Nedim SEVEN
Devrimci ve özgürlükçü mücadele tarihlerinin başarısı ve kazanımlarının kalıcılaşması, yaratılan değerlerinin “Direnme Kültürü"nün toplumsallaşma oranı ile direk bağlantılıdır.
Şüphesiz tarihsel toplum boyunca çok önemli direnişler ve bu direnişler sonucunda halklara ve toplumlara mal olan Direnme Kültürü ve onun ortaya çıkardığı devrimci, özgürlükçü değerler yaratılmış ve bu değerler tüm insanlığa mal olmuştur. Binlerce direniş örneği olmasına rağmen yakın tarihte yaşanan mücadelelerden iki örnek vermeyi önemsiyorum.
Birincisi; tarihteki yerini alan ve dünyadaki tüm devrimci, özgürlükçü mücadelelere örnek teşkil eden Vietnam Savaşı ya da Vietnam Halkının Özgürlük Direnişi diyebileceğimiz savaştır. Vietnam Savaşı; emperyalizme, faşizme ve onların uşaklığını yapan işbirlikçi hainlere karşı verilen bir savaş. Bu savaş yaklaşık 30 yıl sürdü. 1963 ile 1973 yılları arasında ABD aktif olarak Vietkong gerillalarına karşı savaşta yer aldı ve ABD 60 bin askerini kaybederek yenilerek savaş sahasından çekildi.
Vietkong’ların önderi Ho Şi Minh, anılarında Vietnam Savaş yıllarını şöyle anlatır; “Tüfeği olanlar tüfekleri, kılıçları olanlar kılıçları, olmayanlar küçük çapa ya da sopalarıyla savaştı. Her mezra ve cadde birer kale, her insan bir savaşçı, her parti heyeti bir kurmay heyeti gibiydi. Zafer çok büyük bedellerle 13 milyon şehit, binlerce kayıp, yüzbinlerce yaralı ve sakatla (83.000 sakat, 8.000 felç, 30.000 kör, 10.000 sağır) kazanıldı” diye belirtir.
Vietnam Savaşı gerçek anlamıyla bir Devrimci Halk Savaşı’dır. Tarihteki yerini almıştır. Halk direnişlerine en somut örnektir. Bedelleri ağır olan fakat kazanılan bir savaştır. Vietnam Savaşında eşine az rastlanan bir de Zindan Direnişçiliği örneği vardır. Hatta okuyacak her kesin etkileneceği, bizzat direneni tarafından romanlaştırılan örnek bir kitap olarak “Direnme Savaşı” Saygon Zindanlarından Mücadele başlığı ile Nguyan Duc Thuan yazmıştır.
Nguyan Duc Thuan 1956’da Saygon polisi tarafından tutuklanır. 1964’e kadar Paulo Condor Zindanlarının “Kaplan Kafeslerinin” birine kapatılır. Saygon Savaş döneminde sömürgeciliğin işbirlikçi üssü konumunda olan Güney Vietnam’ın başkentidir. Şu an ki ismi Ho Şi Minh’dir. Direnme Savaşı kitabından Vietnam Zindanlarında Amerikan emperyalizmi ve onların işbirlikçi uşakları olan Saygonlara karşı direnen devrimcilerin tarihte eşine az rastlanan işkence ve zulümlerine maruz kalma ve hiçbir şekilde iradelerinden ve inançlarından taviz verilmediği öykülerin adıdır. Vietnam’ı Vietnam yapan hem savaş cephelerinde hem de zindan cephesinde yaşanan bu Direnme Kültürü’dür.
İkinci örnek de yaklaşık 50 yılı aşkın bir süredir direnen Kürdistan Devrimci Halk Savaşçılığı kişiliğidir. 1970’lerle başlayan ve her aşamasında hem Devrimci Özgürlükçüler için hem de tüm insanlık için yeni değerler, yeni kazanımlar yaratan büyük bedellerin verildiği ve günümüzde de tüm konjonktürel değişimlerde felsefik, teorik, ideolojik, politik ve paradigmasal olarak öncülük eden PKK’li kişiliğin yarattığı “Direnme Kültürü” olmuştur.
Ankara’da gruplaşan, Amed’de partileşen ve Ortadoğu’da ordulaşıp Kürdistan’da Devrimci Halk Savaşını yürüten, tarihte eşi ve benzeri az görülen ve her mücadele cephesinde direnen, iradesi, bilinci ve amaçları konusunda her koşulda kararlıca yürüyen PKK Savaşçılığıdır.
Günümüzde bu savaş ve direnme kişiliği hem Kürdistan’da, hem de Ortadoğu ve tüm Dünya’da insanlığın yararlanacağı büyük “Direnme Kültürü’ yaratmıştır.
PKK öncülüğünde gelişen Devrimci Halk Savaşının zindan cephesinde de özellikle Mazlumların, Kemallerin, Hayrilerin ve Sakine Cansızların öncülüğünde büyük bir “Direnme Kültürü” yaratılmıştır.
Mazlum Doğan’ın 21 Mart 1982’de “Direnmek Yaşamaktır” sloganı – çağrısı ile başlattığı Zindan Direnişçiliği 17 – 18 Mayıs 1982’de Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Necmi Öner, Mahmut Zengin olarak “Dörtlerin Gecesi” anlamında efsaneleşen direnişi ve devamı – zirvesi niteliğinde 14 Temmuz 1982 Ölüm Orucu ile Kemal Pir, M. Hayri Durmuş, Akif Yılmaz, Ali Çiçek kişiliğinde kahramanlaşan direnişler TC’nin inkarcı, sömürgeci, faşist uygulamalarını Diyarbakır Zindanı’nda paramparça etmiştir. “Diyarbakır Zindan Direnişi” başlığıyla ilk defa Sakine Cansız ve Muzzafer Ayata tarafından kitaplaştırılan ve günümüze kadar Büyük Direnme Kültürü olarak somutlaşan mücadele açığa çıkmıştır.
Her ne kadar Amed Zindan Direnişi olarak halk arasında bilinse de dönemin TC sömürgeci, faşist yönetimi tarafından Diyarbakır Zindanları olarak adlandırılmıştır. Günümüzde bu direnişçi kişilik onlarca roman, film vb. birçok alanda halklara mal olmuştur. Önder Apo 1991 yılında Filistin Lübnan coğrafyası Mahsum Korkmaz Akademisinde Zindan Konferansı olarak sahiplenilmesi gereken “Direniş Kültürünü” tarihe mal etmiştir. Sonrası süreç ikinci ve üçüncü Zindan Konferansları adıyla Kürdistan’da “Direnme Kültürü” ve Direnme Cephesi olarak sürekli anlam bulmuştur.
Önder Apo’ya karşı geliştirilen Uluslararası Komplo sürecinde yine Zindanlarda Halit Oral öncülüğünde “Güneşimizi Karartamazsınız” direnişiyle önderliğin nasıl sahiplenilmesi gerektiğini bir “Direniş Kültürü” olarak tarihteki yerini almıştır. Bizzat Önder Apo tarafından felsefik, teorik, politik, pratik ve örgütsel açılardan Devrimci Halk Savaşının direnen ve kazanan kişiliği olarak değerlendirilip tarihe mal olan Çağdaş Kawa Mazlum Doğan Kişiliği ve Kimliği günümüzde Kürdistan halkının Devrimci Halk Savaşı’nda direnen tüm devrimci, özgürlükçü kişiliğin kimliği ve kültürü olmuştur.
Uluslararası komplo ile TC’ye teslim edilen Önder Apo 21 yıldır İmralı işkence sisteminde amansız bir direniş, bilinç, irade, kararlılık ve devrimci kişiliği ile bu Çağdaş Kawa Direnişçi Kişiliğinin bizzat kendisi olmaktadır. Günümüzde şüphesiz on birlerce devrimci, özgürlükçü ve yurtsever kişilik büyük direnme ile sömürgeci, faşist AKP – MHP rejimine karşı zindanlarda direniş halindedir.
12 Eylül faşist cunta rejiminin Türkiye, Kürdistan hatta tüm Dünya halkları nezdinde Diyarbakır Zindanı başta olmak üzere 1980 – 1990’lar arası yaptıkları teşhir olmuş, mahkum olmuş, tarihin kara sayfalarında yer almıştır. Tüm bunlar yakın tarihlerde bilinmesine rağmen AKP – MHP faşizmi zindanlara dönük hiçbir vicdana sığmayan politika ve uygulamalarıyla her gün bir yenisini ekliyor. AKP iktidarı döneminde zindandaki özgür tutsaklara karşı geliştirdiği vicdansız, işkence ve insanlık dışı politikalarına karşı dönem dönem zindan direnişleri ortaya çıkmış bu direnişlerde büyük bedeller ödenmiştir. 5 Nisan 2015’ten buyana çok ağır izolasyon koşullarına tabi tutulan Önder Apo’nun sağlık, güvenlik ve özgürlük koşulları talebiyle en son Leyla Güven öncülüğünde Büyük Ölüm Orucu Direnişçiliği geliştirilmiş, büyük bedeller uğruna direniş kültürü sonuç alarak Önderlikle görüşme gerçekleştirilmiştir. Şüphesiz amaç, bir görüşme, sağlık koşulları olarak ele alınmamalı. Esasta AKP – MHP faşizminin 21.yy’da da ne kadar retçi, inkarcı, faşist politikalarının kamuoyu nezdinde açığa çıkarılması ve teşhir edilmesidir.
Bugünlerde AKP – MHP faşizmi tarafından hazırlanıp adına infaz yasası dedikleri ve esasta tüm hırsızları, tecavüzcüleri, çete ve mafya gruplarını kapsayan, son yerel seçimlerde MHP’nin önerdiği, oy avcılığı anlamında değerlendirebileceğimiz, kendi yandaşlarını serbest bırakmayı hedefleyen bir af yasası hazırlandı ve bu af yasası TBMM’ye de getirilmiş durumda.
Tüm Dünya’nın hatta devlet, ulus-devlet ve kapitalist modernite güçlerinin dahi mücadele ettiği, binlerce insanın hayatına mal olan koronavirüs ile uğraşırken, hatta bir çok yerde zindanlar tedbir amaçlı boşaltılırken AKP – MHP şefleri tarihe yüzkarası olarak mal olacak infaz yasasına imza attılar.
BM dahi açıklama yaparak yaşlılar ve hastalar cezaevlerinden acil bırakılsın dedi. AKP – MHP şefleri 20 – 65 yaş arası dışında kalanlar sokağa çıkmasın, evde kalsın demelerine rağmen bu kıstas Kürtler, devrimciler ve özgürlükçüler için geçersiz oluyor. AKP – MHP şefleri bu politika ve uygulamaları ile tarihi Direniş Kültüründen intikam alma peşindeler. Önü alınamazsa koronavirüs gerekçeli tüm Zindan Direnişçilerini kaş ve göz arasında imha etmeyi düşündükleri, hatta planladıkları anlaşılıyor.
Önder Apo 71 yaşında ve 21 yıldır en ağır işkence sistemi olarak planlanan İmralı sisteminde tutuluyor. Yine İmralı sisteminde tutulan Hamili Yıldırım, Ömer Hayri Konar, Veysi Ateş de aynı koşullarda.
Yine silaha ve şiddete hiç yanaşmayan, demokratik siyaset yaptıkları ve TC yasalarına göre tüm yaşamları vatandaşlık hukukuna uyan binlerce politikacı, kadını ve erkeği ile zindanlarda her türlü haksız tutuklama ve uygulamaya maruz kalıyor. Tek yaptıkları AKP – MHP gibi düşünmemeleri, ayrı düşünmelerinden dolayı. Keza muhalif olarak düşündüklerinden yüzlerce gazeteci, yazar, akademisyen vb. de zindanlarda tutulmaktadır.
Tüm bu özgürlükçü, devrimci, demokrat ve direnişçilerden AKP – MHP şefleri adeta intikam alırcasına infaz yasası dedikleri yasa ile yandaş topluluğu yaratarak bir taraftan Kürdistan, Türkiye halkalarını yanıltma diğer taraftan da direnenlerden ve direniş tarihinden intikam alma yoluna girmiş durumdalar.
AKP – MHP faşistleri çok bilinçli bir şekilde Biyolojik Savaş olarak adlandırdığımız koronavirüsün salgın durumunu bir savaş yöntemi olarak kullanıyorlar. İlk iki ay tedbir almadan özellikle salgının dağılmasına yol açtılar. Sonrası tedbirleri de sürekli doğruları kamuoyundan saklayarak Türkiye’yi Avrupa ülkeleriyle kıyaslayıp “bende ölü az, onlarda çok” alçaklığı ile salgını dahi iç siyaset malzemesi yaptılar.
Zindanlarda direnişi kırmak için bir taraftan çetelere ve yandaşlara af yasası çıkardı. Bir taraftan da sessizce salgını direnişçilere yayma peşindedir. Tüm Dünya’nın gündemi korona salgını iken AKP – MHP faşistleri tam gaz direniş cephelerine yöneliyor. AKP – MHP şefleri şunu unutmasın ne sizin ufkunuz, ne sizin kapasiteniz ne de sizin iktidara ve paraya tapan kişilikleriniz Direniş Kültürünü zayıflatamayacaktır.
İntikam peşinde olan AKP – MHP faşizmine, onun uygulama ve politikalarına karşı çıkmak her devrimcinin, yurtseverin, demokratın, özgürlükçü sosyalistin başta görevi olmak üzere kendisine insanım diyenin de acil görevi olmaktadır.
AKP ve MHP faşizminin zindanlarda katliam yapmasını önlemek için her yerde “Zindan Direnişçilerine Ses” olalım. Tüm sosyal medya ağları, radyolar, TV’ler, görsel ve işitsel araçlar, her kes ve hepimizin acil çağrısı ve görevi Zindanlara Ses olmaktır. Bu ahlaki, vicdani olduğu kadar politik ve entelektüel bir görevdir.
Zindanlara Ses Olalım, Zindanlara Ses Verelim. Direniş Kültürü ve Özgürlük Kazansın diyorum.