Cumhuriyet kanunları olarak parlamenter rejime çevrilen Türklük Sözleşmesi eğitim, dil, kıyafet, bürokrasi, akademi, tarih, ekonomi ve ordu sathında yapılan bütün birleştirmeler Kürtlerin karakterini ve kimliğini küçültmeyi esasla hazırlandı. Türklük Sözleşmesi, Türklüğü yaşam sistemi olarak kurumsal kılarken, Kürt kimliğini işlevsiz aidiyet olarak toplumun gözünde, kamusal görünürlükte bireylerine linç ettirdi.

 

F.Behice DEMİR

İnsan kendi tarihini yazabilme yeteneğine sahip. Bu yetenek ona güzellik kazandırdığı gibi bir o kadar da korkunç özellikler bulaştırmış. Güzellik ve özelliğin çarpıştığı hiçbir alan tarih bilgisi kadar kendine göre yazılmamıştır. Buna rağmen tarihte doğrulanabilme ve yeniden yazılmaktan muaf değildir.

Son birkaç yılda hem ülkeler arası hem de ülke içlerinde klişeleşmiş tarihin rüştünü zorlayan kimi olaylar oldu. Teknik, yeni politik strateji ve ekonomi destekli güçlerle klasik tarih pozisyonundan nemalanmış kimi yapay rejimlerinin küresel çapla çelişmesini doğrulayan sayısız yeni tarih olgusu oluştu. Evrensel ölçekte küreselleşme merkezi pozisyon olurken, ulus kavramını kendi lehine şiddet ve ırkçı üniter kodla sağlamaya çalışan pek çok devlet yönetimi de işlevsiz politikalarıyla yüzleşmek durumunda kaldı.

Bu durumun mümessili ve mağduru olan iki ulus bu yüzleşme aralığında bir kez daha birbirinin tarihini zorluyor. Ulusal doğru ve yanlışları birbirinden geçen Kürdistan ve cumhuriyetler Türkiyesinden söz ediyoruz.

23 Ocak 1913’teki Bab-i Ali baskınından 24 Haziran 2018’e kadarki sürece yayılan ‘çağdaş akımlar’ etkisindeki Kürt ve Türk tarihin niteliğini, yapıcılarını ve araçlarını belirleyen kimi yansımalar var ki bunlar doğru bir tutum ve dolaylı stratejik üslerinde anlaşılmadan Kürdistan ve cumhuriyet Türkiyesi’nin tarihi yeterince görülemez.

Türkiye, Temmuz (2016) baskınından sonra kendi tarihini hızla kopya eden bir dizi örtülü devlet darbesini dizayn ederken, ulusal kapasitesi ve dinamizmi dört parçayı aşan Kürtler içinse patinaj ya da ulusal dayanışma eksikliğinin beslediği bir dizi yıpranma yaşandı.

Türk egemen sistemi, milliyetçi-İslamcı rejimini parti iktidarı ya da lider kaosu şeklinde manipüle ederken, onarımını ulusal kaygılarla yürüterek, Kürt gerçeğini engelleyerek bir nevi tarihi bir kez daha lehinde yaratmaya, yaşatmaya çalışıyor. Bu çalışmalara medya, akademi, ordu, iş dünyası sanat, spor, ekonomi, eğitim, cami, mafya, aileler hatta ölüler dahil edilmekte. Milliyetçi ve İslamcı rejiminin merkez ve çevre arasındaki kaynaşma ruhu, Türkçülükle tanzim ediliyor. Bu tanzime yeni yöntemler de katılıyor. Generaller yerine seçilmiş politikacılar, ordu yerine parti kitleleri, Kemalist ideoloji yerine Türkçü İslamcılık, aktifleştirilmiş tabandan tepeye güç kaydıran bir tür toplumsal sözleşme ya da akademisyen Barış Ünlü’nün belirlemesiyle yine yeni bir ‘Türklük Sözleşmesi’ ortaya serpiştiriliyor.

 İkiyüz yıllık askeri-politik tarihte Kürtlerle Türklerin nerde durup, nasıl kazandıkları ya da kaybettiklerini bir kez daha görmemiz içinde ‘Türklük Sözleşmesi’nin toplum ve birey bakiyesini yani bu antlaşmanın sözlü, sivil ve resmileştirilmiş duygu şekillerine dönüş yapmamız gerekiyor.

B.Ünlü’nün ‘Türklük Sözleşmesi’ndeki körleştirme, köleleştirme, kuvvetlendirme ya da kayırma ağları hakkındaki tespitleri gündelik hayat düzeninde belirlemek yeni rejimin niyetini fark etmek demektir.

Ünlü’nün beyaz siyah ayrımcılığından hareketle ırk, toplumsal algı ve yasal konfor arasındaki katılımdan başladığı ‘Türklük Sözleşmesi’ Osmanlı, Müslümanlık ve Türklük periyodundan bir nevi Millet ve Cumhur İttifakı‘na kadar gelen hakim politik ruhu da göz önüne seriyor.

Osmanlıcılık ve Müslümanlık sözleşmeleri, gayri Müslim azınlıklara karşı uygulanıp sonuçlandırılırken Türklük Sözleşmesi, direkt olarak Kürtlere karşı sürdürülen yüz yılık bir icraat serisi olarakta şu ana kadar devam ediyor.

Bu nedenle Türklük Sözleşmesi’ne karşı Kürtlerin tepkilerini, tedbirlerini görmek ve yeni rejiminde aynı eğilimle ilerleyişini kavramak açısından önemli. Türklük tek dil, din, devlet, bayrak ve ırk üzerinden rejim olarak sistemini her çalıştırdığında karşısında yegane rahatsız edici ulus Kürtlerdir.

Zira Kürtler hem din, mezhep, ulus faktörü hem de coğrafik kalıcılıkları bakımından diğer milletler kadar kolayca merkeze alınıp çıkarılacak bir teba toplumu değildir.

Böylesi geniş ve farklı sosyo politik, askeri nüfuz, kültürel ağırlığa ve dini öğrenime sahip bir halkın aniden elenmesi ya da eşitlenmesi, Türk egemen kurucuları için daima problem sayıldı. Bu zorluğu gören Abdülhamit II.’den İttihatçı kadrolara, onlardan cumhuriyete evrilen Kemalistlere dek bütün Türkçü üst akıl ekipleri, Kürtlere dair özel bir de sivil planla sistemlerini yürüttü. Bu yürütme tarzı kimi zaman işbirliği çağrışımı, kimi zaman da toplu imha çıkışlarıyla iç içe olmuştur. Günümüze askeri ve fikri çatışma olarak yansıyan bu süreç aslında tam da Ünlü’nün sözleşme başlıkları olarak tasnif ettiği, “Türklüğün toplumsal yaşamda bir performans ve idol düzeni haline getirilmesiyle” direkt bağlantılıdır. Keza Kürtler, bu sözleşmenin sosyal, askeri ve dilsel tehlikelerini erkenden fark edebilmiş, Türklerse bu performans, ödül ve ceza işlemlerinin faydasını fazlasıyla çözümleyerek politik tezgahlarını kurarak işe başladı.

Cumhuriyet kanunları olarak parlamenter rejime çevrilen Türklük Sözleşmesi eğitim, dil, kıyafet, bürokrasi, akademi, tarih, ekonomi ve ordu sathında yapılan bütün birleştirmeler Kürtlerin karAkterini ve kimliğini küçültmeyi esasla hazırlandı. Türklük Sözleşmesi, Türklüğü yaşam sistemi olarak kurumsal kılarken, Kürt kimliğini işlevsiz aidiyet olarak toplumun gözünde, kamusal görünürlükte bireylerine linç ettirdi.

Türklük Sözleşmesi’nin ciddiyet oranını görmek açısından Barış Ünlü’nün altını çizdiği şu satırlardaki mantık ittifakı çarpıcıdır: “Türk unsurunu kuvvetlendirmeye dikkat etmeliyiz. Bosna Hersek ve Bulgaristan’daki Müslüman halkın çoğalıp artanını muntazaman buraya getirip yerleştirmeliyiz. Muhaceret yalnız milli kudreti artırmakla kalmayacak aynı zamanda imparatorluğumuzun iktisadi kudretini de fazlalaştıracaktır. Rumeli’de ve bilhassa Anadolu’da Türk unsurunu kuvvetlendirmek ve herşeyden evvel de içimizdeki Kürtleri yoğurup kendimize mal etmek şarttır” Abdühamit II., “Vazifemiz Türk vatanı içinde bulunanları behemal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek anasırı  kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız evsaf herşeyden evvel o adamın Türk Türkçü olmasıdır“ İsmet İnönü, “Ne dedik: tek millet, tek dil, tek bayrak tek devlet dedik. Buna uymayanın bu ülke de yeri yok” Erdoğan.

Yukarıdaki uyarılar, sadece devlet erkanının tedbiri maksadıyla sınırlı bırakılmadı. Bir o kadar da toplumsalın terbiyesi amaçlıdır. Zira toplumsalın içinde bireysel psikolojiden iş ortamına, sanattan sağlığa, kültürden erkekliğe, cemaaten kahvehaneye, modadan mutfağa, camiden kışlaya, evden evliliğe kadar kategorik bir Türklük önceliği mevcut. Bu mevcudiyet içinde Kürtlerin tasfiyesi ya da pasifizesi, Türklük Sözleşmesi’nin başarı dengesiyle orantılıdır.

Kürtler elbette Türklük Sözleşmesi’ne karşı çeşitli yer ve türde karşı çıktı, bugünkü Türklük krizini etkiledi. Kuşkusuz bugün Türkiye’de, Türklük de bir kriz içinde. Neredeyse çeyrek asırda bir askeri olarak isyan tertipleyebilen Kürtlerin sosyo politik ve kültürel olarak kendine dönüş konusunda ciddi politik çıkışlarını baz aldığımızda rejim değişiminin çarpışma alanın Türklük Sözleşmesi ile Kürtlük olduğu da gizli bir şey değildir.

Zira Türklük Sözleşmesi sivil ve kamusal araçlarla yaşatılmakta ve Kürtler de dirençlerini sivil kültürel alanlarına kapanarak sürdürmektedir. Bu kapanış Türklük Sözleşmesi’ni Kürdistan içlerinde çökertirken, Türk egemen yapısının bu mahali de ele geçirmek için askeri şiddet kadar sosyal, dini, politik, eğitsel ve medyatik göndermeler geliştirdiği, modernizmi Kürtlerden fazla kullanarak kendi dil ve kültür öğelerini idealize ettiği ve Kürt sokağına bunu pazarladığını defaatle görüyoruz.

Barış Ünlü’nün Türklük Sözleşmesi’ne kadar elbette Kürt Türk ilişkileri üzerinde pek çok kitap yazıldı, araştırma yapıldı. Ve bir çoğu devrine göre de oldukça ön açıcı oldu. Ancak Ünlü’nün Türklük Sözleşmesi’ni dokunaklı kılan, iki tarafın ideolojik ateş menzilinden ziyade kulağımızın dibinde, elimizin altında, alışkanlıklarımıza ve evimizin içine dek bu sözleşmenin nasıl yerleştirildiği ve beslendiğine dair gözlemlerdir.

Bir nevi ava giderken av oluşumuzun ya da olmayışımızın kıdemlerini fark etmiştir.