuz Hayri Durmuş çok faklı bir kişilikti. Bir bilgeydi. O da militanlığın bilgesiydi. PKK militanlığının halk sevgisini, olgunluğunu ortaya çıkaran bir PKK Önder kadrosuydu. O genç yaşta o olgunluğa erişmek, o düşünce derinliğine erişmek gerçekten de bu mücadelenin tarihi açısından çok önemlidir. PKK'nin tarihe karşı, halka karşı sorumluluğunun yarattığı bir olgunluktur. PKK militanın tarih, toplum, halk karşısındaki olgunluğu, sorumluluk düzeyi, bir yönüyle de Hayri kişiliğiyle tüm harekete ve militanlarına yansımıştır.
Kuşkusuz hem Kemal Pir’in militanlığı, hem Hayri’nin tarihe ve topluma karşı sorumluluk temelinde gerçekleşen olgunluğu Önder Apo'nun topluma, tarihe, mücadeleye bakışının kişilerde somutlaşmış halidir. Bunu da burada belirtmek gerekir. Hayri’de bu kadar sorumluluk duygusu varsa bu, Önder Apo'nun büyük sorumluluk duygusunun ve ciddiyetinin Hayri’de somutlaşması olarak değerlendirmek gerekmektedir. Ama onlar Önder Apo'nun bu yaşam ve mücadele felsefesini, ciddiyetini, sorumluluk duygusunu kendi şahıslarında somutlaşarak somut, örnek olgu haline getirmişlerdir. Teorik, ideolojik bir düzeyden tamamen pratikleşmiş bir militanlık gerçeği haline getirmişlerdir. Bu açıdan Apocu mücadele felsefesinin, Önder Apo'nun Kürdistan devrimi için yarattığı değerlerin ve bir bütün olarak PKK gerçeğinin gerillalaşması ve toplumsallaşmasında 14 Temmuz direnişçiliğinin büyük payı vardır.
PKK militanlığı Amed zindanında PKK'yi en zor koşullarda temsil etmesini bilmişti. PKK'nin onurunu korumuşlardır. En zor koşullarda halkın özgürlük ve demokrasi davasına bağlı kalmışlardır. Bu tabii ki Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesinde ve bu mücadeledeki ısrarında tarihsel bir rol oynamıştır.
İkinci büyük zindan pratiği
Zindan direnişinin PKK ve mücadelesindeki bir etkisi de zindanlara atılan PKK kadro ve sempatizanlarının baskılar karşısında mücadele etmesi ve direnmesini bilmesidir. Türk devleti zindanları Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etme ve bastırmada bir araç olarak kullanmaktadır. Özellikle günümüz dünyasında öldürmeler tepki çektiğinden, yine ölümleri başvurmakla birlikte esas olarak da zindanlara atarak Kürt halkının iradesini kırmak, mücadeleyi tasfiye etmek istemektedir. İşte zindan direnişi Türk devletinin bu politikalarını zindanda boşa çıkarmada önemli bir moral kaynağıdır. Artık Kürtlerin bir zindan deneyimi vardır; bir Amed zindan pratiği vardır, direniş pratiği vardır. Bu açıdan bu halkı zindanlara atarak susturmak mümkün değildir. bu kanıtlanmıştır. Şimdiye kadar Türk devletinin birkaç pişmanlık gösteren itirafçı dışında ciddi bir sonuç aldığını söylemek mümkün değildir.
Kuşkusuz zindanın yıpratıcılıkları olmuştur. Zindana girip çıkanların hepsi daha sonra mücadele içinde aktif yer almamışlardır, ama zindandan onurunu koruyarak çıkmışlardır. Bu açıdan da hem zindandan çıkıp mücadeleye katılanlar hem de katılmayanlar Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi'nin parçası olmaya devam etmektedirler. Bunu bir kere böyle belirtmekte fayda vardır. Kürt halkının ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin tarihinde ikinci bir büyük zindan pratiği ise Önder Apo'nun İmralı işkence sistemi içine alınması ve İmralı’da gösterilen tutum ve duruştur. Önder Apo İmralı’da esaret altına alınmasından itibaren Kemal Pir ve Hayri gerçeğinde somutlaşan sorumluluğu tutumu ve duruşuyla en güçlü bir biçimde göstermiştir. Önder Apo zaten "PKK şehitler partisidir” demiştir. Kendi mücadelesini şehitlerin anısını pratikleştirmek olarak değerlendirmiştir. Önder Apo da zindanda Kemal’lerin, Hayri’lerin direnişçiliğine daha yeni bir boyut katmıştır.
Önder Apo'nun etkisi daha da arttı
Uluslararası güçler ve Türk devleti Önder Apo'yu etkisizleştirmek isterken Önder Apo duruşuyla, düşünce üretimiyle, gösterdiği iradeyle mücadele üzerindeki etkisini daha da güçlendirerek devam ettirmiştir. Bu etki bundan sonra da devam edecektir. Önder Apo’nun "mezarda da olsam rolümü oynarım” sözü İmralı’daki duruşunda kanıtlanmıştır. Bu yönüyle zindanlarda duruşun nasıl olması gerektiğine önemli bir örnektir. Önder Apo zindanları da bir mücadele alanı haline getirmiştir, bir mücadele duruşu haline getirmiştir. Kendi şahsında Apocu militan gerçeğinin, PKK gerçeğinin, şehitler gerçeğinin hangi koşullarda olursa olsun mücadeleye büyük bir ciddiyetle, büyük bir sorumlulukla bağlı kalacağını ve bütün yaşamının her anını mücadelenin gelişmesi için harcayacağını ortaya koymuştur. Bu yönüyle İmralı’daki 13 yıl -en azından şimdiki 13 yıl- Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi tarihinde bir önderliğin halka, tarihe karşı sorumluluğunun ve ciddiyetinin nasıl olması gerektiğini gösteren bir gerçeklik olarak hep hatırlanacaktır.
Bugün Önder Apo üzerinde ağır tecrit uygulanmaktadır. Bu ağır tecrit esasında iradesi kırılmak istenen, teslim alınmak istenen Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı ve önderine karşı düşmanlığı ve saldırıyı ifade etmektedir. Aslında tecritle Önder Apo'nun iradesi kırılmak istenmektedir. Önder Apo daha önce, "beni rehin tutuyorlar” değerlendirmesinde bulunmuştur. Kendi şahsında hareketin tasfiye edilmesi çabası yürüttüklerini belirtmiştir. Bu tecridin başarı şansı yoktur. Önder Apo zaten avukatlarına "bundan sonra gelmeyebilirsiniz” demiştir. Bu açıdan Türk devletini tanıyan Önder Apo, Türk devletinin bütün uygulama ve politikalarına hazırdır. Bu açıdan bu tecridi ağırlaştırarak, avukatları bile tutuklayarak Önder Apo üzerinde uygulanan bu politikanın sonuç alması mümkün değildir; başarı şansı yoktur. Bu uygulamalar, Türk devletinin politikalarına karşı daha aktif mücadele etme iradesi ve kararlılığı ortaya çıkarmaktan başka sonuç vermeyecektir. Halkımız da Önder Apo’ya karşı uygulanan bu politika karşısında kesinlikle Türk devletine öfkesini daha da arttıracaktır. Bu kaçınılmazdır.
TC'nin değişmeyen gerçeği
Bir halka yaklaşım, önderliğine yaklaşımla belli olur. Düşünebiliyor musunuz Şeyh Said’in baskılar ve saldırılar karşısındaki direnişi birkaç aylıktır. Seyid Rıza hakeza düşmanın saldırıları karşısında kısa süreli bir direniş göstermiştir; teslim olmamıştır, boyun eğmemiştir. Kısa süreli direniş gösteren bu önderlere yapılanlar ortadadır. Bu önderlere böyle yapanlar, onlarca yıldır mücadele yürüten, sadece Kürdistan'ın bir iki şehrini değil, sadece bir parçasını değil, bütün parçasını ayağa kaldıran, Kürt halkını büyük bilinçlendiren, Kürt mücadele ve özgürlük tarihine büyük mevziler kazandıran, onurlu bir tarih ortaya çıkaran bu önderliğe tabii daha büyük öfke duyacaklardır. Daha fazla saldıracaklardır. Bu açıdan Türk devletinin politikasını anlamak gerekiyor. İmralı işkence sistemi, uygulanan tehdit ve şantaj onun inkarcı, kültürel soykırımcı zihniyetinin devamıdır. Hatta diğer önderlere duyulan öfkenin yüz katı, bin katı Önder Apo'ya duyulmaktadır. Önder Apo'ya yaklaşım gerçeği, Türk devletinin değişmeme gerçeğidir.
Şimdi AKP Hükümetinin Başbakanı Dersim katliamı için yarım ağızla, özür diliyorum, dedi. 'Gerekiyorsa, böyle bir literatür varsa kayıtlarından sonra devlet adına özür diliyorum', dedi. Dersim’de katliam olduğunu söyledi. Bazı belgeler okudu. Kuşkusuz bunlar bilinen gerçekliklerdir. Bu gerçekliğin bir başbakan tarafından dile getirilmesi Türk devletinin Kürtlere nasıl yaklaştığı konusunda önemli bir veridir. Ancak bugün Tayyip Erdoğan’ın dile getiriş biçimi samimiyetten uzak ve bazı gerçekleri örtmeye yönelik demagojik bir karakterdedir. Esas olarak da bugün sürdürülen özgürlük mücadelesini bastırmak için yüzüne maske takmaya çalışmaktadır. Bugünkü özgürlük mücadelesini bastırmak isterken uyguladığı faşist yöntemleri gözden kaçırmak, yüzüne yumuşak bir maske takarak imajını cilalayıp yürüttüğü faşist saldırıları örtmek istemektedir.
Özerkliğe karşı 'özür'
Dersim’de yapılan katliamın kabul edilmesi, Türk devletinin tarihte Kürt önderlerine yaptıklarından vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Şu anda Türk devleti için, AKP için önemli olan Kürt Özgürlük Hareketi'nin bastırılmasıdır, Önder Apo’nun tasfiye edilmesidir. Bunun için her türlü yol ve yöntemi kullanmaktadır. Dersim Katliamını kabul ediyorum diyerek yarım ağızla özür dilemesini böyle anlamak gerekmektedir. Dersim katliamı; tek millet, tek devlet, tek vatan, tek dil, tek bayrak; yani ulus devleti yerleştirmek, Kürtlerin her türlü statüsünü, özerkliğini reddetmek, bu tür özerk tutumları ezmek için yapılmıştı.
Dersim katliamı da Şeyh Said katliamı da Kürtler üzerinde yürütülen bütün baskı ve zulümle de Kürtlerin irade olmak istemeleri, öz yönetim olmak istemeleri, kendi bulundukları bölgelerde kendilerini yönetmek istemeleri, kendi kimliğiyle, kültürüyle yaşamak istemeleri karşısında yapılan katliamlardır. Bugün de AKP Hükümeti CHP’nin ve diğer tüm hükümetlerin zorla, baskıyla kurdukları ulus-devlet sisteminin, zorla, baskıyla gasp ettiği Kürt halkının en doğal haklarını reddetmek, vermemek, Kürt halkının bu yönlü taleplerini bastırmak için her türlü baskı ve zulmü uyguluyor. Daha da ötesi CHP zihniyetinin oluşturduğu sistem Kürtlerin mücadelesine karşı korunmaktadır. Bu açıdan AKP'nin katliam var diyerek yarım ağızla özür dilemesini bir zihniyet değişikliği sonucu olmadığını görmek gerekir. Bir zihniyet değişikliğinden öte bir politik tutumdur. Diğer yandan da bir taşla birkaç kuş vurma misali kendi muhalifi olan CHP’yi de yıpratmak istiyor. Ama buradaki esas hedefinin ya da bunu gündeme getirmesinin nedeni CHP’yi yıpratmaktan çok, Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı yürüttüğü tasfiye politikasını örtmek, yarattığı bu gündem ortamında bu saldırılara yönelik yapılan eleştirileri bertaraf etmektir. Son dönemlerde demokratların, liberallerin, kimi çevrelerin eleştirilerini yumuşatmak, onların eleştirilerini geriletmek, hatta onların eleştiriler yapmalarını engellemek için ortaya atılmış bir gündem olduğunu belirtmek gerekmektedir.
AKP'nin gerçek yüzü açığa çıkmıştır
AKP'nin, Türk devletinin Kürtlere karşı politikasını anlamak için Dersim açıklamasına değil, bugünkü uygulamalarına bakmak gerekiyor. Dersim’de de kadın, çocuk öldürülmüştü, gereği yapılmıştı. Bugün de Erdoğan "kadın da olsa çocuk da olsa gereğini yaparız” diyor. Hatta bu söylemini pratikleştiriyor. Dolayısıyla hiçbir zihniyet farkı yoktur. Bu açıdan AKP'nin gerçek yüzü İmralı’daki uygulanan politikayla açığa çıkmıştır. Nasıl ki 12 Eylül faşizminin gerçek yüzü Amed zindanında açığa çıkmıştı, AKP Hükümetinin gerçek yüzü de İmralı’daki politikalarla gözler önüne serilmiştir. Düşünebiliyor musunuz, dünyada bugüne kadar bu sayıda avukat tutuklanmamıştır. Ama Önder Apo'nun avukatları tümüyle tutuklanmıştır. AKP’nin amacı, Önder Apo'yu avukatsız bırakmak, KCK tutuklularını avukatsız bırakmaktır. Yani biz sizi ezeriz, baskı da yaparız, avukatsız da bırakırız, hiç kimse de sesini çıkaramaz demektedir.
Diğer bir zindan direniş gerçeğiyse özellikle KCK tutuklamalarıyla başlamıştır. Bugün binlerce demokratik siyasetçi tutukludur. Bunların içine avukatlar da dahil edilmiştir. Bu yönüyle bugün de zindanlar 12 Eylül gibi Türk devletiyle bir mücadele alanı haline gelmişlerdir. Bunu böyle görmek gerekiyor. Günümüz zindanları sadece bazı siyasilerin zindana atılması değildir, zindanlar şahsında onlarca yıllık mücadeleyle, hatta yüz yıllık mücadeleyle ortaya çıkan Kürt siyasi birikiminin, Kürt demokratik siyasi hareketinin kökü kazınmak istenmektedir. Ama artık Kürt siyasi tutsakların 1980’lerdeki büyük ölüm orucu şahsında somutlaşan zindan direniş geleneği, direnme tecrübesi vardır. 14 Temmuz ve Amed zindan geleneğinin ortaya çıkardığı demokratik siyasi birikimin bugünkü izleyicileri olarak, onların ardılları olarak kesinlikle Amed zindan direnişine layık olacaklardır.
Zindanda yatma rekoru Kürtlerdedir
12 Eylül faşizmi nasıl ki zindanlarda boğulduysa AKP faşizmi de bugün siyasi soykırım operasyonları sonucu binlercesini doldurduğu zindanlarda boğulacaktır. 12 Eylül’de sonuç alamayan faşizmin AKP versiyonunun şimdi sonuç alması beklenmemelidir.
Bugün zindanda demokratik siyasetçiler beş bin civarındadır. Yine binlerce Özgürlük Mücadelesi savaşçısı, sempatizanı tutsak bulunmaktadır. 1980’lerden bu yana ki siyasi nedenlerle tutuklamalar üst üste konulursa kişi başına siyasi nedenlerle zindan yatma rekoru kesinlikle Kürtlerdedir. Zaten Türkiye'de diğer nedenlerle de zindanda yatma rekoru Kürtlerdedir. Günümüzde devletin zindanlara atarak Kürt halkının iradesini kırma politikası devam etmektedir. Türk devleti yüz yıla yakındır bir özel savaş devletidir. Eğer öldürerek ezemiyorsa bu sefer başka yöntemler denemektedir. Kürt sorununda izlenen temel politika ve amaç değişmediği müddetçe sadece yöntemler değişecektir. Bugün AKP'nin yaptığı gibi. Ama en ağır baskı araçları ve yöntemlerinin Kürtler üzerinde sonuç almadığı düşünülürse, onlarca yıllık mücadeleyle ortaya çıkan bir halk gerçekliği, bir siyasi mücadele tecrübesi ortadayken AKP'nin bu saldırılarının sonuç alması mümkün değildir. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: 12 Eylül faşizmine karşı zindan direnişi nasıl ki 12 Eylül faşizminin yenilgisinin başlangıcı olduysa Türk devletinin İmralı üzerindeki tecridi, politikaları ve binlerce demokratik siyasetçiyi zindanlara atması da AKP hükümetinin yenilgisini sağlayacaktır. BİTTİ
MUSTAFA KARASU