Sevgili arkadaşlar; hepinize tek tek mektuplar yazarak dışarıda olup-biteni size anlatmak istiyordum. Ama bakıyorum ki siz, cezaevlerinden yaptığınız haberler, röportajlarla bizi daha iyi bilgilendiriyor ve gazetecilik mesleğinizi orada da icra ediyorsunuz. Hem de öyle güzel haberler ve yazılar okuyoruz ki; inanın insan size imreniyor. Dışarıda bütün iletişim olanakları, ulaşılması kolay bilgiler varken, gerçeği çarpıtan AKP’nin yalaka ve yandaş gazetecileri utandıran haberleriniz, gazetecilik tarihinde önemli bir yer alacak. İletişim fakültelerinde ders olarak okutulacak. Filmlere konu olacak. Aynen 1990’larda satırlara, kurşunlara ve naylon iplere direnerek gazetelerine haber geçen, gazeteleri okurlarına duyuran o gazeteciler gibi.
Eskiden haberin en bereketli olduğu alan siyaset, yargı ve insan hakları alanıydı. Bu haberlerin mekanları ise siyasi partilerin kulisleri, adliyeler ve sokaktı. Bu alanlara kültür, ekonomi, kadın, eğitim vb alanlar da ekleyebiliriz. Ama siz cezaevlerinden yaptığınız haberlerle gazeteciliğin görev alanına/mekanına yeni bir alan daha kazandırmış oluyorsunuz. Zindan’dan yani “içerden” bildiriyorsunuz. Orada tutuklu kalan siyasetçilerin görüşlerini, hak ihlalleri yaşayan tutsakları, gazetecilerin gündeme ilişkin yorumlarını aktarıyorsunuz. Ankara’dan Amed’den bildiren gazeteciler gibi. Hem daha rahat hem daha özgürce. Zindan gazeteciliğinin ilk örneklerini Zeynep Kuray güzel haberleri ile bize duyurdu. Daha sonra Kenan Kırkaya, Çağdaş Kaplan, Ömer Çelik, İsmail Yıldız, Nuri Fırat, Cengiz Kapmaz ve diğerleri... Bedri Adanır, Kadri Kaya, Erdoğan Altan ve diğer birçok meslektaşımız da yazdıkları güzel yazıları ile bizi bilgilendirdiler. İçerden haberin değerini bilen, doğru ve gerçeğe ulaşmak için o kıt olanakları değerlendiren siz gazeteciler meslekleğe bağlılığın en güzel örneklerini veriyorsunuz..
Evet o gazeteciler, sabaha karşı evlerinden, gazete binalarından ve bürolarından polis zoru ile alınıp, tutuklandılar. Polisler geldiklerinde onlar ya haber yazıyorlarda ya da hangi haberleri yapacaklarını düşünüyorlardı. Kaçıp gizlenme ihtiyacı duymadılar. Operasyon olurken “arkadaşlarımızı alarak bizi susturacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz gece gündüz çalışarak sizin kirli yüzünüzü ortaya koyacağız!” haykırışı gazetecikırım operasyonunu zaten yerle bir etmişti. Polis yine bir şafak vakti gazetecileri tutuklamak için adli tıpa ve savcılığa götürürken Mazlumların gülüşleri ve zafer işaretli parmakları görüntüleniyordu. O kareler operasyonu iyice manasızlaştırıyordu. Sonra ertesi gün Nilgün’ün yine bir şafak vakti “Özgür Basın Susturulamaz!” sloganı o zafer işaretleri ile birleşti. Gazetecilerin daha da cesaretli olmasını gerektiriyordu bu durum. Sonra o gazeteciler cezaevlerine gönderildiler. Farklı mekanlarda olsalar da gazetecilik için biraraya gelip gündem toplantıları yaptıklarını, haber yazımına başlayacaklarını gelen ilk bilgilerle öğreniyorduk. Hepinizin moralinin iyi olduğunun haberini alıyoruz. Zaten baktık ki siz cezaevlerini/zindanları birer haber alanına çevirdiniz. Sizden gelen haberler böyle. Biz ilgi ve sorumlulukla yazdıklarınızı okuyoruz. Ve umarım hepiniz en kısa sürede mesleğinizi icra edeceğiniz daha özgür alanlara kavuşursunuz.
Şimdi size “dışardaki zindanda” olup bitenleri kısaca özetleyeyim. ABD ve Türkiye bizim ROJ Tv’yi susturmak için aynen 1999 yılındaki politikiları devreye sokmuş durumda. Biz de inatla halkın sesini ve siz gazetecilerin haberlerini izleyicilerimize ulaştırma çabasında ısrar ediyoruz. Avrupa’da sürgünde yaşayan Kürtler, aydını, yazarı, sanatçısı ve siyasetçisi ile Cenevre’den Strasburg’a yürüyor. Kürtlerin seslerini dünyaya duyurmak için. Halkımız bütün tutuklama ve baskılara rağmen kadınların öncülüğünde sokakları terk etmiyor. Zaten Şubat ve Mart ayının doğal serhildan ayı olduğunu biliyorsunuz. Buna ek olarak Kürtlerin büyük bir serhildan hazırlığı yaptığını da heryerde Güney’de, Batı’da yapılan toplantılardan rahatlıkla anlıyoruz. Cezaevlerinde de büyük bir direniş var. Sonuçları yakın zamanda ortaya çıkacak.
Bir de malum bazı siyasi korucuları devreye sokmuş AKP. 40 yıldır sürgünde olduğunu sanan bir siyasetçi şimdilerde kanal kanal gezip AKP’nin demokrasisini anlatıyor. Onun gibi başka birkaç tane daha var. AKP ihtiyaç duyunca konuşan o tipler. Ha bir de dağlarımız kar altında olsa da bahar geliyormuş... Badem ağaçlarının çiçekleneceği, meşelerin göğereceği, mantarların taze otlar arasında biteceği, taze ekmek kokusunun yayılıp, patikaların uzayıp gideceği, pınarlarımızın hiç kesilmeden akacağı o dağlarımıza bahar geliyor. Öyle diyorlar. Selam ediyorlar, hepinize... Ben de selam ediyorum ve gurur duyuyorum sizin meslektaşınız olmakla...
Zindandaki gazetecilere mektubumdur