Kürt işbirlikçiliğinin ne konuma düştüğü ve Kürt halkının özgürlük mücadelesine ne kadar zarar verdiği Kemal Burkay’ın AKP yandaşı televizyonlara çıkarak PKK’yi karalamak adına AKP faşizmine ve AKP’nin çözümsüzlük politikalarına destek vermesiyle ibretle görülmüştür. Neredeyse Kürtlerin özgürlük mücadelesi karşısında AKP’yi cansiperane biçimde savunmaktadır. Son olarak AKP’nin “güvenlikçi” olarak tanımlanan politikasına haklılık kazandırmak için PKK ve BDP’yi suçlamıştır. “PKK ve BDP’nin politikaları AKP’yi bu uygulamalara sevk etmiştir” demiştir. Herhangi bir yurtsever ve demokratın kanını donduran bir üslupla AKP’nin “güvenlikçi” politikalarını gerekçelendirmiştir.
AKP’nin “güvenlikçi” denen politikalarının sonucu on bin civarında demokratik siyasetçi ve yurtsever zindanlara doldurulmuştur. Bunların tek suçu, AKP politikalarına muhalefet yapmaktır. AKP Hükümetini Kemal Burkay gibi övmedikleri için zindanlara atılmışlardır. Bu “güvenlikçi” politika sonucu binlerce genç canından olmuştur. Kortek ve Roboskî katliamı bu “güvenlikçi” politikanın sonucudur. Kemal Burkay’a göre bu katliamlara neden olan da BDP ve PKK’nin politikalarıdır. Aslında bu söylemi farklı biçimde okursak PKK ve BDP’ye “neden direniyorsunuz” çağrısı yapmaktadır. Direnirseniz başınıza da bunlar gelir demektedir.
Sömürgeciler, faşistler her zaman saldırılarına gerekçe bulmuşlardır. Yaptıkları katliamların ve baskıların nedeni olarak kendilerinin faşist ve sömürgeci zihniyetlerini görmemişlerdir. Zaten Türkiye her zaman Kürtlerin direnişini ve muhalefetini şakilerin ya da geri Kürtlerin uygarlık götüren Türk devletine karşı isyanı olarak görmüştür. Şiddet politikasına ve katliamlarına mutlaka bir kılıf uydurmuşlardır. Kemal Burkay da PKK düşmanlığında hızını almayarak Kürdistan tarihindeki en büyük siyasi soykırım saldırılarına ve en büyük askeri saldırılara gerekçe yaratmıştır. Kemal Burkay bu gerekçeyi ortaya koyduktan sonra Türk askeri, polisi ve savcısı kendisine daha fazla gerekçe bulur ve faşist saldırılarını yürütürler.
Şimdiye kadar demokratik gösterilerde (AKP Hükümeti döneminde) yüzlerle ifade edilen insan katledilmiştir. Kemal Burkay’a göre 2006 yılında Amed halkının gerilla cenazelerine sahip çıkmasına saldırılarak çoğu çocuk 20’ye yakın Kürt’ün öldürülmesi de herhalde bu kendini bilmez Kürtlerin polisi Amed sokaklarına sokmamasıdır. O zaman Başbakan da Amed halkının bu tepkisi karşısında “çocuk da olsa, kadın da olsa gereğini yaparız” demiştir. Başbakana göre devletin otoritesine böyle karşı çıkılamazdı. Dolayısıyla o çocuk ve gençlerin öldürülmesinde de AKP Hükümetinin gerekçeleri vardı.
Kemal Burkay’ın sözleri her türlü zulüm ve katliam için gerekçe bulmanın önünü sonuna kadar açmıştır. Kendisini Kürt siyasetçisi olarak tanıtan birisi böyle gerekçeler bulursa, Türk devlet yetkilileri haydi haydi bulur.
Kemal Burkay’a göre Şeyh Sait direnmeseydi asılmazdı. Dersimliler devletin uygarlık götürmesine engel olmasalardı katliama uğramazlardı. Zaten 1938 katliamının, soykırımının ve kültürel soykırımının sonucu bazı Dersimliler Seyit Rıza’yı suçlar hale gelmişlerdir. Seyit Rıza isyan etmeseydi başlarına bu gelmezdi, demişlerdir. Şimdi bu tezi savunanlar azalmıştır. Artık bunları söylemeye cesaret edemiyorlar. Ama yıllar önce bu tezleri savunan Dersimlilerin olduğunu biliyoruz. Kamer Genç gibi kültürel soykırımın ürünü olan bazı Dersimliler böyle dermiş. Zaten Kemal Burkay da, Kemal Kılıçdaroğlu da isimlerini Atatürk’ten almış. Şimdi biri Alevileri, diğeri de Kürtleri sistem içileştirmeye çalışıyor. Biri beyaz Türkçü faşizmi meşrulaştırırken, diğeri yeşil Türkçü faşizmi meşrulaştırıyor.
Aslında Kemal Kılıçdaroğlu ve Kemal Burkay şahsında sömürgeciliğin Aleviler ve Kürtler üzerinde nasıl bir sonuç alma politikası yürüttüğünü görüyoruz. Bunlar şahsında belli düzeyde sonuç da alınmış. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi direnerek bu rejimin Aleviler ve Kürtler üzerinde yürüttüğü kültürel soykırımın sonuç almasını engellemiştir. Bu nedenle şimdi Kemal Kılıçdaroğlu ve Kemal Burkay yüzlerini gizleyemiyorlar. Bu direniş olmasaydı bunlar yüzlerini gizleyerek Kürtler ve Aleviler içinde rahatlıkla dolaşırlardı.
Kemal Burkay, Türk devletinin tüm politikalarını meşrulaştıran bir zihniyete sahiptir. Çünkü ona göre her direniş kötüdür. Toplumlar kendilerini zalimlerin insafına bırakmalıdır. Bu iradesi kırılmış ve ruhu işbirlikçileşmiş zat aslında 12 Eylül’ü de meşrulaştırmaktadır. Ona göre 12 Eylül de PKK’nin yanlışlarından dolayı gelmiştir. Doğrudur, 12 Eylül başta PKK’nin öncülük ettiği Kürt direnişini ve Türkiye’deki devrimci demokratik mücadeleyi bastırmak için gelmiştir. Ama bu PKK ve Türkiyeli devrimcileri haksız, 12 Eylül’ü de haklı kılmaz. Kuşkusuz egemenler başka yollarla toplumları egemenlik altında tutup politik, sosyal ve ekonomik hedeflerine ulaşabiliyorsa keyfi olarak zor uygulamazlar. Zor ve şiddet en fazla da toplumları yönetmenin zorlaştığı dönemlerde gündeme girer.
PKK direndiği için, soykırım rejimine direnme cesareti gösterdiği için 12 Eylül’ün hedefi olmuştur. Türk egemenleri özellikle Kürtlerin uyanışı ve direnişi karşısında sessiz kalamazdı. Kürtlerin mücadelesini yürütenlerin bunu bilerek, görerek tedbirlerini alıp hazırlıklarını yapmaları gerekir. Özcesi baskıları, zorlukları göze alarak saldırılara karşı mücadele edilecek gücü gösterebilmelidirler. Mücadeleye karşı saldırı geliştirildiğinde de buna direnecek gücü ve iradeyi gösterebilmelidirler. Kürtlerin uyanışı karşısında soykırımcı Türk devletinin sessiz kalacağını sanmak, Türk devletinin yürüttüğü Kürt politikasını tanımamak olur. Türk devleti sadece egemenlik ve sömürü gücü değildir; bundan daha fazla Kürtleri Türkleştirip Kürdistan’ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı haline getirme sistemidir, gücüdür.
PKK daha 1978 Maraş katliamı sonrası çıkardığı “Maraş Katliamı Üzerine” adlı broşürde, eğer devrimci demokratik güçler birleşip mücadele etmezse askeri faşist bir darbenin geleceğini vurgulamıştır. Bu darbenin başta da Kürdistan’da gelişen özgürlük mücadelesini bastırmak için yapılacağını söylemiştir. Bu çerçevede tüm devrimci güçleri birleşmeye çağırmıştır. O günkü koşullarda Türkiye’deki mücadele bir yönüyle de sosyalist sistem ile kapitalist sistem arasındaki mücadeleydi. NATO’nun Türkiye’deki bu gelişmelerden rahatsız olduğu açıktı. Zaten NATO desteğiyle darbenin yapıldığı herkes tarafından bilinmektedir. O dönem reel sosyalizmin koşulsuz savunucusu olan, revizyonist ve oportünist olarak tanımlanan Kemal Burkay 12 Eylül darbesinin neden yapıldığını anlamamışsa bu da onun politik ufkunun darlığıyla ilgilidir. Ancak kendi politik ufuk darlığını halkın aklıyla alay edercesine değerlendirmelerle ortaya koymasını büyük bedeller ödemiş Kürt halkı kabul etmez.
12 Eylül en fazla PKK’ye saldırdı. Zaten Türk devleti PKK’yi etkisizleştirmek için 12 Eylül’den önce de saldırılarını arttırmıştı. 12 Eylül’ün PKK’nin kökünü kazımak istediği, 12 Eylül’ü destekleyen NATO’nun da PKK’yi bitirmek için her yolu denediği yaşanan pratikle görülmüştür. 12 Eylül döneminde PKK’ye saldırının yüzde biriyle karşılaşmayan bu zat neden örgütünü dağıttı? Kemal Burkay’ın örgütünün bazı yönetici ve kadroları içeri alınırken PKK’nin sempatizan ve taraftarları bile zindanlara atılmış ve en az on yıl cezaevinde bırakılmıştı.
Bu devlet silahı olmayan binlerce PKK sempatizanı ve taraftarını katletti. Bu devlet PKK sempatizanı onlarca gazeteciyi katletti. PKK’nin kadrolarına ise dünyada hiçbir faşist gücün yapmadığı zalimlikler yapıldı. PKK işte tüm bu zorluklara karşı direnen bir mücadele yürüttü. Kemal Burkay ise kendiliğinden ya da Avrupa’nın desteğiyle demokrasi gelmesini bekledi. Bu koşullarda en az darbe yiyen PSK silinirken, en ağır darbeyi yiyen PKK de ayakta kaldı. Bunu çözeceğine, toplumun umudunu tüketen tarzının ve sonuçlarının hesabını Kürt halkına vereceğine, her fırsatta PKK’yi suçlamak bir hastalık değil de nedir? PKK’yi suçlayayım derken tüm faşist uygulamaları, politikaları temize çıkarmak ise iflah olmaz bir hastalıktır. Kemal Burkay halkın değil de AKP ve yandaşı basının umudu haline gelmişse aslında durumunu fazla değerlendirmeye de gerek yoktur. Tarih onu tüm faşist politikaları gerekçelendiren bir politik bunak olarak hatırlayacaktır.
Zulmü ve faşizmi gerekçelendirmek