
Diyarbakır 5 Nolu zindanında başlatılan ve başarıya ulaşan büyük ölüm orucunun başlangıcının 30. Yıldönümü yaklaşıyor. Sadece Türkiye tarihinin değil, Kürdistan tarihinin de yönünü değiştiren bir direniş bundan 30 yıl önce başlatılmıştı. Kemal Pir, Mehmet Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek bu ölüm orucunda yaşamlarını yitirdiler. Böylece “Yaşamı uğruna ölecek kadar sevenlerin”, “Mezarıma halka borçludur diye yazın” diyenlerin manevi komutanlığındaki Özgürlük Mücadelesi o gün yenilmezliğini ilan etmiştir. Sömürgecilik o gün sonun başlangıcını yaşamış, Kürt halkı özgürlük çizgisinin zafer tarzını netleştirmiştir.
5 Nolu zindandaki direniş Türk devlet gerçeğini de gözler önüne sermiştir. Kürtler Türk devletinin Kürt düşmanlığının en acımasız yüzünü bu zindanda görmüşlerdir. Osmanlı’da oyun çok gerçeğini de Türk şoven zihniyetinin zulmünü de en iyi Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde görmüşlerdir. Bu bakımdan bu zindan gerçeği çok öğretici olmuştur. Türk devlet gerçeğinin özetini burada görmüşlerdir. Yine Kürtlerin Türk devletinin egemenliği altında neler çektiğini özellikle de bu zindanda çok iyi anlamışlardır.
Aslında Türk devleti kimi yöntem değişiklikleriyle bugün de bu karakterini koruyor. Yöntem değişikliği de PKK’nin öncülük ettiği mücadelenin eski yöntemleri etkisiz kılması ve teşhir etmesi nedeniyle gerçekleşmiştir. Özünün değiştiği, Kürtlere yaklaşımının değiştiği ya da Kürt sorununda çözüm politikası olduğu için bu değişiklikler yaşanmamıştır. Birçok devlet gerçeğinde görülen bu yönlü yöntem değişikliği Türk devlet gerçeğinde daha çarpıcı bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan beri bir özel savaş devleti olmuştur. Aslında Türk devletinin 19. Yüzyıldan itibaren bir özel savaş devleti haline geldiği söylenebilir.
Türkiye Cumhuriyeti Kürtleri kültürel soykırıma uğratıp Türkleştirme amacına göre şekillenmiştir. Türk devletinin birinci amacı budur. Diğer amaçları da bundan sonra gelir. Bu gerçek görülmeden Türk devlet gerçeği anlaşılamaz. Toplumu bilinçli yanıltan devlet ve hükümet uzantılarını ve kuyrukçularını bir tarafa bırakırsak yanılgılı ve yanlış politika sahibi olunmasının nedeni bu gerçeğin anlaşılmamasıdır. Türk özel savaş devleti öyle bir psikolojik savaş yürütüyor ki, kimse bu gerçeği anlamasın. Türk devletinin bu konuda yetkinleştiğini de görmek gerekir. Türk devletinin şu anda uyguladığı özel savaş yöntemleri ve psikolojik savaş harekatlarını düşündüğümüzde aklımıza 5 Nolu zindan ve oradaki psikolojik savaş yöntemleri geliyor. Sadece Türk devletinin psikolojik harekatı değil, ona yanılgılı yaklaşanlar da aklımıza gelir.
5 Nolu’da kıran kırana süren bir direniş
12 Eylül darbesi olunca etkisi hemen zindanlara yansıdı. Gün gün, adım adım işkence yöntemleri arttırıldı, çeşitlendirilirdi. Zindanda bir baskı ve zulüm düzeni kurmak istedikleri anlaşılmıştı. Gazeteler Mamak Cezaevi’nde hangi yöntemlerin uygulandığını yansıtıyordu. Basına ilk yansıyan Mamak Cezaevi’ndeki uygulamalar olmuştu. PKK’li tutsaklar uygulamaları ve basından yansıyanları görünce bir direniş başlatma kararı alıyorlar. Bu yönlü önerilerini Kürt gruplarına ve Türk sol gruplarına iletiyorlar. O zaman en kitlesel olan Kürt gruplarının verdiği cevap şaşırtıcı ve ilginç oluyor. “Askeri darbe olmuştur, cezaevlerinde biraz disiplin kurarlar, bazı hakları kısıtlarlar, bunlar darbe ortamında olacak şeylerdir, birkaç yıl sonra giderler; sizin dediğiniz gibi çok şiddetli bir baskı yapmazlar, yaparlarsa dünyada teşhir olurlar. Bu nedenle bu dönemi bazı kısıtlamaları kabul ederek geçirmek gerekir” demişlerdir. Yani cuntanın bırakıp gideceği zamanı beklemek gerektiğini vaaz etmişlerdir. Cunta gidince yeniden faaliyetlerine bıraktıkları yerden devam edeceklerini sanan bir anlayış içinde oldukları görülmüştür. Bu nedenle daha baştan direniş önerisine karşı çıkmışlardır.
PKK’li tutsaklar baskılar ortamında direniş geliştirme kararı aldılar. Önce kısa süreli olsa da esas olarak 1981 Ocak ayının başında uzun süreli bir açılış greviyle baskılara karşı bir direniş gösterme kararı almışlardır. Böylece Diyarbakır 5 Nolu zindanında kıran kırana süren bir direniş gerçekleşmiştir.
Direniş sertleşince teslim olanlara yumuşak yaklaşmışlar. Direnişçilerin iradesini kırmak için teslim olanlara bir şey yapmayacaklarını, bazı kurallara uyulması durumunda her ihtiyaçlarının karşılanacağını söylemişlerdir. Direniş sürdüğü müddetçe direnmeyenlere yumuşak yaklaşmışlar, ihtiyaçlarını karşılamışlar, yemeklerini normal vermişlerdir. Direniş sürdüğü müddetçe aylarca bu politikayı uygulamışlardır. Ne zaman ki Mayıs ayının sonunda beş ay kıyasıya süren direniş bitince zindandaki politika derhal değişmiştir.
Direnişi erkenden bırakanlara işkence arttırılmıştır. Direnişin sürdüğü ortamda biraz rahat olanlar direniş bitince neye uğradığını şaşırmışlardır. Direnişi en son bırakanlara 15-20 gün karışmamışlar, sonra onlar da işkence düzeni altına alınmışlardır. Düne kadar direnildiği için işkenceye maruz kaldıklarını söylediklerine direniş bırakıldıktan sonra yoğun işkence altında irade kırma ve tam teslimiyet dayatılmıştır.
Dertleri Kürt ve Kürdistan değildir
AKP’nin şimdi izlediği politikaya ne kadar da benziyor. PKK’nin direndiği bugünkü ortamda bırakalım bu mücadelenin yanında olmayı, aksine bu direniş nedeniyle adımlar atılmıyor diyenlere yumuşak yaklaşılıyor; hatta televizyona çıkarılıyor, PKK aleyhine konuşturuluyor. Görüldüğü gibi 5 Nolu’da kurallara tam uymayan PKK’lilere karma koğuşlarda neden uymuyorsunuz, sizin yüzünüzden sıkıntı çekiyoruz diyenlerin bugün de benzerleri bulunmaktadır. AKP Hükümeti bugün bazı kesimlere yumuşak yaklaşıyorsa, onları televizyonda konuşturuyorsa bunun nedeni 5 Nolu zindanda olduğu gibi PKK’nin direnişini kırmaktır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin bugünkü direnişi kırıldığında tabii ki onlara müsamaha da gösterilmeyecektir. Direnişin bittiği ortamda öyle bir politika izleyecekler ki, bir daha Kürtler direnmesin, kimlik ve özgürlük talebinde bulunmasın! Bireysel hakların tanındığı söylenen yeni bir anayasa yapılıp Kürtler yeni koşullarda kültürel soykırım mezarlığına gömülecektir. 1930’larda bir gazetede yayımlanan “hayali Kürdistan burada meftundur” karikatürünün başka bir versiyonu çizilecektir. Hatta “1924 anayasasıyla başlattığımız tek ulus yaratma projemiz PKK’nin yenilgisiyle başarıya ulaşmıştır, artık birliğimizi, tek millet olmamızı kimse bozamayacak” diyeceklerdir.
Dün Diyarbakır’da ilk teslim olan grupların içten içe PKK yenilsin de eşitlenelim demesinin yerini şimdi AKP’nin silah bıraktırma konseptine katılanlar almıştır. PKK direnir de başarırsa onların işbirlikçi, hatta ihanetçi yüzleri gizlenemeyecektir. PKK’nin direnişi başarılı olursa tarihe olumsuzluklarıyla, bu direnişe karşı çıkmalarıyla anılacaklardır. Bu nedenle AKP politikalarının psikolojik savaşının parçası oluyorlar. Bu kesimlerin derdi Kürt ve Kürdistan değildir. Kürt tarihinin en büyük direnişinin kaybetmesi, Kürtlerin yok olması onların umurunda değildir. Onlardaki hasetlik, karın ağrısı o kadar ileri gitmiş ki, PKK’nin yenilgisini görmek her türlü duygularının önüne geçmiştir. Herhalde dünya işbirlikçilik ve ihanet tarihinde böyle bir durum görülmemiştir. Bu durum ve böyle kişilikler aslında zulmün, sömürgeciliğin tarih içinde yaptığı baskının ürünü oluyorlar. Zulmün büyüklüğünün, özel savaşın kirliliğinin, psikolojik savaşın çirkinliğinin zayıf Kürt kişiliğini getirdiği nokta bu oluyor.
‘Oh be özgürlük ne kadar güzelmiş’
Kürt işbirlikçiliğinin hasetliği herhalde incelemeye ve roman konusu yapılmaya değer. Bu hasetlik (kıskançlık) nedeniyle yıllarca büyük devrimci Kemal Pir’e ajan demişlerdir. Öyle ki Kemal Pir Lübnan’da olduğunda Filistinlilere bile Kemal Pir’in Türkiye’nin ajanı olduğunu söylemişlerdir. “Yaşamı uğruna ölecek kadar seviyorum” diyen, şahadete doğru giderken “oh be özgürlük ne kadar güzelmiş” diyen, daha 1982 yılında “Türk devletine öyle bir kazık çaktık ki -PKK’nin kuruluşunu kastederek- çıkarabilirlerse çıkarsınlar” diyen büyük devrimci Kemal Pir geçmişte kendisine ajan denilmesi içinde o kadar yer etmiş ki yaşamını verirken isim de zikrederek kendisine ajan diyenlerden hesap sorulmasını istemiştir. PKK, Kemal Pir’in direnişçi anısına bağlı kalarak mücadeleyi geliştirip bu tür sözler söyleyenlerden en büyük hesabı sormuştur. Onları isimleriyle, cisimleriyle tarihin çöp sepetine atmıştır.
Yeminli Apo ve PKK düşmanları içlerindeki bu hasetliği bir türlü bırakmıyorlar. PKK’nin Kürdistan’ı ellerinden aldığını düşünüyorlar. PKK’nin Kürdistan’ı Kürt ağalarının, beylerinin elinden almasına öfkeleniyorlar. Bugünkü karın ağrıları, kinleri bunadır. Şimdi de PKK’yi karalamak, PKK’ye küfretmek için her fırsatı kullanıyorlar. AKP’nin, daha doğrusu psikolojik savaş merkezlerinin kendilerine verdiği rolü yerine getirmeye çalışıyorlar.
Ancak çabaları boşunadır. PKK’nin arkasında öyle bir tarih var ki, Kürt Halk Önderinin vurguladığı gibi mitolojilerdeki zalim tanrılar bile inkar edemez. PKK’nin ilk çıkışında bir ahtı vardı, bir hedefi vardı: Boyun eğmiş Kürt’ten özgürlüğü için direnen Kürt yaratmaktı. PKK bugün bunu başarmıştır. Koşullar ne kadar zor olursa olsun özgürlüğü için direnen bir halk gerçeği yaratılmıştır. Böyle bir halk gerçekliği var oldukça Kürt halkı ulusal varlığını koruyacak ve özgürlüğünü kazanacaktır.
PKK’nin başlattığı özgürlük tarihi aynı zamanda zindan direniş tarihidir. Çünkü Türk devleti zindanları da Özgürlük Mücadelesini bastırmak için bir araç olarak kullanmaktadır. Dünya tarihinde hiçbir halkın yaşamında Kürtler kadar siyasi nedenlerle bu düzeyde cezaevine doldurulan bir halk yoktur. Sadece bu gerçek bile Türk devletinin Kürt halkına karşı yürüttüğü baskı ve zulüm politikalarını kanıtlar. Bu bile kimi iç ve dış çevreler tarafından görmezlikten geliniyor. (Êzîdîlerden özür dileyerek söylüyorum) Kuran’da dile getirildiği gibi dilsiz şeytanlık budur.
Zindan direnişinin tarihsel duruşu
Türk devletinin zulmüne karşı Kürt tutsaklar zindanda büyük bedeller ödeyerek direnmiştir. Birinci zindan direnişi Kemallerin, Hayrilerin, Mazlumların, Ferhatların, Akiflerin ve Ali Çiçeklerin başını çektiği zindan direnişidir. 12 Eylül darbesini boşa çıkarmada en büyük rolü oynuyor. Bugüne kadar yürütülen mücadelenin ruhu olan bu büyük direniştir.
İkinci büyük zindan direnişi İmralı zindan direnişidir. Kürt Halk Önderi 14 yıla yaklaşan bu zindan direnişi ve duruşuyla tüm Kürt halkına varlık ve özgürlük için nasıl bir duruş gösterilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. İmralı’daki direniş, PKK zindan direnişinin tüm özünü temsil etmektedir. İkinci zindan direnişi büyük sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Özgürlük ve demokrasi mücadelesi bugün sonuç alıcı noktaya gelmişse, bu mücadele bastırılamamışsa, bunda en büyük pay sahibi PKK’yi ve halkı direnişçi kılan, mücadelede kararlılık ortaya çıkaran Kürt Halk Önderidir.
Üçüncü büyük zindan direnişiyse demokratik siyaset alanının zindanlardaki direnişidir. Demokratik siyasetçiler zindanlara atılarak Kürt demokratik hareketinin iradesi kırılmak ve bölünme yaratılmak hedeflenmiştir. Ancak karşılarında direnen devrimci demokratları, radikal demokratları bulmuşlardır. Demokratik siyasetçiler bu direnişleriyle Kürt halkının direnişini kıramazsınız, halkın mücadelesi mutlaka kazanacaktır duruşunu göstermişlerdir. Öyle ki AKP Hükümeti daha şimdiden bu direniş karşısında yenilmiştir. Bu direniş AKP’nin gerçek yüzünü açığa çıkarıp siyasi olarak yenilgiye uğrattığı gibi, anadilde eğitimin gündemleşmesi açısından da tarihi bir rol oynamıştır. Anadilde savunma duruşu da üçüncü zindan direnişinin tarihsel duruşu olarak anılacaktır.
Kürdistan’da 90 yıldır bir siyasi soykırım politikası vardır. Ne zaman Kürtler uyansalar, bilinçli hale gelip örgütlenmeye girişseler derhal siyasi soykırım operasyonlarıyla karşılaşıyorlar. Her seferinde Kürt siyasetçiler ve bilinçli insanlar siyasi soykırım operasyonlarıyla tırpanlanıyor. Ama bu defa baltayı taşa vurmuşlardır. Çünkü günümüzde Kürt siyasetçileri ve bilinçli insanları tırpanlanmayacak kadar kitleselleşmişlerdir. Bu defa siyasi soykırım operasyonları ters tepecektir. Tırpanlananların yerini başkaları dolduracaktır. Bir yerine on Kürt insanı siyasi mücadele içine girecektir. Belki dün siyasi soykırım operasyonları yıldırma yaratıyordu, bugün ise Kürt toplumunda öfkeyi arttırmaktadır. Türk devleti bu öfke karşısında yenilgiye uğrayacaktır.
Üçüncü zindan direnişi de birinci ve ikinci zindan direnişleri gibi başarıya ulaşacaktır. Hatta birinci ve ikinci zindan direnişlerinin ortaya çıkardığı birikimi demokratik özerklik ve Kürt halkının özgürlüğüyle taçlandıracaktır. 14 Temmuz ruhunun bunu sağlatacak gücü bulunmaktadır.
MUSTAFA KARASU