Nuriye ve Semih’in direnişi sürüyor. İki eğitim emekçisinin eylemleri gün sayılacak aşamayı çoktan geçti. Tabipler Nuriye ve Semih’in ölümcül eşiği aştığını açıkladı. Tutsak eğitimcilerden gelen son haberler ikisinin açlıkla direnirken ciddi sağlık sorunlarıyla da mücadele ettikleri yönünde. Geçen hafta Nuriye avukat görüşüne gelememişti. Semih’in de yürümekte zorlandığını biliyoruz. Adalet bakanlığı koltuğunda bir hödüğün içişleri bakanlığı koltuğunda bir gestapo bozmasının oturduğu ülkede öğrencileri ile birlikte olmak isteyen Nuriye ve Semih ölümüne direniyor.
Peş peşe yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) hiçbir gerekçe göstermeden yüzbinlerce insanı açlığa mahkum eden iktidar ise adım adım faşizmi inşa ediyor. Bu grubun içerisinde Eğitim-Sen’li eğitimciler ile Barış Bildirisi’ni imzalayan akademisyenler özel bir yer tutuyor. Erdoğan halklara dayattığı faşizmin önünde ciddi bir engel olarak görüyor bu grupları. Bilimsel eğitimi temsil eden her şeyi yok etmekte kararlı. Evrim teorisini hedefe alıyor, bilimsel düşünce ve metodolojiyi müfredattan çıkarıyor. Nuriye ve Semih’i açlığa mahkum ediyor.
Hırsız Erdoğan’ın faşizmi bunların yerine okullara mescit kurulmasını zorunlu hale getiriyor. Eğitimde Darwin dışarı mescit içeri dönemi başlıyor. Faşizm büyük kalabalıkları manipüle ederken dini araçsallaştırır. İçini boşaltır. Sanki din sadece kendi iktidarını kutsamak için varmış gibi davranır. İnsanı devleti yaşatmak için yaşatan Türk devlet geleneğinin temel saiki da budur. Her okula biri kadınlar biri erkekler için iki mescit ve abdesthane açılması kararı Erdoğan faşizminin kurumsallaşma çabasının ne denli pervasızlaştığını gösteriyor.
Bir süre sonra Erdoğan’ın Mısır’da faaliyet yürüten Müslüman Kardeşler’den apardığı rabia işareti yazılacak bir marş eşliğinde öğrencilere zorunlu hale getirilmesi kimseyi şaşırtmasın. Faşist liderlerin kendilerini selamlamada kullanılmak üzere belli hareketleri zorunlu hale getirmesi yaygın bir yöntemdir.
İtalyan faşist lider Mussolini Roma imparatorluğunda Sezar’ı karşılarken ve selamlarken kullanılan, öne doğru tam açılmış kolu yukarı tutarak verilen selamdan esinlenerek bu selamı kendine uyarladı. Ardından Nazi propagandacıları bu selamı Hitler’e uyarladılar. Bugünlerde de hurda diktatör Erdoğan rabia işaretini kendi iktidarının sembolüne dönüştürüyor. Kitleleri bu selamla karşılıyor onlardan da aynı selamı bekliyor. AKP’li bindirilmiş kıtalar Erdoğan’ı selamlarken de Erdoğan muhaliflerine saldırırken de aynı selamı kullanıyorlar.
Dikkat edin düne kadar kitleleri “Allah’ın selamı” ile karşılayan Erdoğan bugün kendi selamını inşa ediyor.
Düzce’nin AKP’li belediyesi şehrin orta yerine rabia işaretinin heykelini dikmiş. Heykel adı altında dikilen nesnenin sanatsal, estetik kaygılardan uzaklığı bunu yapan yaklaşımın faşizme olan yakınlığının düzeyini gösterir nitelikte. Faşizmin sembollerini şehirlere serpiştirmesi de AKP’nin buluşu değil. Hem Mussolini hem de Hitler iktidarları boyunca faşizmlerini unutturmayacak derecede estetikten yoksun kütleleri “heykel” adı altında şehirlere serpiştirdiler. Bu “heykeller” iktidarın acımasızlığını temsil ediyor Vkorkuyu daim kılmayı hedefliyordu.
Yine belli formlarda marşlarla kitleleri ajite etmek faşizmin yöntemlerinden biridir. Erdoğan’ın seçim kampanyalarında kullandığı “Dombra” isimli marşın daha sonra TRT’de yayınlanan ve Erdoğan ruhsatlı Ertuğrul Gazi’nin konu edildiği ucube dizinin müziği yapılması da bunun bir parçası.
Hitler kendisine ve ideolojisine bağlılığın gösterilmesi konusunda bu selamı kullanmayı en çok abartan diktatörlerden biriydi. Öyle ki sadece Nazi Partisi mensupları, askerler ve SS’ler değil sivil hakta birbirini bu selamlar karşılıyordu.
Bugün bu selamı kullanan milyonlarca insandan hiç biri hatırlanmıyor. Kullananların yaşayan akrabaları onlardan utanıyorlar onlar da hatırlamak istemiyor. Ancak Alman tarihinde öyle bir isim var ki onun bu selamı vermeyi reddedişi bugün de zorbalara karşı duruşun sembolü olarak hala hatırlanıyor.
August Landmesser iş bulabilmek amacı ile 1931’de Alman Nasyonal Sosyalist Partisi’ne üye olan bir işçidir. İş de bulur. Hamburg limanında çalışmaya başlar. 13 Haziran 1936’da Hamburg’da, Horst Wessel adlı savaş gemisinin denize indirilme töreni aslında Hitler’in bir gövde gösterisidir. Limanda toplanan binlerce kişi sağ kollarını gergin bir biçimde öne ve yukarı doğru uzatarak sloganlar eşliğinde Hitler’i selamlamaktadır. Törenden çok sonra tören sırasında çekilen fotoğraflarda bir kişinin bu kitlesel faşizmi kutsama ayinine katılmadığı dikkat çeker. Elleri havada bağıran kalabalığın içinde kollarını kavuşturmuş biçimde objektiflere yansıyan görüntüsüyle geleceğe selam veren, o sıralarda bir tersanede işçi olarak çalışan, 26 yaşındaki August Landmesser’dir.
Yahudi olan karısına yapılanları protesto etmektedir. Yalnızdır. Ancak çok haklıdır.
Tarih zorbalar ve onların sembollerinin çöplüğüdür. Tüm iktidarını kalkınma ve sahte bir refahla ambalajlayan Erdoğan’ın aç ve çok haklı bir avuç insan karşısında o çöplükteki yerini alması kaçınılmazdır.