Bir ülkenin siyasi karakterini anlamak açısından cezaevindeki uygulamalar temel bir veridir. Faşist iktidarlar gerçek yüzlerini en başta da cezaevlerinde gösterirler. Türkiye tarihinde baskı ve zulmüyle anılan 12 Eylül askeri darbesi en fazla da zindandaki uygulamalarıyla hatırlanır. 12 Eylül’ün gerçek yüzü, gözaltındaki işkenceler, zindandaki uygulamalar ve yaptığı idamlar olmuştur. AKP-MHP faşizmi Kürt halkı ve demokrasi güçleri üzerindeki ağır baskı ve uygulamaları yanında, zindandaki uygulamalarla karakterini ortaya koymaktadır. Hatta 12 Eylül döneminde görülen gözaltında işkence ve tecavüzler yeniden uygulanmaya geçirilmiştir. 

12 Eylül askeri rejimi nasıl ki zindanlarda irade kırma politikası yürütmüşse, AKP-MHP iktidarı da zindanlarda aynı politikayı yürütmektedir. AKP-MHP iktidarı 12 Eylül faşizminin yapmadığı bir uygulamayı da Kürtlere zulüm olsun diye yapmaktadır. Sadece tutsakları değil, ailelerini de cezalandırmaktadır. Kürt tutsakları Türkiye’nin Kürdistan’a en uzak yerlerine göndererek ailelere her bakımdan zulüm yapmaktadır. 

Şu anda Kürdistan’daki tutuklamalar 12 Eylül tutuklamalarını katbekat aşmıştır. AKP’nin 15 yıllık iktidarında tutuklananların sayısı dünyada hiçbir yerde görülmemiştir. AKP iktidarı zamanında Kürdistan’da tutuklama rekoru kırılmıştır. Şu anda Türkiye cezaevlerindeki kadın siyasi tutsak oranı da dünyada birinci sıradadır. Bu gerçekler bile bu iktidarın Kürtler üzerinde nasıl bir politika izlediğini gözler önüne sermektedir. Zaten AKP’li bir bakan “biz 1990’lı yıllardaki gibi öldürmüyoruz” diyerek bu yönlü politikalarını normalleştirmeye çalışmıştır. 

12 Eylül döneminde daha fazla örgüt kadroları ve sempatizanları zindanlara atılıyordu, şimdi legal siyaset yapanlar ve yurtsever Kürtler daha fazla zindanlara doldurulmuştur. Türkiye’nin dört bir yanına savrulan tutsaklara gittikleri cezaevlerinde zulüm yapılmaktadır. Türkiye’de şahlandırılan şovenizm ortamında mahallesinde ve işyerinde Kürtlere saldırılıyorsa cezaevinde “terörist denilen” tutuklulara nasıl davranılacağını siz hesap edin! 

Son yıllarda zindanlardaki zulüm arttırılmıştır. Baskı süreklileştirilmiş ve kurumsallaştırılmıştır. Aslında tutsaklar defalarca süresiz dönüşümsüz açlık grevi yapmak istemişler; ama fiziki olarak yıpratan bu eylemlere başvurmamaları istenmiştir. Ancak baskılar o kadar arttırılmıştır ki, tutsaklar dönüşümsüz süresiz açlık grevine başlamışlardır. Bu aslında ölüm orucudur. Bu ölüm orucu 20 günden fazladır sürmektedir. Ancak gündemlerin yoğunluğu nedeniyle bu direniş yeterince gündemleşmemektedir. Bu da aslında bir duyarsızlıktır; zulme alışmaktır. Faşizmin bir karakteri de herkesi zulme alıştırması ve normalleştirmesidir. Zulme karşı direnişin bir amacı da zulmün normalleştirilmesinin önüne geçmektir. Bu açıdan faşizme karşı direnişin gereği zindanlardaki bu zulüm gündemleştirilmeli ve toplum bu zulme duyarlı hale getirilmelidir.

Kuşkusuz Kürdistan bir zulüm cenderesi altındadır. Yakılıp yıkılan Cizre, Şırnak, Nusaybin, İdil, Silopi, Gever ve diğer ilçeler zorlukla geçen bu kış da ciddi sıkıntılar yaşamışlardır. Xerabê Baba ve çevresindeki köylerin halkına her türlü zulüm ve baskı yapılmıştır. Her gün yüzlerce insan işkenceden geçirilip onlarcası tutuklanmaktadır. Bunlar Kürt toplumunun önemli gündem konularıdır. Yine AKP-MHP faşist iktidarının soykırımcı bir yönetim oluşturmak için gündeme koyduğu bir referandum vardır. Şengal halkına büyük bir zulmü ifade eden ihanet bugün gündemin birinci sırasına oturmuştur. Şengal’i işgal etmek isteyen besleme kontra güçlerle her an şiddetli çatışmaların yaşanması söz konusudur. 

Bu yoğun gündemler içinde Şakran Cezaevindeki dönüşümsüz süresiz açlık grevi direnişleri unutulmamalıdır. Yurtiçinde ve yurtdışında mutlaka gündemin öncelikli konularından biri yapılmalıdır. Türkiye ve Kürdistan’daki demokratik kurumlar, demokratik siyasal alan zindan direnişçilerine sahip çıkmalıdır. Zindanların demokratik siyasetçilerle doldurulduğu düşünülürse demokratik siyasal alanın zindanlarla daha fazla ilgilenmesi ve direnişçilere sahip çıkması gerekir. Çünkü zindanlardaki baskı ve zulüm tahammül sınırlarını aşmıştır. 

Türkiye zindanlarında şu anda faşist ülkelerdeki uygulamalar dayatılmakta, zorbalıklar yapılmaktadır. Askeri darbe dönemlerinde zindanlarda uygulanan dayatmaların yapılması, AKP-MHP iktidarının karakteriyle ilgilidir. Faşistler mahkemelerin verdiği cezaları yeterli görmezler, esas olarak zindanlarda zulüm yapmayı bir politika olarak yürütürler. İşte AKP iktidarı bu zihniyete sahiptir. Asmayıp da besleyelim mi zihniyetinin başka bir biçimidir. Herhalde zulüm yapmayıp da otelde yatar gibi yatıracak mıyız anlayışıyla bu baskılar yapılmaktadır. 

Şakran Cezaevinde sadece erkek tutsaklara değil, kadın tutsaklara da zulüm yapılmaktadır. Cinsiyetçi yaklaşımlarla kadınlara zindan içinde zindanı yaşatıyorlar. Zindanlar kadın için bir de bu nedenle zordur. Kadınlar bu nedenle zindanda iki kat daha direnişçi bir tutum gösteriyorlar. Bu açıdan kadınların zindanlardaki direnişlerine büyük bir saygı duymak gerekir. Çünkü cinsiyetçiliğin en fazla olduğu yerler gözaltılar ve zindanlardır. Kadına hakaret buralarda normalleştirilmiştir. Bu açıdan kadınların Şakran Cezaevi başta olmak üzere diğer zindanlarda gördüğü baskıları anlamak ve duyarlı olmak gerekir.

İnsan hakları kuruluşları ve tutuklu aileleri hemen harekete geçmeli, Şakran’daki direnişe geçen tutsaklar için her yerde eylemler geliştirmelidir. Tutuklu aileleri sayı olarak başlı başına bir güçtür. Örgütlendiklerinde çok farklı kesimleri de harekete geçirebilirler. Şakran direnişi dışarıdaki direnişle bütünleştirilerek AKP-MHP faşizmine karşı direnişin önemli bir parçası haline getirilmelidir.