
1. bölüm
‘21. yüzyıl dünyasında zorla evlilik var mı?’ sorusuna verilebilecek cevap maalesef ‘evet’tir. Almanya’da zorla evlilik oranı beklenilenden daha yüksek. Almanya’nın Bielefeld kentinde zorla evliliğe karşı çalışma yürüten Genç Kadın Sığınma Evi’nin (Mädchenhaus) önemli ve bir o kadar da çarpıcı sonuçlar elde eden çalışmaları var. Çalışmalarına ilişkin kurumun görevlileri ile görüştük. Yaptığımız bu görüşme kurum çalışanlarının güvenliği nedeniyle gizlilik kuralları çerçevesinde gerçekleşti. Kurum, kız çocuklarının, genç kadınlarının, erkeklerin hatta eşcinsellerin zorla evlendirilmemeleri için yardımcı oluyorlar. Bu ise özellikle aileleri rahatsız edebiliyor.
Bu nedenlerle görüşmede fotoğraf ve isimlere yer verilmedi. Altını çizerek “Bizim amacımız kızları ailelerinden koparmak değil onları kendi hakları konusunda bilgilendirmek ve zorla evlilikten korumak” diyen kurum yetkilileri, zaman zaman zor durumlarla karşılaştıklarını da belirtiyor.
6 dilde danışmanlık hizmeti
Genç Kadın Sığınma Evi, 25 yıldan beri hizmet veren bir kurum. Kurum, zor durumda veya tehdit altındaki genç kadınlara bilgi veriyor ve destek sunuyor. Kurum bünyesinde 5 yıldan beri ‘Zorla Evliliğe Hayır’ kapsamında proje çalışması yürütülüyor. Almanca, Kürtçe, Türkçe, Arapça, İngilizce ve Arnavutça dillerinde hizmet verdiklerini, okullarda yılda ortalama 40’a varan bilgilendirme toplantıları düzenlediklerini ve feminist bir kurum olduklarını söyleyen çalışanlar, amaçlarını şöyle açıklıyor: “Genç Kadın Sığınma Evi olarak bizim amacımız zorla evliliğe karşı uzman danışmanlık merkezimizle kız çocuklarını, genç kadınları, eşcinselleri ve erkekleri zorla evliliğe ilişkin konularda bilgilendirmek ve gerektiğinde onlara destek olarak koruma altına almaktır. Kurumumuz değişik alanlarda çalışma yürütmektedir. Bunlardan ilki danışmanlık merkezimizdir. İnternet üzeri, telefon üzeri, birebir görüşmelerle danışmanlık hizmeti sunuluyor. Toplantılar, seminerler veriyoruz. Burada akla gelen tüm sorunlarda kadınlara yardımcı oluyoruz. İkinci hizmetimiz sığınma evimizdir. Burası adresi anonim olan bir ev. Zor durumda olan kız çocuklara ve genç kadınlara (12- 21 yaş arası) geçici konaklama konusunda yardımcı olunuyor. Üçüncü olarak ise zorla evliliğe karşı çalışma yürüten bizim projemiz var. Projemiz, bakanlık tarafından finanse edilmektedir. Bu bölümde toplam 4 arkadaş çalışıyoruz. Bunlardan üçü diplomalı pedagog ve biri de sosyal pedagogdur. Ayrıca ilticacı olarak ailesiz gelen kadınlara da barınma konusunda yardımcı oluyoruz.”
Araştırmanın istatistik sonucu
5 yılda 900 vaka için danışmanlık hizmeti sunduklarını ve oldukça önemli sonuçlara ulaştıklarını söyleyen kurum yetkilileri, her yıl zorla evlilik oranlarında artışın olduğunu belirtiyor. Yaptıkları araştırmaların ulaştığı istatistiki sonuçları ise şöyle özetliyorlar: “İlk başladığımız yıllarda zorla evlilik oranları o kadar yüksek değildi. İlk yıllarla şimdiki oranlar arasında yarı yarıya bir artışın olduğunu söyleyebiliriz. 5 yılda 900 kişiye danışmanlık hizmeti verdik. Bunların yüzde 87’si genç kadın, yüzde 13’ü erkek. Eğitim durumları ise şöyle; yüzde 17’si meslek eğitimi, yüzde 14’ü ortaokul, yüzde 13’ü lise, yüzde 8’i Gesamtschule (bir çeşit ortaokul), yüzde 5’i Förderschule (destek eğitiminin verildiği okul), yüzde 5’i yüksek lisans okuyan öğrencilerdir. Bu kişilerin yüzde 63’ü Alman vatandaşlığına sahiptir. Ailelerin geldikleri ülkelere göre dağılımı ise şöyle: Yüzde 41 Türkiye, yüzde 8 Irak, yüzde 7 Arnavutluk, yüzde 4 Lübnan, yüzde 4 Afganistan ve geri kalanlar ise çeşitli ülkelerden oluşmaktadır. Yine bize ulaşan 900 vakanın dini inanç dağılımı ise şöyle: yüzde 70’i Sünni Müslüman, yüzde 23’ü Êzîdî, yüzde 3’ü Alevi, yüzde 2’si Hıristiyan ve yüzde 2 Hindu dinine mensup. Başvuruların çoğu telefonla yapılmaktadır. Telefonla başvuru oranı yüzde 65, yüzde 31’i online portalından, şahsen başvuru oranı ise yüzde 4’tür.”
Aileler çözüm olarak görüyor
Araştırmada zorla evliliklerin sebepleri ise şu gruplara ayrılıyor:
- Göçmenlerin uyguladıkları toplumsal kontrol yöntemleri (bazı bölgelerde göçmenler iç içe yaşıyorlar)
- Aile gelenekleri yerine getirilmediğinde (evlilik öncesi/ evlilik dışı cinsellik, başka kültür veya başka dinden birine aşık olma ...vs.) aileler kızlarının bir erkekle arkadaşlık kurup kızlığını kaybetme durumunda, aile namusunu kaybedeceklerinden korkmaktadırlar. Çabuk gerçekleşen bir evlilikle ebeveynler hem sorumluluktan kurtulacak hem de geleneksel güçlerini sağlamlaştıracaklardır.
- Toplum dışı kalma korkusu, kınanma korkusu… (‘Konu komşu ne düşünür’, ‘Başımızı yere eğiyorsun’, ‘Namusumuzu kirlettin’ vs.
- Çocuklarını başka bir kültüre kaptırma korkusu. Örneğin Almanlaşma korkusu. Genelde geleneklerine bağlı olan ailelerin, batı ülkelerinde yetişmiş çocuklarını kendi ülkelerinden biriyle evlendirerek, disiplin altına alma, kendi kültürlerine döndürme arzuları vardır.
- Göçmenlerin Almanya’da yaşadıkları dışlanma ve ayrımcılık kendi kültürü içinde kalma isteğini güçlendiriyor. Bu nedenden dolayı çocuklarını bildikleri tanıdıkları kültürden birisiyle evlenmesine zorlayabiliyorlar.
- Bazen ailelerin motifleri çocuklarına iyi bir gelecek sunmak oluyor. Çocukları için kimin iyi olacağı kararını kendileri vermek istiyorlar.
- Aileler, eşcinsel olan çocuklarını zorunlu evlilik yöntemi ile tedavi ve terapi ettiklerini düşünüyor.
- Ebeveynler kız çocukları üzerinde olan etkilerini yitirmekten korktuklarından, çabuk ve kararlaştırılmış bir evlilikle, tekrar alışık oldukları eski geleneklerine bağlamayı istemektedirler.
- Eğer çocuklar bir şekilde davranışlarıyla dikkat çekiyorsa (Alkol, madde, oyun bağımlılığı gibi) çoğu aileler bu çeşit davranışların evlilik ile alınacak sorumluluk duygusundan dolayı sona ereceğini düşünüyor.
- Özellikle genç kadınlar hayatları için geleneklerine aykırı planlar yaptığında ebeveynler, onları zorla evlilikle tekrar doğru yola çevirmeye niyetlenmekte. Çeşitli ülke ve aile geleneklerinden oluşan namus kavramları burada önemli rol oynamaktadır. Çünkü zorla evlilik çoğu zamana aile içerisinde uygulanmaktadır.
Zorla evliliğin dinle bir alakası yok
NRW Eyaleti Sağlık Bakanlığı önerisi ile kurulan proje kapsamında 5 yıldan beri zorla evliliğe karşı mücadele ettiklerini söyleyen kurum yetkilisi, zorla evliliğe ilişkin şu açıklamayı yapıyor: “Zorla evliliği hiçbir din emretmiyor. Daha fazla ataerkil gelenekler ve törelerin hakim olduğu toplumlarda görülmektedir. Bu topluluklarda ‘namus’ kavramı büyük bir rol taşımaktadır. ‘Namus’ anlayışına sahip kültürlerde, erkeğin ‘namusu’ ailesine dair kadınların cinsel çekimserliği ile korunur. Bir kadından, ‘ailesinin namusunu’ tehlikeye sokmaması için daima belli kurallara uyması beklenir. Bir kadının ve ailesinin ‘namusu’, ancak o kadının bakire olarak evliliğe girmesi ile korunur. Bize danışanların çoğu aile içi şiddete maruz kalıyor. Aile içi şiddet genellikle de kadınların ‘topluluğa aykırı davranışları’ sonucu gerçekleşiyor. Dünyanın büyük dinlerinden Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm, Hinduizm ve İslam gibi dinlerde zorla evliliğe ilişkin bir kural yok, fakat kadınların erkeklerin iktidarı altında yaşamayı yasallaştıran yani kötüye kullanan metinler bulunmaktadır. Bize ulaşan vakaların büyük çoğunluğunun Müslüman kesimden geldiğini belirtmek durumundayım.”
MURAT MANG / BIELEFELD