
Mersin Akdeniz Belediyesi Eğitim Destek Evi'nde eğitim gören 15 göçzede öğrenci, Wan'dan Mersin'e göç eden bir ailenin kentte yaşadığı dramı filme aktardı. Aynı kaderi yaşayan öğrenciler, filmi çekmekte sıkıntı çekmezken, filmin galası bugün Akdeniz Belediyesi'nde yapılacak. 1990'lı yıllarda zorunlu göç mağduru ailenin konu olduğu filmin senaryosunu yazan eğitmen İlyas Tuna, Mersin'de yaşayan Kürtlerin yaşadıklarının ortak bir kadere dönüştüğünü ifade ederek, "Aslında kısa film çekme fikri ortaya atıldığında öğrencilerin yabancısı olmadığı bir konuyu hep beraber seçtik. Başta 15 öğrencimiz, sinema yönetmenleri ile kameramanlar tarafından eğitildi. Yönetmen, ışık, kostüm, oyuncu ve ses yönetmenine kadar görev paylaşımı yapıldı. Senaryoda, Wan'dan Mersin'e göç eden bir kadının kent yaşamına ne kadar yabancı olduğunu anlatmaya çalıştık. Mesela kentin uğultusu, eğlence için atılan havai fişeklerin dahi yaşlı kadını ürküttüğünü yansıtmaya çalıştık" dedi.
'Annem köyü yalın ayakla terk etti'
"Göç" konulu filmin her bir anında kendi yaşamlarından bir kesit olduğunu anlatan 20 yaşındaki Emine Akgül, 1992 yılında ailesinin koruculuk sistemini kabul etmediğini ifade ederek, annesinin 8 aylık hamile iken köyü yalın ayakla terk ettiğini söyledi. Mêrdî'in Kerboran ilçesine bağlı Çilikya (Çelik) köyünden Mersin'e göç ettikten bir ay sonra dünyaya geldiğini belirten Akgül, "Annem, doğduğum günden bu yana köyüne yurduna olan özlemini ağıtlarla bize anlatıyor. Biz o acı ve ağıtlarla büyüdük. Annem ve babamın anlattıklarına göre, köyü asker basıyor. Evimizi ateşe veriyor, herkes köyden kaçıyor ve annem 8 aylık hamile. Mersin'e yerleştikten bir ay sonra ben doğuyorum. Hep dışlanmışlık, yokluk ve yoksulluk içerisinde iki farklı kültür arasında büyüdük. Okulda bize öğretilen çok farklı bir dil, kültür; evde de farklı bir dil ve kültür. Göç'ün acısı iliklerimize kadar işlendi" diyor.
Filmde herkesten bir parça var
Sêrt'in Eruh ilçesi Tanzê (Kovanközü) köyünden Mersin'e zorunlu göç eden Mervan Toprak ise, göçün yarattığı psikolojik travmanın içerisinde büyüdüklerini belirterek, "Aslında çektiğimiz film tamamen bizi ve ailemizi anlatıyor. Hayvancılık ile uğraşan dağ köylerinden hepimizin aileleri zorla göç etmiş. Filmde ben de oynuyorum, ancak kurmaca bir film olmaktan çok herkes illa bir sahnesinde kendini görebiliyor" diye belirtiyor.
Bir kıyımı belgelediler
Metropol kentte yoksulluk içerisinde büyümenin "kader" olmadığını söyleyen film atölyesinin bir diğer üyesi Leyla Baykara ise, Eruh'un Qelenderê (Kovanközü) köyünden zorla göç eden ailesinin yaşamından kesitlerin olduğunu dile getiriyor. Evlerinin ve köylerinin nasıl ateşe verildiğine tanıklık edenler için bunun "unutulmaz" bir acıya dönüştüğünü kaydeden Baykara, "Devlet köylerimizi yakarak ailelerimizi yoksulluk ve sefaletin içerisine sürükledi. En çok zarar görenlerin kadınlar olduğu kesin. Faklı bir dil, farklı bir kültür ve farklı bir dünyanın içerisine zorla sürüldüler. Çocuklarına verecek ekmek olmadığı günleri yaşadılar ve halen o sıkıntı içerisinde olanlar söz konusu. Biz tamamen bir kıyımı objektifte belgeledik diyebilirim" diyor.
FERHAT ARSLAN - DİHA/MERSİN