Urfa’da 13 Kürt çocuğunun diri dir yanması, birçok cezaevinde isyanların çıkmasıyla birlikte Türkiye’de cezaevleri gerçeği bir daha gündeme geldi. Dünyanın birçok yerinde cezaevlerindekiler insanca muamele görmüyor; zorla terbiye edilmesi gereken suçlular olarak görülüyor. Vücutlarından cin çıkarılır gibi sopa ve zorla suçluluk ruhlarının çıkarılacağına inanılıyor. Bu, Osmanlı’dan bu yana Türk devlet geleneğinde de fazlasıyla vardır.
Türkiye cezaevleri her zaman zulüm ve işkence yerleri olmuştur. Gardiyanlar da kendilerini cehennem zebanileri gibi görmüşlerdir. Öyle ki insancıl duyguları taşıyanların gardiyan olduktan bir süre sonra içine yeni ruhlar giriyor. Onlar da zindandakinin zorla terbiye edileceğine inandırılıyor. Yoksa zindanlarda bir türlü ortadan kaldırılamayan bu zulüm geleneği nasıl açıklanır? Zaten ceza ve tevkif evleri genel müdürlüğünden başlayarak bu zihniyet zindanlara dalga dalga yayılır. Yumuşak ve güler yüzlü olanlar iyi gardiyan olarak görülmez; hatta tehlikeli görülür. Bu tür gardiyanlar zulüm politikasını boşa çıkaranlar olarak ele alınır ve daha çok getir götür işlerine verilir.
Türk devletinde zindan, Kürtler için zindan içinde birçok zindan haline getirilir. Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’ndeki işkencelerin Kürtlerin ruhuna kazınması bu nedenledir. Zindana düşmek ve bir de Kürt olmak ister siyasi ister adli nedenlerle olsun birkaç kat fazla zulüm görme anlamına gelir. Öte yandan her zaman cezaevlerinde ister siyasi ister adli olsun Kürtler çoğunlukta olmuştur. Özellikle son 50 yıl cezaevleri Kürtlerin ikinci mekanı olmuştur. Neredeyse siyasi ya da diğer nedenlerle cezaevlerinde üyesi yatmayan tek bir aile kalmamış gibidir.
Türk devleti yüz yıl boyunca Kürtleri zorla, şiddetle, işkenceyle iradesini kırıp, terbiye edip uysal topluluk haline getirmeyi hedeflemiştir. Bu zihniyet doğrudan zindanlara yansımıştır. Bu zihniyete göre Kürt’ün sırtından sopayı eksik etmeyeceksin. Kadınlar için sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin deyimi Kürtlerin sırtından sopayı eksik etmeyeceksin biçiminde uygulanmıştır.
Bugün nerede Kürt zindana atılmışsa o zindanlarda mutlaka işkence, kötü muamele ve hakaret vardır. Zaten Kürtlere hakaret etmek en kolay iştir. Üstün millet olma zihniyetiyle önüne gelen Kürtlere rahatlıkla hakaret etmektedir. Başbakan’ın rahatlıkla BDP’lilere hakaret etmesi de bu kültürden gelmektedir. Öyle ki Kürt’e hakaret ediliyorsa Kürt bunu normal karşılamalı, egemen millet olmanın hakkı olarak görmelidir.
Özellikle 1980’li yıllar sonrası cezaevlerinde Kürtlere yönelik baskı, zulüm ve işkence yeni boyutlara ulaşmıştır. Bu işkencelerin 5 Noludan sonra son bulduğu sanılmasın. Her ne kadar Diyarbakır’daki 5 Nolu zihniyet ve uygulama teşhir olmuşsa da bu uygulamalar farklı bir biçimde devam ediyor. Zaten artık geçmişi eleştirmek kolay olmuş. Sanılıyor ki geçmiş eleştirilince bugünkü zulüm uygulamalarının üstü örtülecek. AKP şimdi bu politikayı bir tarz haline getirmiştir. 1980 zindanlarını eleştir, ama zindanlarda şimdi farklı biçimlerde devlet terörü estir! 1990’lı yılları eleştir, ama şimdi siyasetçiler ve yurtsever Kürtler için 1990’lı yılları aratır bir zulüm düzeni uygula! Eski Kürt politikalarını eleştir, ama şimdi inkarcılığı ve kültürel soykırımı yeni koşullarda ve yeni biçimlerde sürdür! AKP eskiyi eleştirmeyi kendi kirli yüzünü gizlemenin yöntemi haline getirmiş. Ancak zindanlarda bu politika tutmadı ve patladı.
Türkiye’de zindanlarda Kürtlere eziyet yapılması artık rutin hale gelmiştir. Gerilla ne zaman bir eylem yapsa, asker ölse bunun acısını dört duvar arasındaki insanlardan çıkarıyorlar. Özellikle kadınlar ve çocuklar zindanlarda bu şovenist zihniyetin mağduru haline gelmişlerdir. Pozantı bir istisna değildir. Kürt çocuklarına her yerde yöntemleri farklı olsa da işkence, eziyet, kötü muamele ve hakaret yapılmaktadır. Türk şovenist zihniyetiyle zehirlenmiş insanlarda ahlak ve ölçü kalmıyor. Kürtlere eziyet etmekten zevk alıyorlar. Gerillalara öfkesini eli kolu bağlı kadın ve çocuklardan çıkarıyorlar.
Pozantı cezaevi sonrası Karataş ve Şakran cezaevleri geldi. Şimdi de bunlara Sincan eklenmiştir. Kürt çocukları ve kadınları şimdi bu şovenist zihniyetin hedefindedir. Hükümetin, Başbakan ve Bakanların faşist zihniyeti doğrudan polis ve gardiyanlara yansıyor. Başbakan ve Bakanları dinleyen polis ve gardiyanları Kürt gençlerine, çocuklarına ve kadınlarına zulüm yapmaktan kim alıkoyabilir. Türk polisi ve gardiyanı neden karşısında Kürt gördüğünde kırmızı şal görmüş boğa gibi saldırmaktadır? Bunun yaşanan savaşla bağlantısı kesin. Türk devleti savaşı zindandaki Kürtlere kadar uzatmıştır.
Şu anda Türkiye’deki siyasi tutsakların yüzde 95’i adli tutuklu ve mahkumların ise yüzde 75’i Kürt’tür. Nüfus oranına vurulduğunda cezaevlerinin esas olarak Kürtler için yapıldığı görülür. Türk devleti zindanları Kürtleri sindirme ve iradesiz kılma alanları olarak kullanıyor. Urfa cezaevi başta olmak üzere Çukurova cezaevlerindeki isyanlar Kürt çocukları ve gençlerinin isyanıdır. Bu gerçeklik bile Kürtlerin Türkiye içinde nasıl bir konumda olduklarını kanıtlamaktadır.
AKP sadece dağda, ovada, demokratik siyaset alanında Kürtlerin iradesini kırma politikası izlemiyor, cezaevleri dahil her alanda bu irade kırma politikasını yürütüyor. “Kürt kardeşlerim” lafı da bu politikaların üstünü örtmek için kullanılıyor.
Ancak Kürtler artık Pozantı’yı ya da başka Pozantıları unutabilir mi? Urfa’daki diri diri yakmaları unutabilir mi? Kürtler Roboski’yi unutabilir mi? Kürtler Güney Kürdistan’da, Kandil alanında arabada vurulan çoğu çocuk yedi kişilik aileyi unutabilir mi? Kürtler Karataş ve Şakran cezaevlerinde kadın tutsaklara yapılan taciz ve işkenceleri unutabilir mi? Kürtler kadın da olsa çocuk da olsa gereğini yaparız diyenleri unutabilir mi? Hala ezme ve tasfiyeden başka bir şey düşünmeyen AKP’den çözüm bekleyebilir mi? Zindanları Kürt siyasi tutsaklarla dolduran, bilinçli tüm Kürtleri zindanlara atmaya çalışan AKP’ye iyimser yaklaşabilir mi? Herhalde bazıları bunlar “Apo Kürt’ü”, “PKK Kürt’ü”dür düşüncesiyle bunları normal görebilir. Ama Kürtlerin vicdanı bunları normal görenleri de normal görmez.
Bugün nüfusa vurulduğunda dünyada siyasi ve siyasi olmayan tutuklular ve mahkumlar durumunda Kürtler rekor kırmaktadır. Bu gerçek değişmediği gibi, oranlar her gün artmaktadır. Avukat ve gazeteci tutuklular olarak da Kürtler rekoru elinde tutmaktadır. Bu Türkiye’ye kim değişmiş diyebilir? Değişen günümüz koşullarında toplu ölümlerin yapılması imkanı kalmadığı için hukuk faşizmi ve zindan seçeneğinin devreye sokulmasıdır. Bu konsepti görmemek, görüp de anlamamak aptallıktır. Bazıları bu gerçeği görmeyerek aptalları oynamaktadır.
Her nedense savaşta saldıran ve yok etmek isteyen taraf olan askerlerin ölümüne feryat edenler sıra sivil, savunmasız Kürtlerin ölümüne geldiğinde vicdan rahatlatıcı eleştiri yapmaktan öteye gitmiyorlar. Bu devlet gerilla, çocuk, genç, yaşlı, kadın ayırımı yapmadan Kürtleri öldürüyor. Tek amaç yıldırmak, irade kırıp teslim almaktır. Hangi onurlu Kürt bu iğrenç politikayı kabul edebilir?
Bu Hükümet her sıkıştığında ya da ağır bir saldırı yaptığında açılımdan vazgeçmedik diye beklenti yaratıp oyalama yapmakta; böylece bu çirkin politikalarını yeni gündemlerin yoğunluğu içinde unutturmakta ve esas politikasını yürütmeye devam etmektedir. Birazcık aklı ve Kürt olup da bunu anlamamak da aptallıktır.
Kemal Burkay ve İbrahim Güçlü gibi işbirlikçiliği, yardakçılığı, Hükümete şirin gözükmeyi, böylece televizyonlara çıkıp PKK ve Apo’ya küfretmeyi görev edinmiş yeminli Apo ve PKK düşmanları bu Hükümetin, bu devletin Kürtlere yaptıklarını normal görebilir. Ama onurlu Kürtler, Apo ve PKK düşmanlığını pazara sürmüş bu fosiller gibi yaklaşabilir mi?
Urfa cezaevinde, Antep cezaevinde, Çukurova’nın diğer cezaevlerinde siyasi bilinci zayıf olan Kürt gençleri ve çocukları bile AKP’nin bu irade kırma politikasına isyan etmişlerdir. Bugün Kürtlerin gerçek iradesi ve onuru cezaevlerinde temsil edilmektedir. Hangi işbirlikçi, hangi ruhunu satmış, hangi kendini bilmez cezaevlerinde yatan binlerce siyasi tutsağın iradesini ve duruşunu aşabilir? Onurlu duruş göstermeyenler, halkın mücadelesi önünde duranlar, tortu haline gelenler en başta da bu tutsakların önünde rüzgarda uçan kuru otlar gibi kayıplara karışırlar.
Kürt tutsaklar, en başta da zindandaki çocuklar ve kadınlar bizim onurumuzdur, namusumuzdur. Bunların duygularını anlamayanlar, bunların zulme isyanını göremeyenler hiçbir duyguya sahip olamazlar. Böyle kişiliklerin de özgürlük ve demokrasi mücadelesindeki iradeli ve onurlu duruşlar karşısında esamisi bile okunmayacaktır.