Ana ve atalarımızın ölü bedenleri ile çekilen gurur fotoğrafları ile dolu Cumhuriyet gerçeğinin, gölgesinin düştüğü gizli arşivleri tanıktır kendi katliamlarına…
Askeri darbelerin ayakta tuttuğu Cumhuriyet her dönem darbecilerinin intikamcı yaklaşımı ve yeniden revize ettiği imha ve inkar politikalarına göre isimlendirilmiştir Kürdistan coğrafyasını. Doğu ve Güneydoğu, kalkınmada öncelikli yöreler son olarakta mücadelenin yükselmesiyle birlikte olağan üstü hal bölgesi olarak anıldı bu güne kadar.
Adı değişen coğrafyamızda sağ kalanları inkara zorlayan Cumhuriyet, inkara direnenlere de yaptığı özel yasalarıyla; ya darağacını, ya zindanı, ya da sürgünü hak gördü.
89 yıl boyunca katiller değişse de cinayet işleyen mekanizma hep var oldu, hep korundu ve büyük bir pervasızlıkla övüldü. Suç işleyen bir mekanizma olmaktan öteye bir anlam taşımayan devlet, imha ve inkar siyasetini yasalarla meşrulaştırmış ve buna karşı çıkan tüm kesimleri suçlu ilan etmiştir.
89 yıldır bu talancı anlayışla suç işleyen devlete ve ona bağlı mekanizmalara hesap soran bir yargı sistemi olmadı. Var olan yargı sistemi suçu örtbas eden, her dönem değişen iktidar politikalarına göre şekillenen ve iktidarların toplumu korkutup bastırmak için kullandığı elindeki yegane silah oldu.
32 yıldır zindanlar, mücadele eden Kürtlerin dağlardan sonra ikinci mekanı oldu. O mekan ki zulüm yapmaya doymayanların bazen döve döve, bazen işkenceyle, bazen parça parça edilmiş bedenlerle, ateşlerde yakarak yok ettiği hayatlar karşında ölümün bile utandığı bir tarihe sahne oldu ve olmaya devam ediyor. İmha ve inkar politikalarının merkezi haline gelen zindanlarda yüzlerce insanımızı ring araçlarında, hücrelerde ve koğuşlara yapılan toplu saldırılarda hayatını kaybetti.
Zindandaki yoldaşlarımız, yaşanan bunca zorlu sürecin son bir yılında 12 Eylül faşist zihniyetinin daha ince politikalarla yaşatıldığı bir gerçeklikle karşı karşıya kaldı.
Önderliğimizin müzakerenin Kürtleri oyalayıp, tasfiye etmeden başka bir amaca hizmet etmediğini söyleyerek AKP’yi teşhir etmesi ve tavır alması ile birlikte devletin saldırıları boyutlanarak arttı. Önderliğimize tecrit uygulayarak savaşı hızlandıran hükümet bu kapsamda Asrın Hukuk Bürosu avukatlarını tutuklayarak savunma hakkını gasp etti.
Önderliğimize reva gördüğü uygulamaların aynısını Kürt halkına uygulamaktan çekinmeyen AKP, 2009 başlayan siyasi soykırım operasyonlarını 2011 Eylül itibarı ile boyutlandırarak legal siyaset içerisinde yer alan Kürtlere dair cadı avı başlattı.
Kürt kurumları başta olmak üzere yüzlerce baskınla üç bin 200 civarında Kürt kimliği ve özerklik talebinde bulunan insan tutuklandı. Bine yakın insan da gözaltına alındı. Binlerce insan hakkında dava açıldı.
Bu dönemde Kürt halkı üzerinde baskı ve şiddet artırıldı, imha politikaları devreye konularak Roboskî’de 34 insanımız katledildi. Yetmedi, eylem ve etkinliklerde insanlarımız polisin açtığı ateş sonucunda yaşamını kaybetti.
Tüm bu baskı zulüm ve katliama rağmen Kürt halkı dirilişinde büyük emek sahibi olan Önderliği ile birlikte direnme kararlılığı göstererek AKP’ nin tüm bastırma girişimlerini geri püskürttü.
Aynı dönemde cezaevlerindeki örgütlenmemizi parçalamaya ve teslim almaya dönük sürgün politikaları, işkence ve her türlü kötü muamele politikaları hayata geçirildi.
Bu politikalar tutmadı, teslim olmaktansa ölmeyi tercih edecek bir iradeye sahip, milyonları aşan bir halk hareketinin verdiği güç ile yoldaşlarımız direnmeye devam ettiler.
Her dönem halk öncülüğü noktasında önemli yere sahip zindan direnişçileri halkımıza ve önderliğimize yapılanlar ile ilgili önce ocak, şubat ve mart ayında uyarı grevleri yaptılar. Bu uyarı grevinde talepler karşılanmadığı takdir de daha sert eylemler ile sürece müdahil olacaklarını ifade ettiler.
Ancak bu uyarı eylemine ve taleplere, devlet tarafından baskı ve zulmü arttıran politikalar ile cevap verildi. Bunun üzerine yoldaşlarımız tarihi rol ve misyonlarına denk coşku ve kararlılıkla zindan da bulunan çocuğu, genci, öğrencisi, seçilmişi, kadını erkeği, bu imhacı ve inkarcı zihniyete karşı ‘ÖZGÜRLÜK’ şiarı ile 12 Eylül’de 7 cezaevinde 63 siyasi tutsak ve bir de adli tutuklu bir yurtseverin katılımı ile 3. ZİNDAN DİRENİŞİ’ni başlattı.
Önderliğimizin özgürlüğünün merkeze konduğu bu eylemde aynı özgürlüğün Kürt halkı içinde sembolize eden anadilin kamusal alanda kullanılmasına dönük iki talebin öne çıktığını görüyoruz.
Siyasal tarihimiz içerisinde halk öncülüğü açısından bakıldığında büyük öneme sahip zindan direnişi hızla yayılarak 65 cezaevinde 662 arkadaşın katılımıyla devam ediyor.
Eylemin başladığı günden itibaren hükümet, uluslararası sözleşmeleri çiğneyerek, eylemleri kırmak için birçok yoldaşımıza uzun süre sadece su dışında bir şey vermediği gibi, bazı arkadaşlarımızı da hücrelere kapatarak tecrit, bazı yerlerde de fiziksel psikolojik şiddet uyguladı, birçok yerde ilaç almalarına ciddi engel çıkardı.
Binlerin katılımıyla büyüyecek olan zindan direnişinin 51. günü geride bıraktığımız bu günlerde; yoldaşlarımız bütün bu olumsuz koşullara rağmen direnişi daha da güçlendirerek kararlılıkla bu yönelimleri geri püskürttüler.
Özellikle son iki haftadır Kuzey Kürdistan başta olmak üzere dört parça Kürdistan’da ve dünyanın her yerinde bulunan Kürtlerin seslerini yükseltmesiyle birlikte uluslararası kamuoyunda gündemine oturan bu durum karşısında hükümet şuurunu kaybetti.
Arkadaşlarımızın kararlılığı kamuoyunda ciddi bir etki yaratırken, hükümet ise kamuoyunu yanıltmak için yalan açıklamalara sığınarak, kirli politikaları ile 3. ZİNDAN DİRENİŞİ’ni itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Ancak görünen o ki bu politikaları ile çözümün muhatabı olmaktan çok, acizlik içerisine giren hükümet, söylemleri ve pratikleri ile itibarını kaybederek meşrutiyetini de tartışmalı hale getirmiştir.
2012 yılını final yılı olarak tanımlayan Kürt Özgürlük Hareketi’nin öngörüsüne denk bir çıkış yapan zindan direnişçilerinin başlattığı bu anlamlı direniş, halkımızda da ciddi bir etki yarattı. Kürt halkı çocuklarını, yoldaşlarını sahiplenip seslerine ses olmak için büyük bir çaba ve uğraş içine girdi. Direnişi hayatı durduralım eylemi ile yükselten Kürt halkı ve dostları, başta hükümet olmak üzere dünya kamuoyuna taleplerin meşrutiyetini güçlü sahiplenme ile gösterdi.
Önderliğimizin özgürlüğü ile gelecek nesillerimize özgür vatanda eşit birliktelik mirası bırakmak için, bu büyük direnişte tek bir arkadaşımızın şahadetine mahal vermeden onların dışarıdaki sesi olmalıyız ve direnişin zaferle sonuçlanması için bu sürece hep birlikte tüm gücümüzle yüklenmeliyiz.