Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasında bugün yeni bir zirve yapılıyor. Brüksel'deki zirvenin amacı Türkiye'nin AB'nin sınır bekçiliğini başarılı bir şekilde yapıp yapmadığını ölçmek. Çıkacak sonuç Türkiye ile ilişkilerin seyrini ve anlaşmanın devam edip etmeyeceğini belirleyecek. 

Bugünkü zirveden çıkacak sonuç, hem Almanya Başbakanı Angela Merkel hem de AB'nin siyasi geleceği açısından büyük önem taşıyor. Türkiye ile yapılan anlaşmanın mimarı Merkel, 13 Mart’ta üç eyalette yapılacak seçimler öncesinde, zirveden somut sonuçlar almayı ve izlediği politikaya desteği arttırmayı hedefliyor. 

Merkel, Ankara ile bu yakın işbirliği kapsamında, AKP'ye 3 milyar Euro'luk rüşvet verilmesi, Türkiye’nin tam üyelik sürecinin yeniden canlandırılması, uzun vadede ise vize kolaylığı sağlanması için düğmeye basmıştı. Bunun karşılığında Türkiye’den sözlerini tutarak mültecileri engellemesini isteyen Merkel kritik kararların arifesinde. Merkel'in beklentilerinin karşılanmaması halinde AB adına anlaşmayı bozabileceği belirtiliyor. 


Pazarlığı Davutoğlu yürütüyor

Bu kararda belirleyici olacak en önemli kıstas ise Türkiye üzerinden Avrupa’ya gelen mülteci sayısında ciddi bir azalma olup olmayacağı. Bugünkü zirvede AB yetkilileri ve Merkel, Türk Başbakan Ahmet Davutoğlu ile bu konuyu masaya yatıracak. 


18 mülteci boğularak can verdi

AB ile Türkiye kirli pazarlıklarını sürdürürken, savaştan kaçan mülteciler ise Avrupa yolunda can vermeye devam ediyor. Balkan ülkelerinin sınırlarını kapatması nedeniyle Türkiye üzerinden AB ülkelerine ulaşmaya çalışan mülteciler Ege Denizi'nde boğularak can veriyor. Zirveden sadece bir gün önce üçü çocuk en az 18 mülteci Didim açıklarında tekneleri batınca soğuk sulara gömüldü. Türkiye ile AB'nin insan odaklı olmayan politikaları nedeniyle Ege ve Akdeniz mülteciler mezarına dönmüş durumda. Geçen yıl denizlerde 4 bine yakın mülteci boğularak can verdi. Ancak bu rakamın daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.


Ölümlerin sorumlusu AB ve Türkiye

Ülkelerindeki savaş ve yoksulluktan kaçan insanların yaşadığı bu trajediden AB ile Türk devleti de birinci derecede sorumlu. Savaş bölgelerine yasalarına aykırı olarak silah satmaya devam ederek çatışmaları derinleştiren Almanya başta olmak üzere AB ülkeleri, evlerini başlarını yıktıkları mültecileri topraklarına almamak için ise elinden geleni ardına koymuyor. Schengen'i askıya alarak sınırlarında kontrollerini artıran, sınır dışıları hızlandırma kararı alan AB ülkeleri sırf mültecileri topraklarında tutsun diye Türk devletine siyasi tavizler ile rüşvet vermeye devam ediyor. 


Türkiye'ye siyasi taviz veriliyor

AB ülkeleri mültecileri topraklarında tutması karşılığında Erdoğan ile güdümündeki AKP Hükümeti'nin Kürtlere yönelik saldırıları ile katliamlarını da görmezden geliyor. AB'nin bu siyaseti maalesef, insan haklarını öncelemesi gereken uluslar arası kuruluşlara da sirayet etmiş durumda. Örneğin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) aylarca süren sokağa çıkma yasakları, abluka ile sivillerin bodrumlarda yakılarak katledilmesine karşı yapılan başvurulara karşı henüz AKP Hükümeti'ni engelleyici bir karar almış değil. Birleşmiş Milletler'e bağlı UNESCO da abluka ve bombardıman altındaki Sur’daki tarihi yapılar için yapılan çağrılara sessiz kaldı. AB'nin AKP Hükümeti'ne yönelik yoğun eleştirilerin olduğu son İlerleme Raporu'nu da Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talebiyle AKP lehine kasım ayındaki seçim sonrasına bırakıldığı ortaya çıkmıştı.


Anlaşma tepki çekiyor

AB'nin giderek daha fazla otoriterleşen ve Suriye'deki savaşı güdümündeki çete örgütler eliyle körükleyen AKP Hükümeti'yle yaptığı anlaşma ise Almanya'daki muhalefet partileri ile sivil toplum örgütleri tarafından tepkiyle karşılanıyor. Sol Parti milletvekilleri Merkel'i eleştirerek, Türkiye'ye verilen tavizler ile satılan silahların Kürt illerinde sivillerin ölümüne yol açtığını belirtiyor. Sol Parti milletvekilleri ayrıca "Mülteci istenmiyorsa en gerçekçi ve etkili çözüm savaş bölgelerine silah satılmaması. Yapılması gereken siyasi çözümü ve barışı teşvik etmek. Zira savaşlar sona ermediği sürece bu insanlar ölüm yolculuğuna çıkmaya devam edecekler" diyor. 


 HABER MERKEZİ