Başta Kobanê olmak üzere, vahşetin, sınır tanımazlığın ve de direnişin iç içe geçtiği inanılmaz günler yaşıyoruz. Tam sayfamın başına geçecekken, yine egemenlerin sarayları ve mazlumların direnişi yer almalı yazımda diye düşündüm içimden. Aniden aklıma Sevgili Nazım Hikmet’in, “Saraylar saltanatlar çöker, kan susar bir gün, zulüm biter. / Menekşeler açar üstümüzde, leylaklar da güler. / Bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır, bir de yarınlar için direnenler…" dizeleri düştü. Gerçekten de bugünü ve yakın geleceğimizi özetleyen cümleler. Katılmamak mümkün değil.
İnsanın, kadının, doğanın, ekosistemin adım adım katledildiği bir zihniyetle karşı karşıyayız. Kendilerine bilumum dünya nimetlerini reva gören zihniyet, bir lokma kazanabilmek için madende, AVM inşaatlarında, tarlada can veren insanlar için kılını bile kıpırdatmıyor.
Bir yandan Yırca’da nükleer santral için kesilen 6.000 zeytin ağacı ve o ağaçlar için gözyaşı döken kadınlar… Öte yandan 1 milyar 370 milyon Dolara mal olmuş yeni cumhurbaşkanlığı sarayı…
Bir yandan Kaz Dağları’ndaki Ağı Dağı’nda 6 bin hektarlık alanda yapılmak istenen altın madenciliği, yöredeki doğal kültürel SİT alanlarının yanı sıra, endemik bitki ve hayvan türlerini yok ederken, yeni yapılan sarayın elektrik tüketimi yılda on bin karbon anlamına gelecek. Bu da aylık ortalama 700 bin TL’ye denk geliyor!
Bir yandan Ermenek’de çatısı bile olmayan evlerde yaşam mücadelesi veren insanlar maden facialarında sular altında kalır ve çoğunun cesetlerine dahi ulaşılamazken, söz konusu saray, yılda 393 hanenin neden olduğu karbondioksiti tek başına yayıyor!
Söz konusu sarayın tükettiği elektrik tüketimi, en büyük hidroelektrik santralı olan Atatürk Barajı’nın ayda bir gün çalışması demek.
Her yıl 382 bin ağaç dikilecekmiş ki sarayın yaydığı karbondioksit gazı etkisiz kılınsın!
Bu sarayın zihniyeti de inşası gibi ekosisteme, insana, kadına dair her türlü şiddeti yaymakta beis görmüyor. Kobanê insanlık dışı çetelerin saldırısı altındayken, buna karşı Kürtler inanılmaz büyüklükte bir insanlık dersi verirken, "Kobanê ha düştü, ha düşecek!" diyerek aslında yüreğinden geçenleri söylemek, sonrasında da milyonların buna karşı seyirci kalmasını beklemek mümkün değilken, sırf bu halk direnme hakkını kullandı diye çözüm sürecini heba etmeyi göze almak büyük bir çılgınlık örneği.
Saraylar, insanları eşit görmemenin bir göstergesidir.
İnsanların hiçbir koşulda adalet içinde yaşamadığı ülkelerde vardır saraylar.
Erkeği kadından, varsılı yoksuldan, kentliyi köylüden üstün görenlerin yerleridir saraylar.
Şengal’deki yangından gelen mülteci Êzîdî Kürtlerin dramını görmez sarayda yaşayanlar.
Madende gömülen anıları, ağıtları duymaz.
Kayıp bir annenin ardından akıtılan gözyaşlarını silmez saraydakiler.
Velhasıl Adnan Yücel'in dediği gibi, saraylar ilelebet yaşamaz. Bu kan da susar bir gün, acılarımız da diner. Menekşeler, berfinler açar üstümüzde… O günler her zamankinden daha yakındır bize…