4 Aralık 1994’te Özgür Ülke gazetesi bombalandı. Çok sayıda arkadaşımız yaralandı. Ersin Yıldız da yaşamını yitirdi. Ancak Özgür Ülke gazetesi ertesi gün çıktı. Ve yine o Özgür Ülke gazetesindeki arkadaşlarımız o bombalamanın sorumlusu olan ve emri veren dönemin başbakanı Tansu Çiller’in imzasını taşıyan “GİZLİ BELGE”yi ortaya çıkardı. Bu büyük bir onurdu. Ve bu onur Özgür Basın geleneğini sürdürenlerindi. Çünkü, baskıcı ve totaliter bir rejime karşı doğru gazetecilik yapılarak çok güzel yanıt veriliyordu.
Aralıklarla sistemli baskı politikaları işletildi. 1990’larda asker-siyaset-aşiret çeteleriydi bunu yapanlar. JİTEM’di, kontra yapılanmalardı ama hepsi devlet orjinliydi. Onları da Özgür Basın Geleneği başarılı gazetecilik örnekleri ile ortaya çıkardı. Tabii ki bu gazetecilik “yandaş, yağcı ve iktidardan “taraf” gazetecilik değildi. Bunun da bir bedeli vardı. Bunun için de 2011 yılındaki büyük tutuklama furyasında da yine onlarca gazeteci arkadaşımız tutuklandı. Bu operasyonları tertipleyenleri, siyasetçileri, gazetecileri tutuklayanları çok iyi biliyoruz. Biz bu gerçeğin izini sürüyoruz. Kuşkusuz bunun da belgelerini bulup çıkaracağız. Bu tutuklamayı hengi cemaatin çetesi, hangi siyaset ve polis işbirlikçiliği yapmış ortaya dökeceğiz. Çünkü bu geleneğin hangi karakterde olduğunu tarih çok güzel tanımlıyor. İster, “haklılık ve mazlum” olmak üzerinden, isterseniz” ödenmesi gereken bedellerin ölçüsü” isterseniz “tarihin hesaplaşması” olarak bakın meseleye, hiçbir şey değişmeyecektir. Çünkü Özgür Basın geleneği kesinlikle bu AKP-Fethullah-Ergenekon çetelerinin polis-savcı tertibi ile yapılan pisliği ortaya çıkaracaktır. Ben buradan tutuklu gazeteci arkadaşlarıma böylesi bir müjdeyi vereyim. Özgür Gündem, Özgür Ülke, Azadiya Welat, Dicle Haber Ajansı nasıl ki tarihi gerçekleri ortaya çıkardıysa, belgelediyse JİTEM’i, kontrgerillayı, Tansu Çiller’in “gizli belgesi”ni; Pozantı’daki vahşeti ve diğerlerini.. Şimdi de özgür basın geleneğinimiz Siyasi soykırım operasyonlarını tertipleyenleri, Kürt kurumlarını işlevsizleştirmeyi amaçlayanları ortaya çıkaracaktır. Hangi cemaatin çetesi hangi hükümetin organizasyonu olduğunu herkese duyuracaktır.
Evet, KCK Davaları olarak tanımlanan ama Kürtlerin haklı olarak “siyasi soykırım davaları” olarak nitelendirdiği bu davalarda 100’e yakın gazeteci arkadaşımız tutuklandı. Bu rakam Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nin saptamasına göre 18 Aralık 2012 tarihi itibariyle Türkiye cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü gazeteci sayısı 74. Bu gazetecilerden 11 imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü. Diğeri de muhabir, editör... Birçoğumuz da bu davada “firari sanık” olarak aranıyoruz. Ben de bu davada “firari sanık” olarak aranıyorum. Zaten bu arkadaşlarımla aynı davada yer almasam kendimden şüphe ederdim. Evet, biz birlikte birçok gazetede, ajansta çalıştık. Ben bu tutuklu gazetecilerin çoğunu tanıyorum.
Birçoğu ile birlikte ya Gündem gazetesinin ardıl gazetelerinde, Dicle Haber Ajansı gibi kurumlarda birlikte çalıştık. Ya da aynı kentte, komşu kurumlarda aynı haberleri izledik. Çok güzel hatıralarımız oldu. Zor koşullarda büyük özveri fedarlıkları vardı. Birlikte çalıştığımız dönemlerde gazetenin çıkması, dağıtılması için emek ve çabalarını hiç azaltmadılar. Çünkü sıradan bir gazetede çalışmıyorduk. Bunun farkındaydılar. Bizden önceki arkadaşlarımız çok ağır bedeller ödemişti. Ferhat Tepe, Hafız Akdemir, Hüseyin Deniz, Ersin Yıldız ve daha birçok arkadaşımız ya telle boğulmuş, ya da kafasına birer kontra kurşunuyla ya da gazete binasının altına konulan bombaların patlamasıyla yaşamını yitirmişti.
Zindana giren arkadaşlarımız da ödemesi gereken bedeli biliyor... Abdullah Çetin, Ahmet Birsin, Ali Konar, Ayşe Oyman, Aziz Tekin, Bahar Kurt, Bayram Namaz, Bayram Parlak, Cengiz Doğan, Cengiz Kapmaz, Cihan Deniz Zarakolu, Çağdaş Kaplan, Davut Uçar, Deniz Kılıç, Deniz Kısmetli, Dilşah Ercan, Dilek Demiral, Erdal Süsem, Erol Zavar, Ertuş Bozkurt, Fatih Özgür Aydın, Artı İvme Dergisi, Fatma Koçak, Faysal Tunç, Ferhat Arslan, Ferhat Çiftçi, Füsun Erdoğan, Hamit Duman (Dilbahar), Hasan Özgüneş, Hatice Duman, Hüseyin Deniz, İsmail Yıldız, Kamuran Sunbat, Kenan Karavil, Kenan Kırkaya, Mazlum Özdemir, Mazlum Sezer, Mehmet Emin Yıldırım, Mehmet Yeşiltepe, Murat İlhan, Musa Kurt, Mustafa Gök, Nahide Ermiş, Nevin Erdemir, Nilgün Yıldız, Nurettin Fırat, Nuri Yeşil, Ömer Çelik, Ömer Çiftçi, Ömer Faruk Çalışkan,Özlem Ağuş, Pervin Yerlikaya, Ramazan Pekgöz, Sadık Topaloğlu, Sadiye Eser, Sebahattin Sumeli, Selahattin Aslan, Semiha Alankuş, Sevcan Atak, Seyithan Akyüz, Sibel Güler, Sinan Aygül, Sultan Şaman, Şahabettin Demir, Şükrü Sak, Tayyip Temel, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Zeynep Kuray, Zeynep Kuriş, Ziya Çiçekçi, Zuhal Tekiner’e tek tek selamlarımı ileteyim. Dışarıdaki birçok gazeteci arkadaşımızın, dostlarımızın da selamlarına aracılık edeyim...
Evet, zindanda o kadar çok arkadaşımız var ki! Birlikte çalıştığımız gazeteci arkadaşlarımız, demeç aldığımız, sohbet ettiğimiz siyasetçiler. Bize haber veren insan hakları savunucuları. Emeklerini savunan sendikacılar. O kadar çoklar ki... İsimleri her geçtiğinde haberlerde insanın yüreği burkuluyor. Daha fazla çalışıp daha çabuk özgür olmalarını sağlamalıyız arkadaşlarımızın. Öyle yapıyoruz. Ama daha fazlasını da yapacağız!..
Zindanlardaki gazetecilere müjde!..
Özgür Basın Geleneği 1990’lardan itibaren 40’a yakın yazar, muhabir, editör ve dağımtıcısını binlerce de okurunu yitirdi. Kontra güçler silahlarla, satırlarla, tellerle arkadaşlarımızı katletti. Ama Kürt illerinde devam eden ve üzeri örtülmek istenen savaş gerçeğini ortaya çıkarmayı başardılar. Yakılan köyler, katledilen insanlar ve uygulanan o zulümü belgelediler. Bunu da çok güzel gazetecilik yaparak başardılar.