AKP Grup Başkan Vekili İlknur İnceöz şöyle dedi:
“PKK’nın kökü kazınacaktır. Dağda olsun, şehirde olsun, kamuda olsun fark etmiyor. Nasıl ki FETÖ terör örgütüyle bağı olanları kamu kurumlarından ayıkladık, ayıklıyoruz; PKK destekçilerini de aynı akıbetin beklediğini herkesin bilmesini istiyoruz."
Öteki haber de şöyle:
“Hükümet, PKK ile ilişkisi olduğu gerekçesiyle 14 bin öğretmeni açığa almaya hazırlanıyor.”
Daha sonra, tıpkı 1915 yılından sonra Ermenilerin ve 1957 yılının 6-7 Eylül’ünden sonra da tüm Rumların devlet ve kamudan tasfiye edilmeleri gibi, şimdi de, Kürtlere sıra gelmiş bulunuyor.
Gelin bunun anlamı hakkında birkaç söz söyleyelim:
Şu anda “darbeci” Erdoğan rejimi, HDP’yi TBMM’den tasfiye etmek üzere harekete geçti. HDP Eşbaşkanları da içinde ona yakın vekil hakkında “zorla” mahkemeye getirme kararı alındı.
Kürdistan nüfusunun çoğunluğu Türkiye Cumhuriyeti’nin parlamentosundan dışlanacak.
Aynı zamanda, Kürdistan’ın seçilmiş yerel yönetimleri, Belediyeler de “kayyım”ların eliyle tasfiye edilecek ve belediyelerin mülklerine el konacak.
Kürdistan nüfusunun çoğunluğu, yerel yönetimlerden de dışlanacak.
Yazımızın başında ifade ettiğimiz gibi, Kürt devlete ve kamuya ait işyerlerinden de tasfiye edilecek.
TC’nin parlamentosundan, Belediyelerden devlet-kamu kurum ve işletmelerinden, dışlanmanın anlamı açık: TC “etnik temizlik” sürecini derinleştirme ve sonuçlandırma kararı almıştır.
Ancak bu kararı alanlar, bu işin FETÖ işine benzemediğini kafacıklarının bir kenarına yazmalı. Gülen cemaati devlet içinde örgütlenmiş olan ve oy oranı Türkiye çapında yüzde biri bile bulmayan bir cemaattir. Kürtleri temsil eden HDP ise Türkiye’de yüzde onbeşe yakın oyla TBMM’nin üçüncü partisidir ve bu parti Kürdistan’da Kürtlerin çoğunlukta olduğu bütün kentlerde yüzde doksanlara varan oy oranıyla birinci partidir.
HDP’yi TBMM’den, DBP’yi Belediyelerden, Kürt emekçilerini de devlet ve kamu kurum ve işletmelerinden tasfiye etmeye kalkıştın mıydı, APO’cu programın can damarını kesmiş olursun; “Ortak Vatan, Ortak Bayrak, Ortak Dil” havaya uçar; “demokratik özerk bölgelerin toplamından ve demokratik ulusun çeşitlilik içinde birliğinden, ortak toprağı bütün, demokratik ulusu bölünmez, sınırlarına dokunulmaz Demokratik Cumhuriyet” programından Kürtleri vazgeçmeye mecbur edersin.
Merkezi parlamentosunda ve yerel yönetimlerde temsil edilmeyen, devlet-kamu kurum ve işletmelerinde çalışamayan Kürtler böyle bir “vatanı” neden “ortak vatan” olarak düşünsün? AKP ve Saray rejimi, bu üç alandaki tasfiye sürecinde birkaç adım daha attığında, Türkiye’yi “bölünme” eşiğine getirmiş olur ve bu “bölünmeyi” önlemek için atılacak her adım da Türkiye’nin bütününde, nerede Kürtlerle Türkler birlikte yaşıyorsa oralarda “iç savaş”a sebep olur.
Ve eğer, birlikte yaşama programının mimarı Abdullah Öcalan’ın üstündeki tecrit kaldırılmaz ve Kürt halkı ile onun dostları PKK Önderi’nin hayatta olduğundan büyük bir kuşkuya kapılırsa, TBMM’den, Yerel Yönetimlerden dışlanan ve devlet-kamu kurum ve işletmelerinde, kutsal emekleri karşılığında ekmek yiyemeyen Kürdistan halkının öfkesi, Fırat’ı aşar, tüm Türkiye bu öfke seli altında boğulur gider.
Bir tarafta Türkiye’yi böyle bir öfke selinden, kardeş kavgasından koruyacak olan APO’cu “birlikte yaşama” programı, öte tarafta ise Türkiye’yi mahva sürükleyecek olan Erdoğan’ın “tek başına yaşama” programı karşı karşıya gelmiştir.
Bu durumda, Amed’de hayatlarını ortaya koyarak, PKK önderinden “haber” talep eden 50 “grevci”ye vatanını ve milletini seven her Türk kendi geleceği için destek vermelidir.
Onların eylemi, herkes için büyük bir alarmdır.
Öcalan’ın bir eli Edirne’de, öteki eli Hakkari’dedir; Türkiye’yi birleştirecek program, irade, niyet ve ahlak ondadır. Ama o zindandadır. Tecrit işkencesi altındadır. Hayatından endişe duyulmaktadır.
Bir de Saray’dakine bakın…
Namluyu Kürdistan’a çevirmiş, dipçiğini kendi ordusuna, kendi yargısına, kendi meclisine ve hatta kendi partisine indiriyor…
Bu resim Türk ve Kürt halklarının kaderi değildir, olmamalıdır.