Bu gün Suriye’de yaşanan gerçeklere karşı ya duyarsız bir yoruma gidiliyor, ya çeşitli çıkar ilişkiler sonucu siyasal bir yaklaşım sergileniyor ya da katı ideolojik bakış açısıyla keskin ayrımlara gidiliyor. Bu yaklaşımların ne felsefik, ne mantıksal, ne ahlaki-politik ne bilimsellikle bağı kurulabilir.

Ortadoğu’da bir kıvılcım halinde başlayan ve giderek amacından uzaklaştırılarak yozlaştırılan özgürlük tutkusu bir yangına dönüşmüş durumdadır. İster suçlu olun-ister suçsuz, ister taraf olun-ister olmayın, ister fakir-ister zengin olun hiç farketmez. Ayrımsız yaş ve kuruyu bir arada yakılmaktadır. Kim oldukları meçhul sözde “özgürlük tutkunları” her an tahmin edemeyeceğin bir yerde karşına çıkabilir. Mantar gibi türeyen bir kaç kişilik asi-avare çeteler, oyuncak halindeki piyonlar, vicdani ve ahlaki değerlerden tamamen kopmuş, insani duygulardan uzaklaştırılmış robotlaştırılmış lejyonlar, bıyıksız kara uzun sakallılar ortalığı kasıp kavurmaya, palalarla suçsuz insanların canını almaya, emeklerini gasp ederek kendi aralarında paylaşmanın kavgasına tutuşmuş durumdalar.
Özellikle Serêkaniyê bölgesinde Kürt ve renkleri karşıtlığı temelide damardan enjekte edilen ve haplarla uyuşturulan ve saldırıya geçen avare guruplar “tekbir” komutu ve “Allahû Ekber” nidalarıyla saldırıya geçebilmektedirler. Ancak Serêkaniyê yenilgisi büyük oranda cesaretlerini kırdığı için şimdilik açıktan bir saldırıya geçme yerine, korku salmak amacıyla gözlerden uzak, köşede bucakta fırsat buldukça emellerini gerçekleştirmeye çalıştıkları görülmektedir.
Bu gün Kürt bölgeleri hariç, yani Cizîrê mıntıkası ve coğrafik olarak Cizîrê’den koparılmış Efrîn ve Kobanê şehirlerinin dışında diğer Arap şehirlerinin hepsi bir kabusa dönüşmüş durumda. İnsanlar akşam karanlığı basmadan evlerine çekiliyor ancak, evlerine çekilen bu insanlar acaba rahat ve huzur içinde sabahı karşılayabiliyorlar mı? Ne yazık ki hayır! Her an tepelerine Esad yönetiminin bir kazan bombasının düşebileceği, yine bir roketin evlerine saplanabileceği ihtimali göz ardı edilmez. Veya, adresi belirsiz bir serseri kurşunun pencereden girerek canlarına mal olabileceği korkusunu ve kaygısını hiç aklından çıkarmadan adeta diken üstünde bir yaşam sürdürülmektedirler.
İster şehirler arası yolculuk yapın, ister şehir içinde kuytu bir sokakta yürüyün kendilerine bunu fırsat bilen asalaklar bir anda karşına çıkıp arabana el koyabilir ya da üzerindeki paralara göz dikebilirler. Hatta bununla yetinemeyebileceklerini de aklından çıkarmadan rehine olarak alınıp götürülebilir, altından kalkamayacağın bir fidye karşılığında günlerce alıkonulabilirsin. Bununla yetinildiği takdirde buna da çok şükür diyenlerin sayısı az değil. Ya bir Alevi’ysen, ya İsevi ya da muhalif olma şüphesiyle alınmış isen fidye ödendiği halde yapılan bir mazot iğnesiyle onbeş yirmi gün içinde işkenceler içinde yaşamını yitirebilirsin.  
Belki gecenin yarısı sıcak yatağındayken dalmış olduğun derin uykudan, kimler olduğunu ve niçin geldiklerini bilmediğin maskeli-maskesiz bir gurubu ansızın tepende görebilir, belki ölümle, belki çeşitli amaç ve uygulamalarla karşılaşabilir, belki de ıssız bir alanda çırılçıplak bir şekilde evine gönderilebilirsin.
Genellikle Arap bölgelerinde bunlar yaşanırken Kürt bölgesinde ise tam tersi bir durum yaşanmaktadır. Halkın bir çoğu gecenin geç saatlerine kadar dışarıya çıkabiliyor, sebze, meyve veya çeşitli ihtiyaçları satan dükkanlardan korkusuz ve kaygısızca gidip alışveriş yapabiliyor.
Ancak halkın huzurunu kaçırmak isteyen maceracı kişilerden tutalım, silah tutkunu birinin yeni almış olduğu silahını deneme hevesi bazen insanlarda ani bir reflekse yol açsa da, kısa sürede acabların yeri rahat bir nefese dönüşebilmektedir. Öte yandan düzenin esaretine alıştırılmış kölelik zincirlerinden kendini bir türlü kurtaramamış, işbirlikçi veya iktidar tutkunlarının saplantılı ruh halini yaşayan guruplarında varlığı azımsanmayacak sayıdadır. Feodal-aşiretçi, ailevi bağların güçlü olduğu bir yerde yeniye alışmanın zorlukları ve gelişim sancıları yaşanması da kolay olmasa gerek. Her şeye rağmen Güney Batı Kürdistan coğrafyasında zorunlu bir devrim coşkusu yaşanmakta ve geleceğe daha umutla bakılmaktadır.