Zaman zaman hayat çok keskin ifadelerde bulur anlamını; şimdi de öyle bir zaman diliminde yaşıyoruz. "Ortada olmanın, ikircikli durmanın, hala anlamadım, duymadım, sanmıyorum” demenin hiç bir inandırıcılığı olmadığı zamanlar bunlar...
Gerçekten; ya demokrasi ve özgürlüklüklerden yanasınız; ya da şimdiye kadar muhattap olduğumuz en aleni, en cahilce zorbalıktan...
Herkesin her şeye hazır olması gereken günler bunlar!
Bir biriyle alakalı, iyi hesaplanmış, kollektif bir aklın ürünü; satranç oyununun hamlelerini hatırlatan eylemlerle karşı karşıyayız...
7 Haziran seçimlerinden sonra yaşadığımız hiç bir şey tesadüf değil!
Kendi temposunda gelişmiyor hiç bir şey! Bir ekip tarafından aşamları tanımlanmış; her bir aşamada kimlerin ne yapacağının belli olduğu, sorun çıkarsa kimin çözeceğinin önceden tarif edildiği özgürlüğümüze, onurumuza yönelik en tehlikeli komplo ile karşı karşıyayız...
Hendek bahanesi ile önce Kürt kentlerine saldırdılar; muazzam provakatif eylemlere imza attılar; hepimizi acıtsın diye bir annenin cenazesini günlerce sokakta bekletiler, sonra Kürt halkının duyarlıklarını suistimal etmek için bir kadın gerillanın cenazesini çıplak teşhir etme ahlaksızlığına tenezzül ettiler...
Peki ne olmuştu da 7 Haziran seçimleri Türkiye'yi yönetenlerin kimyasını bozmuştu?
Bu zamana kadar gerek kemalistler, gerekse de islamcılar; Kürtlerin siyaseten legal sahada görünür olmamasının yaratığı olanaktan yararlanarak muazzam bir rant üretiyorlardı...
Türkiye'de ekonomik ve siyasal sistem; başta Kürtler olmak üzere, Alevilerin, azınlıkların marjinalize edilmesi üzerine kurulmuştu. Bu zamana kadar yüzde 10 barajı üzerinden marjinalize edilen; Kürtler, ve onlarla kader birliği yapmış diğer çevreler 7 Haziran seçimlerinden sonra bir anda görünür duruma geldiler.
Bu durum başta AKP olmak üzere bütün yerleşik düzen partilerini telaşa düşürdü; bugün muhattap olduğumuz manzaralar tam da bu gizli ortaklığın aleni hale gelmesinden başka bir şey değildi.
HDP milletvekillerini hedef alan "dokunulmazlıkların kaldırılmasına” ilişkin; AKP, CHP ve MHP'nin tek bir fire bile vermeden birlikte hareket etmesi tam da bu telaşın aleni hale gelmesidir. Bu zamana kadar kurdukları bezirgan sofrası bozulmadan devam etsin istiyorlar...
Nereden baksanız; toplamda neredeyse toplumun yarısına tekabul eden; Kürt, Alevi ve diğer azınlıklar kendi içinde parçalanarak var olan politik sistemin dışına itilmişti. Dolayısıyla talepleri göz ardı ediliyor; hiç bir; ekonomik, siyasal ve kültürel talepleri ya karşılanmıyor, ya da göz boyamak için karşılanıyormuş gibi yapılıyordu...
7 Haziran'la birlikte bu düzenin bundan sonra böyle gitmeyeceği anlaşılmış oluyordu. HDP'nin var olduğu bir Türkiye'de artık; Kürtlerin, Alevilerin, Ermenilerin, Kadınların, Laiklerin, samimi müslümanların taleplerinin göz ardı edilemezdi...
Samimi müslüman Kürtler artık sözde dindar partiler tarafından manipüle edilemeyecekti; Alevilerin kendilerini özgürce ifade edebileceği bir partileri vardı artık, Ermeniler toplumda daha bir görünür hale gelmişlerdi....
İşte bütün bunlar sadece AKP'yi değil; aynı zamanda CHP'yi ve MHP'yi de rahatsız ediyordu. Geçen gün mecliste bu üç partinin hiç fire vermeden HDP'nin meclis dışına atılması konusunda işbirliği yapması tam da bu sebepten dolayı mümkün olmuştu. Başka her konuda kedi köpek manzaraları veren bu üç parti HDP söz konusu olunca kolaylıkla bir araya gelebiliyorlardı...
Siyaset son tahlilde "çıkar ve ayrıcalık dağıtma sürecidir!” HDP ilk defa; her dilden, her halktan, her dinden mağdur çevrelerin sadece temsilcisi olarak değil, bizzat kendisi olarak Türkiye siyasetinde yerini almıştır. Bu saatten sonra düzen çevrelerin bütün çabaları artık boşunadır; bugün zorla meclis dışına itilmeye çalışılanlar, yarın daha güçlü bir biçimde geri geleceklerdir...
Zulümleri artsın ki tez zeval bulalar...