- AKP, Türkiye'nin çoğunluğunu ikna edemez; yapabileceği tek şey rakiplerini zayıflatmak. AKP medyası, yargısı, polisi ellerindeki bütün olanaklarla bu süreci zorluyorlar.
CAFER TAR
Türkiye'nin politik yaşamında Yeni Parti'nin kurulmasıyla birlikte yeni döneme girmiş olduk. Özgür Özel'in 90 milletvekili ile birlikte CHP'den ayrılarak yeni bir parti kurmasını çok önemsemek lazım. Yeni durumu, sadece CHP içerisinde bir ayrışma olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bu oluşumla birlikte iktidar-muhalefet ilişkilerinde yeni bir durum ortaya çıkacak.
Türkiye'yi yöneten çevreler arasında yaşanan güç mücadelesi, bundan sonra başka bir karakter kazanacak. Başlangıçta gerçekten bir dava, ona inanan kadrolardan oluşan bir hareket olarak ortaya çıkan AKP, gelinen noktada sadece Erdoğan'ın etrafında bir araya gelmiş insanlardan oluşan bir ilişki ağına dönüştü. Söz konusu ilişki ağının en önemli önceliği ise sadece kendi varlığını devam ettirmek. Her insan gibi Erdoğan'ın yaşamının ve yaşadığı sürece ortaya koyacağı performansın bir sınırı var. Dolayısıyla Türkiye, her geçen gün Erdoğan sonrasına doğru hızla ilerliyor.
Tam da bu sebeple CHP içerisinde yaşananlar, sadece parti içi liderlik tartışmalarına indirgenemez; CHP içerisinde yaşananların partinin kendisini çok aşan bir karakteri var. Tartışmaların merkezinde yalnızca iki isim değil; Erdoğan sonrası muhtemel yeni iktidarın kimlere dayanacağının, hangi strateji ile yoluna devam edeceğinin tayin edilmeye çalışıldığı bir dönemi yaşıyoruz.
Kılıçdaroğlu sonrası CHP yönetimine gelen ekibin, partinin içerisinde bir harmoni yaratıp, geçmişte kendileri ile birlikte davranmamış olanları da içeren bir politik duruş ortaya koymak yerine, onları CHP dışına iten bir tutum sergilemesi iktidarın elini güçlendirirdi. Aslında iktidarın 'mutlak butlan' müdahalesinden çok önce parti, duyguda ve davranışta fiilen ikiye bölünmüştü. İktidarın dışarıdan müdahalesi, bunu görünür hale getirdi.
Şimdi Özgür Özel liderliğinde CHP'den kopan muhalefet, büyük bir sınavla karşı karşıya. Özgür Özel ve ekibi ya CHP seçmeninin büyük bir bölümünü kurdukları yeni partinin etrafında bir araya getirecekler -ki bu durumda daha önce CHP'ye hiç oy vermemiş insanlardan da oy alabilirler- ya da İyi Parti gibi zamanla küçülüp etkisizleşecekler.
Görünen şu ki; CHP seçmeninde Kemal Kılıçdaroğlu'na büyük bir tepki var. Bu, Özgür Özel ve ekibinin elini güçlendiriyor fakat bunun ne kadar oya dönüşeceğini henüz bilemiyoruz. Son anda bugünden hiç bilmediğimiz sürprizlerle karşılaşabiliriz. Eğer süreç içerisinde CHP marjinalleşir ve CHP seçmeni, Özgür Özel'in YENİ Parti'sinin etrafında toparlanırsa bu AKP'nin işini çok güçleştirir. Muhtemelen AKP buna razı olmayacak ve dolaylı olarak CHP’nin yeniden güçlenmesi için elinden geleni yapacaktır.
Bu saatten sonra AKP, Türkiye'nin çoğunluğunu ikna edemez; yapabileceği tek şey rakiplerini zayıflatmak. AKP medyası, yargısı, polisi ellerindeki bütün olanaklarla bu süreci zorluyorlar. Bundan sonuç alıp alamayacaklarını bugünden söylemek çok zor fakat iktidarın bundan başka yapabileceği başka bir şey de kalmadı. Artık Erdoğan ve ekibi, kendi başlarına topluma herhangi bir şey vaat edebilecek bir noktada değiller.
CHP sürekli kendisinin Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu partisi olduğu iddiasıyla Türkiye'de sivil siyaset üzerinde adeta görünmez bir vesayet kurmaya çalışan bir noktada durdu. Partinin kendi içinde ortaya koyduğu bu tutum, adeta bütün Türkiye için de bir tür fren sistemi olarak çalıştı. Sürekli buradan toplum ve devlet ile ilişki kurmak, uzunca bir süredir hem CHP'nin kendisinin hem de bütün Türkiye'nin şanssızlığı haline gelmiş durumdaydı. Uzun bir süredir insanlar, CHP'nin kurucu parti olması nedeniyle bir türlü gerçek sivil bir sosyal demokrat partiye dönüşemediğini iddia ediyordu. Bunun sahici bir karşılığı var; CHP kendisini sürekli solda bir parti olarak tanımlamak istemesine rağmen asla toplumun yoksullarından, demokrasi ve özgürlüklerden yana bir parti olmadı. CHP, bizzat devletin kendisiydi ve bununla hep gurur duydu.
Eğer Özgür Özel ve ekibi, arkalarına aldıkları kamuoyu desteğiyle Türkiye'nin gerçekten ihtiyacı olan sosyal demokrat partiyi kurma şansını doğru değerlendirirlerse Türkiye'nin geleceğine önemli bir katkıda bulunmuş olurlar. Bu yeni durum, bir süredir Kürt Halk Önderi'nin yoğun çabasıyla gündeme gelen Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile birlikte değerlendirilirse başka bir Türkiye isteyen her çevreden insan için yeni bir motivasyon kaynağı haline gelir.
Bu noktada YENİ Parti'yi kuranlar, önemli bir sorumluluk üstlenmiş gibi gözüküyor; ya arkalarına aldıkları rüzgarın hakkını verecekler ya da onlar da kendilerinden öncekiler gibi saman alevi gibi bir süre sonra sönüp unutulacak.